Category Archives: Girişimci Kitaplığı

Kasım ayı boyunca “Girişimcilik Seti” kampanyası

girisimcilikhaftasi_2016.jpg

Yorum bırakın

01 Kasım 2016 · 10:42

Gel, Kal ve Bağlan – İşveren markası ve işin perde arkası

Şirketlere soruyorlar: “Bu güne kadar işveren markası için ne yaptınız?

Cevap: “Biz bu güne kadar işveren markası adına herhangi bir çalışmada bulunmadık.

Ve burada başlıyoruz: Çünkü aslında şirketiniz işveren markası için durmadan bir şeyler yapıyor. Çalışanınızın eşi ameliyat olduğunda ona gönderdiğiniz çiçek de, kriz döneminde işten çıkardığınız çalışanlar da markanıza ait yürüttüğünüz faaliyetler. Olumlu ya da olumsuz, bilerek ya da bilmeyerek çevreye sürekli bu markayla mesajlar veriyorsunuz.

Peki, “işveren markası” bilinci olmadan konuyla ilgili bu kadar işe imza atıyorken bunu bilinçlendirip, şekillendirip, pişirip, stratejik bir yön verip şirketiniz için avantaja çevirmeye ne dersiniz? Bolca İK, strateji, yönetim ve calisma iceren bu yola cikmaya hazir misiniz?

 

Bir dakika, yine mi iK?

Yaka rengimizin ne olduğu hiç farketmez, hepimizin yolu İK ile kesişiyor. Ve bu kesişme anları her zaman keyifli olmuyor. Bugün küçük bir odak grubuyla çok kısa bir pazar araştırması yaparsaniz İK’nin genelde olumsuz çağrışımlarla bagdastirildigina tanik olacaksiniz. Bence bunun birinci nedeni kişilerin işyerlerindeki olumlu özellikleri, iyi giden süreçleri, başarıları sırasıyla kanıksamış olması, normal görmesi, kendine atfetmesi iken olumsuz özellikleri, yanlış giden süreçleri, başarısızlıkları -kendi yöneticileri de dahil olmak üzere- ya İK’nın hatası ya da -bence daha kötüsü- İK’nın pasifliği olarak görmesi. 

Yani, Sorunlu nokta-1: İK, zihinlerde strateji ile ilişkilendirilmiyor.

Adil olmasa da, insan psikolojisi. Çok basit bir karşılaştırmayla İK’ya neden yüklendiklerini gösterelim: Bir müşterisiniz ve bir firmadan hizmet alıyorsunuz. Firmayla aranız iyi olduğu sürece durup durup bunun ne kadar harika bir şey olduğunu düşünmezsiniz, değil mi? Ama ne zaman aldığınız hizmet sekteye uğrasa, bir sıkıntı, bir gecikme, bir yanlışlık olsa işte o zaman firmayla ilk temas noktanız olan müşteri hizmetlerini arar, doya doya tüm şikayetlerinizi sıralarsınız, yeri geldiğinde hizmet aldığınız firmanızı değiştirme hakkınızı kullanırsınız değil mi? 

İşte bu yüzden firmalar pazarlamanın rüzgarını arkalarına alarak çeşitli iletişim çalışmaları, kampanyalar, konumlandırma stratejileri ile kendilerini pazarda diğerlerinden ayıran değerlerin ne  olduğunu vurguluyorlar, bunu bize öğretmek, göstermek için uğraşıyorlar ve onları tercih etmemizi sağlamaya çalışıyorlar.

Aslında çalıştığımız işyerlerimizde biz de birer müşteriyiz ve canımızı sıkan bir durum olduğunda ilk şikayet ettiğimiz yer İK oluyor. Yeri geldiğinde müşterisi olduğumuz şirketimizi değiştirme hakkımızı da kullanabiliyoruz değil mi?

 

Screen Shot 2016-10-19 at 16.14.06.png

Yani, Sorunlu nokta-2: Şirketler, pazarlama birimi aracılığıyla dış dünyaya iletmek için canla başla kurguladıkları mesajları İK aracılığıyla iç dünyalarına iletmek için pek heyecan duymuyorlar.

İşte Engin Baran’ın kitabı, bu iki sorunlu noktadan yola çıkıyor ve İşveren Markası yolculuğuna çıkarken şirketlere eşlik ediyor, gerektiğinde yol gösteriyor, onlari yer yer uyarıyor ve bu yolculuğu anlatırken birlikte çalıştıkları Yapı Kredi, GE, Arçelik, Ford, Eczacıbaşı, Türk Telekom gibi şirketlerin hikayelerini de bizlerle paylaşıyor.

IK neden pazarlama yapsın ki?

Hız, tüketim toplumlarının sadece bir özelliğidir. Eskiden taksi durağını arayıp 10 dakikada taksiye binince mutlu olurken artık telefonumuzdaki uygulamadan çağırdığımız taksinin 10 dakika sonra geleceğini görünce bozuluyoruz. İstediğimiz bütün kitapları okumaya zamanımız yok, bekleme salonunda yarım saatte 6 dergiye göz atmış oluyoruz, eskiden walkmande bir kaseti çevirip çevirip dinlerken şimdi telefonlarımızda yüzlerce şarkı içinden şarkı beğenemiyoruz, eskiden 36’lık filmde belki de en güzel çıkmak istediğimiz fotoğrafta gözümüzün kapalı çıktığını 2 hafta sonra resimleri fotoğrafçıdan aldığımızda farkederken şimdi telefonumuzun ön kamerasıyla çektiğimiz selfieleri beğenemiyoruz… Uygulamaları tüketiyoruz, markaları tüketiyoruz; kitaplara, mekanlara olan bağlılığımız hızla kayboluyor… Peki isyerlerimiz? Evet, bu kosullar altinda her seyi tukettigimiz gibi, işyerlerimizi de tüketiyoruz.

Tüketim çılgınlığının kalbinde pazarlama vardır ve pazarlamada her ürün ya da hizmetin verdiği mesaj önceden segmente edilmiş bir hedef kitlesine göre belirlenir. Ancak işyerlerimizin müşterileri olan bizler segmente edilmiyoruz. Belki mavi yaka/beyaz yaka, ya da uzman/yönetici, ya da bunun gibi genel sınıflandırmalar var, ama Engin Baran’ın bize öğrettiği segmentasyon bu değil, IK’dan beklenilen gerçek bir pazarlama segmentasyonu:

  1. Çalışan beklentileri
  2. Çalışan davranışları
  3. Çalışanın şirket için değeri 

Bu üç kategori bir araya geldiğinde büyük resim ortaya çıkıyor: Çalışanın beklentileri çalışanın davranışlarını belirliyor. Bu beklentiler karşılanmazsa davranışlar olumsuzlaşıyor. Çalışan davranışları ise çalışanın şirket için değerini etkiliyor. Davranışlar olumluysa çalışanın değeri ve katkısı artıyor. Öyleyse bu akışa tersten bakarsak şirketlerin, çalışan davranışlarını olumlu etkilemek için çalışan beklentilerini iyi okumaları gerektiğini söylemek hiç de zor olmaz.

Screen Shot 2016-10-19 at 16.14.17.png

Çarpıcı bir örnek

İnsan kaynaklarında “Çalışan Yaşam Döngüsü” modellemeleri vardır. “Aday-çalışan-eski çalışan” olarak 3 aşamada görebileceğimiz bu modeller bazı yapılarda “İşe çekme – işe alım – işe başlama – işi öğretme – işte tutma – iş ilişkisini sonlandırma” gibi uzun aşamalarda da görülebilir. Peki kimin “Şu an işe çekme sürecinin sonundayım, sanırım işe alım sürecimin başlaması yakın.” gibi bir cümle kurduğuna ya da “İşyerim işte tutma konusunda başarılı olamazsa iş ilişkisini sonlandırma aşamasına geçmem an meselesi.” şeklinde konuştuğuna şahit olduk bugüne kadar? Bu cümlelerin bize garip gelmesinin sebebi, çalışan süreçlerini anlatan bu modellerin işveren gözüyle hazırlanmış olmasıdır. Aslında çalışan gözüyle süreç şuna benzer bir modelleme ister: Duydum/bilyorum – Çalışmak isterim – Başvurdum – Görüşmeye çağrıldım – İşe girdim – İlk günüm – Alışıyorum – Uyum sağladım – Zam/terfi/takdir bekliyorum – Zam/terfi/takdir aldım – Ayrılacağım – Ayrıldım/emekli oldum.

Gördüğünüz gibi, çalışan yaşam döngüsü içinde bulunan biz çalışanlar bu dili kullanıyoruz. Diğerini değil. Ve işveren markasını doğru yönetmek isteyen şirketler işe hem çalışanları tanıyarak, hem de dışarıda iletmeye çalıştığı mesajları içeride de tutarlı bir şekilde ileterek başlamalılar. Aklıma gelen en basit örneği vermek istiyorum. Bir gün müşterilerimiz için geçekleştireceğimiz bir şirket etkinliği için etkinliğin yapılacağı yer olan otele saatler öncesinden gittim. İhtişam içindeki salonda, yumuşacık halılarda, lüks masalar, şamdanlar, suplalar, süslemeler, zengin menüler arasında koşuştururken bir şekilde etkinlik öncesinde personel yemekhanesinde buldum kendimi. Tabii ki yemekhanenin balo salonu olmayacağının farkındaydım ama dürüst olmak gerekirse o inanılmaz otelde bizi karşılayan güleryüzlü çalışanların öğlenleri basık tavanlı, her yerine yağ kokusu sinmiş, plastik bardaklarda su içtikleri ve hiç de temiz olduğunu söyleyemeyeceğim bir yemekhanede yemek zorunda kalmalarına çok üzülmüştüm.

İşte burada, işveren markası açısından bakarsak işverenin dışarıya verdiği mesajla içeriye verdiği mesajın tutarsızlığının ne kadar önemli sonuçlar doğurabileceği açık değil mi?

İşveren markası yolculuğu

Kitaba donecek olursak, isveren markasi yolculugunda sayisiz adim, dusunulmesi gereken sayisiz detay, karar verilmesi gereken sayisiz yol ayrimi var. Ama en basit haliyle anlatmak gerekirse, İşveren markası yolculuğunun genel çerçevesini soyle siralayabiliriz: 

1. Adım: Projenin yol haritasını belirlemek. Bunun amacı, projeyi uygulayacak şirketin oldukça kapsamlı bir çalışmaya kendini hazırlaması. İkincisi ise bu projede yer alacak, destek verecek tüm çalışan ve departmanlarla bu çerçeve üzerinden sözlü bir ön anlaşma yapılması.

2. Adım:Projenin hedeflerinin belirlenmesi, ki projenin henüz çok başı da olsa hedef belirlemek, projenin tüm akışını belirlediği için önemli.

3. Adım: Ekiplerin belirlenmesi. Ekiplerde ilgili departmanların en üst düzey yöneticilerinin, hatta şirketin en üst düzey yöneticisinin bulunması önemli, çünkü atılan her adım şirketin stratejisini doğru belirlemesine veya stratejisi doğrultusunda ilerlemesine yardım edecek önemli kararları barındırıyor. 

Sonraki adımlarda ise grup içi iletişim planı yapılıyor, toplanacak bilgiler listesi hazırlanıyor ve proje iş ortakları belirleniyor.

Evet, işveren markası yolculuğu gerçekten uzun ve zorlu bir süreç. Şirketin marka kimliğinin belirlenmesinden şirketin çalışan için zayıf ve güçlü yönlerinin tanımlanmasına, Çalışan Değer Önermesi’nden (Neden sizin şirkette çalışayım sorusunun cevabı) şirketin alt markalarının analizine kadar geniş bir yelpazede çalışmalar yapılıyor.
Sonuç
Peki tum bu calismalarin sonunda ne oluyor? Alınan sonuç aslında projenin başında belirlediğiniz hedeflerinizin ne olduğuna göre değişiyor. Yeni mezunlar tarafından en cazip görülen şirket mi olmak istiyorsunuz? Turnoverı azaltarak işe alım maliyetlerini düşürmek mi istiyorsunuz? Globalde dışarıya açılan başarınızı içeriye de mi taşımak istiyorsunuz? Bunların hepsine başarılı bir işveren markası yönetimi ile ulaşmanız mümkün. Bu başarı hikayelerini bulacağınız yer ise kitabın ta kendisi. Arçelik’ten Eczacıbaşı’na, Ford’dan Türk Telekom’a kadar en güncel işveren markası yolculuklarına siz de tanıklık edin.

Irmak Parlat

 

 

Yorum bırakın

Filed under Girişimci Kitaplığı, Irmak Parlat blog yazıları, Optimist, İnsan Kaynakları

JACK VE SUZY WELCH’TEN GERÇEK HAYATTA MBA DERSLERİ

Gercek_Hayata_MBA_K2.jpg

 

Buradaki hedefimiz, sizi herhangi bir görevde uzmanlaştırmak değil. Hedefimiz, bugünün işini kodlamak, size içinde bulunduğunuz ya da bir gün girmeyi umduğunuz sektör ne olursa olsun, işin bugün ne olduğunu ve oyunun nasıl oynandığını anlamanızı sağlayacak bir çerçeve sunmaktır.”

—Jack ve Suzy Welch

Kazanmak İstiyorsanız’ı kim hatırlamaz? Jack ve Suzy Welch’in 2005’te dünyayı sarsan kitabı yayınlandığı ülkelerde çok satanlar listesinde yer almıştı. Türkiye’de de çok ilgi görmüştü.

Welch çifti şimdi yeni bir kitapla karşımızda: Gerçek Hayatta MBA. 2005’ten bu yana Mumbai’den Silikon Vadisi’ne kadar dünyanın her köşesindeki her boyuttan şirket için danışmanlık yapan, 2010’da akreditasyon sahibi kendi MBA programlarını başlatan yazarlar bu kez iş yapmanın çok zor olduğu günümüz koşullarında okura oyunu kazanma, takım kurma ve kariyer geliştirme kılavuzu sunuyorlar.

Kitap,  “Oyun Hakkında” başlıklı bir bölümle başlıyor. Her boyuttan şirketin organize olmak ve piyasada kazanmak için kullanması gereken yolları keşfediyor. “Takım Hakkında” başlıklı ikinci bölümde yeni liderlik modeli ele alınıyor. “Vay be” takımının nasıl kurulduğunu açıklıyor; en iyi oyuncuları işe alma, motive etme, geliştirme ve tutma süreçlerinin nasıl kilitlenebileceğini ve nasıl çözüme kavuşturulabileceğini ele alıyor. Kitap kariyer yönetimine odaklanan “Sizin Hakkınızda” adlı bölümle sona eriyor. “Hayatımı ne yapmalıyım?”, “Kariyer Araf’ımdan nasıl çıkarım?” sorularına yanıt aranan bu bölümde emeklilik dönemi hakkında da önemli öneriler yer alıyor.

New york Times ve Wall Street Journal’ın Best Seller listelerinde yerini almış Gerçek Hayatta MBA oyunu kazanma, takım kurma ve kariyer geliştirme konularında pratik ve yararlı bir rehber.

Yorum bırakın

Filed under Girişimci Kitaplığı, Optimist, Satış ve Pazarlama, Yönetim - Liderlik, Şirket İçi Eğitim, İş - Yönetim

BİZİM GİBİLERİN GİRİŞİMCİLİK YOLCULUKLARI

Girisimcilik_Vakalari_K2.jpg

Kırşehir, Giresun, Ağrı, Antalya, Edirne, Malatya, Kocaeli, Tunceli, Adana, İstanbul… Rüzgâr türbinlerinden doğal şekerlemeye, özel araç kiralama hizmetinden 3D yazıcılar için filamentlere ve yabancı dil öğreten sitelere kadar çok çeşitli alanlarda girişim sahipleri… Ver her birinin iş hayatı öyküleri…

Girişimcilik Vakaları – Fırsatlar ve Zorluklar yabancıların değil, bizim şehrimizde doğmuş, bizim gibi bir aileden gelen, bizim aldığımız eğitimi almış ve bizim kadar parası olan kişilerin nasıl girişimci olduklarını anlatan bir kitap. Kitabın içinde girişimcilerin, girişim fikirlerini nasıl buldukları, uygulamaya nasıl geçtikleri, hangi kararları verirken zorlandıkları, hangi hataları yaptıkları aktarılıyor.

Karabük Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Mustafa Halid Karaarslan tarafından hazırlanan kitap girişimci olmak isteyenler ve girişimciliği merak edenler kadar başka girişimcilerin deneylerini öğrenmek isteyenler için de yararlı. KOSGEB eğitmenlerinin, Türkiye’de faaliyet gösteren iş meleği ağlarının, TEKNOKENT yetkililerinin ve işletme alanındaki akademisyenlerin de önerileriyle belirlenmiş çok farklı alanlardan girişimcilerin deneyimleri ilgiyle okunuyor. Yazar, her öykünün sonuna konuyla ilgili sorular eklemiş. Böylece okuru tartışmaya ve akıl yürütmeye davet ediyor.

Girişimcilik eğitimleri için de yararlı bir kitap.

 

1 Yorum

Filed under Girişimci Kitaplığı, Optimist

GİRİŞİMCİ TOPLUM

GPDF-16-Visual-clean_no-titlex.jpg

Girişimci Ruh kavramı şu günlerde inanılmaz bir Rönesans yaşıyor. Haklı bir nedenden: Ancak insanların aktif olarak biçimlenmesine katılmak ve kendilerini geliştirmek istediği bir toplum gelecek için donanımlı bir toplum olabilir.

Richard Straub

Ünlü yönetim düşünürü Peter Drucker yaklaşık 30 yıl önce İnovasyon ve Girişimcilik adını taşıyan çığır açıcı bir kitap yazmıştı. Bu kitapta çalışanlar toplumundan girişimciler toplumuna geçiş gibi büyük bir dönüşümü öngörmüştü. Bu geçiş, değişen demografi, küreselleşme ve enformasyon ve iletişim teknolojilerinde giderek hızlanan ilerlemeler gibi durdurulamaz kuvvetlerin güdümünde yol alıyordu.

Bu yeni toplumun nasıl görüneceğini ortaya koyarken Drucker, Avusturya kökenli bir başka büyük düşünüre, Joseph Schumpeter’e atıfta bulunuyordu. Schumpeter’e göre girişimci, kapitalist ekonominin merkezinde yer alıyor ve piyasaya dayalı zenginlik yaratıcı dinamik ekonominin yaşam kuvvetini oluşturuyordu. Finans ve bankacılık sektörü ise girişimcilik ekonomisine hükmetmek bir yana kesinlikle ona hizmet ediyordu.

Girişimcilik toplumuna doğru yolculuk iyi tanımlanmış bir hedefe giden doğrusal bir ilerleme olmamakla birlikte büyük kültürel değişimler girişimciliği ana akım haline getirmiş bulunuyor. Bir zamanlar çeperde yürütülen, hatta bir miktar kuşkulu bir faaliyet olarak görülen şey bugün politikacılar tarafından alkışlanan ve yeni kuşaklar tarafından kucaklanan bir faaliyet olmuş durumda. Öte yandan girişimci bir kültürün belirmekte olması toplumumuzun ekonomik dokusunda daha geniş bir dönüşümü de içermektedir. Üstleniciler, serbest çalışanlar ve talep-üzeri platformlarda istihdam bulanların sayısının hızla artmasında tanık olduğumuz budur. Büyük kuruluşların gündeminde çalışanların yaratıcı ve buluşçu potansiyelinin özgürleştirilmesinin yeniden odak noktası haline gelmesi de aynı yöne, sahiplik, sorumluluk ve özerklikte yeni bir zihniyete işaret etmektedir. Aynı zamanda hızlı değişim dünyasında sık sık iş ve kariyer değiştirmeler, bir kuruluşa bağlı çalışmaktan serbest çalışmaya geçişler giderek kuraldışı olmaktan çıkıp kural haline geliyor.

Dijital teknoloji bu dönüşümde hızlandırıcı bir rol oynadı, birçok sektörde giriş engellerini büyük ölçüde indirdi, bilgi yaratımının yönetim ve paylaşımının yeni kurallarını yarattı ve sürekli öğrenmenin yeni araçlarını mümkün kıldı ve bunların hepsi küresel düzeyde gerçekleşti.

Bu değişimlere ve bunların yol açtığı sonuçlara bireyler, kuruluşlar, ekonomiler, toplumlar ve devletler olarak her düzeyde tanık oluyoruz.

 

Bu bağlamda ele alınması gereken temel meseleler:

  • Girişimci toplum yolunda ne kadar yol aldık. Bunun kanıtları neler?
  • Eski toplum sözleşmesi büyük ölçüde geçersiz hale gelmişse yeni bir sözleşme nasıl olmalı?
  • Girişimci toplumda devletin rolü nedir ve nasıl değişmektedir?
  • Formel eğitim ve yaşam boyu öğrenme yoluyla kapasite oluşturma geniş tabanlı bir girişimci kültürü destekleyecek şekilde nasıl iyileştirilebilir?
  • Girişimcilik inovasyonla büyümeye yeniden geri dönmemize yardımcı olacak mı?
  • Büyük kuruluşlar girişimci ruh kazanıp hiyerarşinin, bürokrasinin ve iç politikanın ataletini aşabilir mi?
  • Nitelikli şirketlerin finansmanını ve küçük işletmelerin orta boy işletmelere yükselişini nasıl hızlandırabiliriz?
  • Platform ekonomisi girişimciliği nasıl etkileyebilir? Girişimci eylemin olanaklarını artırır mı azaltır mı?
  • Girişimcilik kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ve kooperatifler için nasıl bir rol oynayabilir? Burada şirketler sektöründen farkı nedir?
  • Günümüz dünyasında düzenleyici müdahaleler ile girişimci özgürlüğü arasındaki doğru denge nedir?
  • Girişimci toplumun riski ve belirsizliği kabul etmesi gerektiğine göre tedbirli olma ilkesinin egemenliğinden pragmatik bir risk değerlendirmesine ve yönetimine nasıl geçebiliriz?
  • Girişimci zihniyet ve yaklaşımlar, hızlı finansal getirisi olmadığı için bugün risk sermayesi çekmeyi başaramayan sosyal ve toplumsal sorunların daha iyi çözümüne yardımcı olacak mı? Finansal ölçülerin ötesinde yeni ölçüler ve başarı kriterleri neler olmalı?
  • Borsaların ve finansal sektörün egemenliğindeki günümüz kapitalizmini canlı bir girişimci kapitalizme dönüştürecek dinamikleri nasıl yaratabiliriz?

 

Victor Hugo bir keresinde şöyle demişti: “İşgalci bir orduya karşı direnebilirsiniz ama vakti gelmiş bir fikre karşı direnemezsiniz.” Drucker Forumu yeni bir girişimci çağın vaktinin gelip gelmediği sorusunu gündeme getirecek ve cevaplarını arayacaktır.

  1. Global Peter Drucker Forumu, Viyana 17-18 Kasım 2016

 

“Girişimci bir toplumun doğuşu tarihin en önemli dönüm noktalarından biri olabilir.”

—Peter Drucker

İnovasyon ve Girişimcilik, 1985

 

Yorum bırakın

Filed under Başvuru, Girişimci Kitaplığı, Optimist, Peter Drucker 100. Yıl Kitaplığı

Girişimcilik Bir Takım Sporudur

Disciplined Entrepreneurship Yazarı Bill Aulet ile Yapılan Röportajın Bir Bölümü

 Kitaba neden Disciplined Entrepreneurship başlığını koydunuz?

Bu başlığı seviyorum, çünkü bir girişimciyi başarılı kılacak iki zıtlığı, bir korsanın korkusuz ruhu ile bir deniz piyadesinin yürütme becerilerini biraraya getiriyor. MIT Girişimcilikte öğrencilerimizin bu dengeyi tutturmalarına yardımcı oluyoruz.

Bu kitabı neden şimdi yazmaya karar verdiniz?

MIT’den Howard Anderson ile birlikte Girişimciliğe Giriş dersi veriyordum. Zamanla sınıf her biri dört öğrenciden oluşan beş ekipten yüz küsur ekibe büyüdü. Sınıfa doğru düzgün bir şeyler öğretebilmek amacıyla malzeme toplamak için yoğun çaba harcıyorduk. Kısa süre sonra bu toplamaların bir krize yol açabileceğini ve girişimciliğin geliştirilmesini durdurabileceğini fark ettim. O nedenle de bu kitabı yazmaya başladım.

Girişimci olmanın özellikleri nelerdir?

Bu soruyla gittiğim her yerde karşılaşıyorum. Birçok kişi sonradan başarılı girişimci olunmayacağı, başarılı girişimci olarak doğulacağı şeklinde yanlış bir kanaat taşıyor. Girişimcilerin riski seven cıva gibi bireyler oldukları, disiplinle uzaktan yakından ilişkileri bulunmadığı yanlış görüşü de yaygın. Çoğu durumda tam tersi geçerli; araştırmalar artan ölçüde girişimciliğin öğretilebileceğini, meşru bir meslek ve disiplin olarak görülebileceğini ortaya koyuyor. Girişimcilik bir takım sporudur. Burada fikirler takımın oldukça odaklı bir şekilde onları gerçekleştirme becerisinden sonra gelir.

Girişimcilik hakkında kitap yazabilecek kapasitede misiniz? 

Girişimciliği icra ettiğim ve öğrettiğim 15 yıl boyunca karşılaştığım başarısızlık acılarından çok şey öğrendim. Bu benim müthiş bir bilgin olduğum anlamına gelmiyor; sadece neyin işe yaradığını belirledim ve bu bilgiyi paylaşıyorum. MIT’deki bu işe sahip olduğum için şanslıyım. İnsanların birbirlerinden öğrendikleri bir toplulukla iletişim içindeyim.

İflas eden ilk firmamı 11 yıl IBM’de çalıştıktan sonra kurmuştum. Başarısızlık o kadar bariz ve gerçekti ki acısıyla yanıp tutuşurken çok şey öğrendim. Her şeyden önemlisi, birlikte çalıştığınız ekibin çok önemli olduğunu kavradım. Güvenebileceğiniz ve faaliyetiyle sizi tamamlayan birisiyle işbirliği yapmaya ihtiyaç duyuyorsunuz.

Girişimcilik sürecini bir dizi adımdan oluşan bir yol haritası olarak sunmak okurun ne işine yarar?

Girişimcilik sadece birbirini izleyen adımlardan oluşmaz tabii ki. Ne var ki, insanların yollarını kaybetmemeleri için nereden yola çıkmaları gerektiğini söylemeliydik. Parçalara ayırdım, en mantıklı başlangıç noktasını belirledim ve oradan ilerledim. Bu yol haritası, tekrarlayan birçok halka içermesine rağmen, insanları ilerlemeye teşvik eden bir yapı sunuyor.

Bu kitabı kimler satın almalı?

Girişimciliğe ilgi duyan ve süreci anlamak istenler. Taze girişimciler, tekrar denemek isteyenler ya da kurumlarını büyük şirketlere dönüştürmek isteyen iş insanları da almalı. Büyük, kurumlaşmış şirketler de inovasyon kapasitelerini ölçmek için bu kitaptan yararlanabilir.

 

1 Yorum

Filed under Girişimci Kitaplığı, Optimist

DISCIPLINED ENTREPRENEURSHIP – Başarılı Startup İçin 24 Adım

1.png

Yazan: Bill Aulet

Bill Aulet Masachussetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) girişimcilik derslerinde şöyle der:

“Başarılı girişimcilik bir korsanın korkusuz ruhu ile bir deniz komandosunun becerilerinin birleşmesidir.”

2

 

Disciplined Entrepreneurship yeni bir girişim oluşturmak için bütünsel, kapsamlı ve sınanmış bir çerçeve sunuyor. Her ne kadar her startup pek çok açıdan farklı olsa da burada yer alan ayrıntılı çerçeve özgünlük ve farklılık ayrımı gözetmeksizin başlangıç sürecini hızlandırıyor.

 

3

 

Yazar Bill Aulet deneyimli bir girişimcidir ve dünyanın önde gelen kurumlarından Massachusets Teknoloji Entstitüsü’nde (MIT) öğretim görevlisidir. Bir yandan pazar değeri milyonlarca dolar olan girişimler kurarken, diğer yandan binlerce girişimci yetiştirmektedir.

 

4Yazar MIT’deki derslerinde startup başlatma konusunda kullanabileceği bir kitap bulamamış, ders için topladığı malzemeleri bir araya getirmeye karar vermiş. Pratik ve kapsamlı bilgiler ile 20 yıllık girişimciliğinin farklı ögelerini bu kitapta toplamış.

 

Disciplined_Entrepreneurship_k2.jpg

Satın almak için tıklayınız.

Yorum bırakın

Filed under Girişimci Kitaplığı, Optimist