Category Archives: İş – Yönetim

HAYDİ PROJE YÖNETİMİ 2.0’A!

İnsan evladı 6000 yıldan beri proje yapar. Piramitlerden Romalıların su kemerlerine, aya ayak basmadan web 2.0’a kadar insanlık hep proje yaptı. Uzun bir dönem proje yönetimi özgün bir ürün, hizmet veya sonuç üretmek için geçici bir çaba olarak kaldı. Buna Proje Yönetimi 1.0 adı verildi. Bugün artık bu tarz bir proje yönetimi yetersiz kalıyor. Çünkü Proje Yönetimi 1.0:

  • Esnek değildir;
  • Çoğu kez alt bileşenler kullanarak amacın sapmasına yol açar;
  • Mevcut tüm bilgiyi kullanmaz;
  • Stratejik değil işlevsel olarak ele alınır;
  • Bütün projelerin öznel (insanla ilgili) boyutlarını yeterli ölçüde ele almaz.

Peki, günümüzde proje yönetimi nasıl olmalı? Şirketin varlıklarını sürdürebilmeleri, sektörde karşılarına çıkan zorluklarla başa çıkma becerileriyle doğrudan bağlantılı artık. Büyük kurumsal riskler, her zamankinden daha karmaşık projeleri kabul etmeye mecbur kalınması, çok sayıda paydaşla daha yakın bir ilişki içinde çalışılması, söz konusu zorluklardan sadece birkaçını oluşturuyor.

Uluslararası Öğrenme Enstitüsü Proje Yönetimi Direktörü Harold Kerzner’in Proje Yönetimi 2.0 kitabı günümüzde geçerli olan proje yönetiminin süreçlerini, işleyişini ve getirilerini ayrıntılı bir biçimde anlatıyor. Kitapta proje yönetiminin tarihçesi, proje yöneticisinin kuruluşun stratejik planlamasındaki rolü, problem çözme ve karar alma teknikleri, sorunları ele alma ve proje yönetiminin geleceği ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor.

Harold Kerzner’e göre artık:

  • İş değeri projeyi başlatma ve sürdürmenin tek gerekçesi olmalıdır.
  • Metodolojinin yerini çerçeveler almalıdır.
  • İş değeri sürekli olarak esnek gelişme ve ara durumlar aracılığıyla sağlanmalıdır.
  • Ekipler yetkilendirilmelidir (paylaşılan global farkındalık ve kendi kendine senkronizasyon.)
  • Ölçümler dinamik olmalıdır (her aşamada değişir, her bir finansör için farklı ölçümler).

Proje Yönetimi 2.0 proje yönetimini iyileştirme, paydaşlarla daha etkin işbirliği, daha yararlı enformasyon edinme, farklı yerlerde bulunan ekiplerin birbirleriyle daha kolay işbirliği yapabilmesi, proje yöneticilerinin stratejik planlamada ve portföy yönetiminde yetkinleşmesi, problem çözme ve karar alma süreçlerinin iyileştirilmesi ve etkin yöntemlerin nasıl uygulanabileceği gibi konularda bilgi sunuyor.

Çok sayıda global şirkete danışmanlık yapan yazara göre, günümüzde proje gerçekleştirilmiş ve sürdürülebilir iş değerlerinin birikimidir. Başarısı ise, arzu edilen iş getirilerini rekabetin kısıtlayıcı sınırları içinde sağlamasıyla ölçülür.

Proje Yönetimi 2.0 özgün grafikleri, yararlı tablolarıyla okuması kolay bir başucu kitabı.

Proje_Yonetimi_2_0_K2

Yorum bırakın

Filed under Optimist, Satış ve Pazarlama, Şirket İçi Eğitim, İş - Yönetim

NESNELERİN İNTERNETİ

nesnelerin_interneti_k2

Nesnelerin interneti dendiğinde hepimizin aklına teknoloji merkezli bir dünya gelir. Bu dünyada otomatikleştirilmiş evlerde yaşayacak, ağ tabanlı yollarda akıllı araçlar sürecek, etkileşim açısından oldukça gelişmiş mağazalardan alışveriş yapacak, sağlığa temel yaklaşımımızı yeniden tanımlayacak sağlık ve zindelik ürünlerine bağlanacağız. Ve günlük yaşantımızda zihnin sınırlarını zorlayan birçok farklı akıllı sistem kullanacağız.

İş dünyası, teknoloji ve internet üzerine yazılarıyla tanınmış Samuel Greengard’ın Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Yayınevi tarafından yayınlanan Nesnelerin İnterneti kitabı bizi işte bu dünyaya davet ediyor.

Kitabın birinci bölümü kişisel bilgisayarlar ve internete ayrılmış. İkinci bölümde mobil teknolojiyle bulut bilişimin bağlantılı bir dünyayı desteklemek için oluşturduğu çerçeve aktarılıyor. Üçüncü bölüm endüstriyel internet ile makineler arası iletişimi konu alıyor.

Dördüncü bölümde dünya ile etkileşimimizi yeniden tanımlayan akıllı tüketici ürün ve hizmetlerinin gittikçe genişleyen yelpazesine bir göz atılıyor. Beşinci bölümde nesnelerin internetinin inşa sürecinde karşı karşıya olunan teknik zorluklara ve uygulama problemlerine değiniliyor.

Altıncı bölümde bağlantılı dünyanın geniş kitlelerin işsiz kalması, suç oranlarının artması, dijital yaşam çılgınlığı, güvenlik ve mahremiyet gibi sorun-risk ve kaygıları dillendiriyor. Son bölüm ise uzun vadede nesnelerin internetinin toplumu nasıl etkileyeceği üzerine tahminlere, 2025 yılıyla ilgili olası senaryolara ayrılmış.

Kısaca, Nesnelerin İnternetinde Samuel Greengard bizi belirlemekte olan bu dünya ile tanıştırıyor. Teknoloji konularında uzman olmasak bile hem kişisel, hem toplumsal hem de iş hayatımız açısından nereye doğru gittiğimiz hakkında fikrimiz oluşuyor.

Yorum bırakın

Filed under Dijital Çağ, Optimist, İş - Yönetim

ENFORMASYON VE MODERN ŞİRKET

“Türkiye gelişmekte olan bir ekonomiden çok daha fazlasıdır; çok yönlü bir ekonomidir… Umarım şirketlerin enformasyonu nasıl kullandığına dair bir sonraki kitap, Türk girişimlerin hikâyelerini de içerir.”

Bugün enformasyon olmadan faaliyet gösterebilecek hiçbir işletme yok. İster küçük bir kahve dükkânı ya da büyük bir kamu hizmeti şirketi, isterse de bir köyün muhtarlığı ya da ulusal devlet daireleri olsun, her yer enformasyona dayanır. Bunun bir kısmı kâğıt üzerinde, bir kısmı akıllı telefonlarda, yine bir kısmı da tabletlerde, kişisel bilgisayarlarda ve büyük bilgisayarlardadır. Dünyanın dört bir yanındaki şirketlerin öğrendiği şey, iş yapma yollarını oluşturup sağlamlaştırdıkça, etkinliklerinin çok büyük bir bölümünün artan miktarlarda enformasyonun toplanmasını, saklanmasını, analizini ve kullanımını içermesidir. Günümüz yöneticileri ve çalışanları, enformasyonun toplanıp kullanılmasında bugün uzmandırlar.

Bu Türkçe baskıyla, Türkiye’deki iş pratiklerinin dünyanın dört bir yanında bulunanlar kadar modern ve normal olduğunu görüyoruz. Türk girişimlerin Batı’nın en iyi pratiklerini benimseme, Ortadoğu ve Asya’nınkileri iyileştirip uyarlama ve özgün inovasyonlar sağlama konusunda seçkin ve uzun bir tarihi var. Bu yüzden bu kitabın Türkçede basıldığını görmek şaşırtıcı değil; aksine, modern Türk iş pratiklerinin bir devamı niteliğinde. Okuyucu bu kitapta, Avrupa ve Ortadoğu’yla, Asya’yla ve artan bir şekilde Latin Amerika ve Afrika’yla ticari ve iş ilişkilerini pekiştirecek içgörüler bulacak.

Türkiye ekonomisi yaygın bir şekilde, hızla gelişmekte olan bir ekonomi olarak düşünülür. Ne var ki Türkiye gelişmekte olan bir ekonomiden çok daha fazlasıdır; çok yönlü bir ekonomidir. Türkiye’de yaşayan profesyoneller bu olguyu bilirler. Dünyadaki en profesyonel, çalışkan işletmelerden ve devlet topluluklarından bazılarını temsil ederler. Türkiye, ekonomisini ve toplumunu sürekli olarak yeniler ve dolayısıyla içgörüler için yüzünü dünyaya döner. Türk profesyonellerin, yeni yüzyılda şirketlerin nasıl iyi performans gösterdiğini belgelediğim bu çalışmama ilgi göstermelerine minnettarım. Bu kitabı, enformasyonun büyük kuruluşlarda nasıl kullanıldığına dair genel bir resim çizmek için yazdım. Bunun “büyük resme” bir giriş olmasını ve okuyucuların bunu, başka neleri göz önünde bulundurmaları gerektiğini ve ellerindeki şeyleri en iyi nasıl iyileştireceklerini anlamak için bir kılavuz olarak kullanmaları arzusuyla tasarladım.

Okuyucularıma en iyi dileklerimi sunuyorum. Ayrıca Türkiye’deki yayıncıma, bu kitabı yayınlamayı kabul ettikleri için teşekkür ediyorum. Umarım şirketlerin enformasyonu nasıl kullandığına dair bir sonraki kitap, Türk girişimlerin hikâyelerini de içerir.

James W. Cortada

Enformasyon_ve_Modern_Sirket_K2.jpg

Yorum bırakın

Filed under Başvuru, Dijital Çağ, Enformasyon, Optimist, İş - Yönetim

Projelerinizle İşte Böyle Kâr Sağlarsınız

karliprojeyonetimi_k2

Bugünlerde hemen herkes proje yapıyor. Projeler her yerde. Proje tabanlı şirketler günümüz ekonomisinde inanılmaz ölçüde çoğalmış bulunuyor. İnşaat firmaları, yazılım şirketleri, mimarlık ve mühendislik firmaları, pazarlama ile halkla ilişkiler ve danışmanlık firmaları, tasarımcılar, makine imalatçıları, etkinlik yöneticileri, enformasyon teknolojisi sistemleri şirketleri vb… Tüm dünya gitgide daha fazla proje tabanlı hale geliyor gibi görünüyor, çünkü artık insanlar büyük coğrafi mesafelere rağmen kolaylıkla işbirliği yapabiliyorlar

Peki, her projenin son hedefi nedir? İster iş sahibi, ister proje yöneticisi, isterse de ekip üyesi olun, son hedefiniz yaptığınız işten uzun vadeli, sürdürülebilir bir kâr kazanmaktır. Projenin her kavşağında kârlılıkla ilgili mümkün olan en iyi kararları almak için, projenizin finansal performansının tam şu anda nasıl gittiğini bilmeniz gerekir.

Kârlı Proje Yönetimi size bunu nasıl sağlayabileceğinizle ilgili sistemi sunan bir Harvard Business kitabı. Bu sistem yirmi yıl önce geliştirilmiş ve o günden bu yana da alanda test ediliyor. Peki, bu sistem proje yöneticilerine ne öğretiyor?

  • Bütçe ve teslim tarihleri açısından haftalık ilerlemeyi takip edebilmeyi;
  • Ekibi yanlış giden noktaları belirleme konusunda yetkilendirmeyi;
  • Müşterinin değişiklik taleplerinin gerçek finansal etkisini anında tespit edebilmeyi; ve her değişikliği projenin genel maliyetine ekleyebilmeyi;
  • Geçmiş projelerden ayrıntılı bir veri tabanı oluşturarak en hatasız projelerin maliyet ve zaman hesaplarını yapabilmeyi.

Sonuçta bu kitap proje yönetimi bilgisi olmadığı halde proje yönetmek zorunda olan yöneticiler için; firmasının finansal performansını iyileştirmek isteyen proje yöneticileri için ve küçük bir firması olup da proje yönetimi konusunda bir şeyler öğrenmek isteyen mühendisler için yararlı bir rehber.

Yorum bırakın

Filed under Optimist, İş - Yönetim

Merhaba Dijital Çağ, Merhaba Optimist

Harvard Makaleleri Artık Dijital!

13 Konu başlığında 130 Harvard makalesi artık dijital olarak istediğiniz an yanınızda.

HBR10mustreads_artikdijital_mailing2.jpg

Listeye ulaşmak için tıklayınız.

harvard_makaleleri

Yorum bırakın

Filed under HBR's 10 Must Reads, Optimist, Şirket İçi Eğitim, İnsan Kaynakları, İş - Yönetim

En anlamlı yılbaşı hediyesi – 10 Must Reads

hbrs_2016

Yorum bırakın

02 Aralık 2016 · 16:47

Duygusal Zekâ: Buzdağının Görünmeyen Kısmı

duygusal_zeka_k1

Ben bugün kendi kendime konuşmak istiyorum. Sorular sormak, kendimle hafifçe dalga geçmek, kendimi sorgulamak istiyorum. Aşağıdaki soruları isteyen kendi üzerine alabilir, ama ben kendi kendime konuşuyorum. Dolayısıyla alınmaca darılmaca yok.

Duygusal zekâ, üzerinde tartışmaların, fikirlerin, araştırmaların ve yeni sonuçların hiç bitmediği bir konu. Hayatla yarışıyor gibi, sürekli kendini yeniliyor ve bir de bakıyorum ki, daha önce farkında olmadığım iletişim kopukluklarında ya da genel anlamda “fail ettiğimiz” (madem ki iş konuşuyoruz) zamanlarda fatura hep duygusal zekâya kesiliyor… Genelde duygusal zekâ denince aklıma doğrudan empati yeteneği geliyor ya, aslında konu bundan çok daha derin.

Ben yine etrafımda şahit olduğum yaralara parmak basan kısımları anlatmak istiyorum. Senin de etrafında duygusal zekâdan kaynaklanan problemler yaşayan insanlar olmuştur ve dahası, belki sen de onlardan birisindir. Benim etrafımda da onlardan bolca var. Ve bu insanlar yaşamları etkiliyor.

Gel seninle küçük bir oyun oynayalım: İşyerinde kötü muameleye uğrayan insanlarla ilgili bir araştırmanın sonuçlarını buraya yazıyorum, bakalım her bir sonuçta aklına bunu yaşamış kaç farklı kişi gelecek?

Ve işte sana işyerinde kötü muamele görmenin bedeli* 
İşyerinde kötü muamele görenlerin;

  • %48’i bilinçli olarak işine şevkle sarılmayı bıraktı,
  • %38’i bilinçli olarak yaptığı işin kalitesini düşürdü,
  • %12’si kötü muamele yüzünden işten ayrıldığını söyledi,
  • %80’inde aynı olayı yaşama endişesi iş saati kaybına yol açtı.

Evet, sayıları alayım?

Tamam, peki bu istatistikleri sadece kişisel kaprisler olarak görüyor olabilirsin. Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış diyebilirsin. Aslında dağ-şimdilik haberi yok ama-bu işten epey yara alacak. Neden mi? Şöyle sorayım: Bunun bir şirkete doğrudan zararları nedir hiç düşündün mü? Örneğin yaratıcılığın zarar görmesi (buraya az sonra döneceğim), ekip ruhunun zayıflaması, bozulan düzeni sağlamak için harcanan kaynaklar (ben diyeyim zaman, sen de para) ve dahası, müşterilerin bile eninde sonunda yüz çevirmesi…

screen-shot-2016-11-11-at-11-45-04

“Sivri dillilik de kötü muamele sayılır mı?”

Peki bu gidişata dur diyecek olan kim? Evet, tabii hepimiz dur demeliyiz ama doğrusu, “balık baştan kokar” deyimi nedeniyle yöneticilerimiz. Çünkü onların tavırları, hareketleri ister istemez bize yansıyor. Çalıştığın atmosfer çok stresliyse sen de çok huzurlu olduğunu söyleyemezsin- örneğin ben şu an havada uçan kıvılcımları gördüm, neyin huzuru? Bu nedenle, önce yöneticiler kendi tavırlarını kontrol altına alacak ve bizlere iyi davranış modeli olacak. Yine ilginç bir araştırma diyor ki, insanlara kötü davrandığını itiraf eden yöneticilerin %25’i kendi rol modellerinin de kaba davranan insanlar olduğunu söylemiş. Yani gerçekten, uzun vadede iş odaklı verimli çalışmak istiyorsan gerçekten yöneticilerine şimdiden bu kitabı hediye etme zamanı gelmiş demektir.

Yöneticilerin, daha doğrusu “liderlerin” demeliyim, kendilerini yönetmeyi ve iyi davranış modeli olmayı bilmeleri gerekiyor. Peki, çalışanlarını nasıl yönetmeleri gerekiyor? Önemli noktalardan biri, eleman alırken saygı faktörünü hiçbir zaman göz ardı etmemek ve çalışanlara, saygılı davranmayı öğretmek. Bir diğer önemli nokta da-kulağa eski moda gelse de-iyi davranışı ödüllendirip kötü davranışı cezalandırmak…

Screen Shot 2016-11-11 at 11.47.41.png

Tuğla deyip geçmeyin…

Kurum içinde kötü muameleyi engellemek gerçekten çok önemli çünkü bu şirketlere pahalıya mal oluyor. Unuttum sanma, az önce “buraya az sonra döneceğim” dediğim yere de hemen dönüyorum: Yapılan bir araştırmada denekleri iki gruba ayırmışlar ve birbirine kaba davranan deneklerin olduğu grubun özgünlük seviyesinin diğerinden belirgin bir şekilde düşük olduğunu ortaya çıkarmışlar. Mesela gruplara birer tuğla veriyorlar, ve kaba davranışın bulunmadığı grup “e-Bay’de satarım, sokakta maç yaparken kale taşı olarak kullanırım” gibi daha yaratıcı fikirler üretirlerken, kaba davranışa maruz kalan gruptan ancak “duvar örerim, ev yaparım” gibi mantıklı fakat hayal gücü eksik fikirler çıkmış. Bir de bunu gerçek bir şirket ortamında düşün: Yaratıcılık ve yapma hevesi git gide köreliyor, işler mekanikleşiyor, işle ilgili tek motivasyonun saatin 18:00’i göstermesini beklemek oluyor…

Bunu hiç mi yaşamadın?

Kötü muamelenin zararlarını çözdük, şimdi sıra bir diğer zararlıda: Geribildirim korkusu**… Hani sürekli isteyip durduğumuz o “feedback” var ya, gerçekte onu istemiyoruz. Sen yöneticinden eleştiri almak istemediğin için istemiyorsun, ben de senin en ufak eleştiride hemen savunmaya geçmene dayanamadığım için istemiyorum. Dolayısıyla, karşılıklı susuyoruz.

“İnsanlar eleştirilmekten hoşlanmadıkları için geribildirimden kaçıyorlar, basit ve net. (s.180)”

Bu geribildirim korkusu yüzünden kendini çaresiz hissetmen sende nelere yol açıyor biliyor musun? İşleri savsaklamaya başlıyorsun, kendini etrafındakilerle kıyaslayıp kıskançlık duymaya başlıyorsun, gerçekleri inkâr ediyorsun, kara kara düşüncelere dalıyorsun. Halbuki korkup duracağına hayali ve gerçek korkularının yerinde olup olmadığını bir kontrol etsen şu üzerindeki ölü toprağından nasıl kurtulacaksın!

Öncelikle duygularının ve tepkilerinin adını koyman, onları tanıman gerekiyor. Buna “uyarlama” deniyor. Eğer duygularını tespit etmekte zorluk yaşıyorsan yanında kendini rahat hissettiğin birinden yardım alıp seni dinlemesini, cesaretlendirmesini ya da sana önerilerde bulunmasını isteyebilirsin. Evet, kendine güvenli olmanın yolunun başkalarından yardım almamaktan geçtiğini zannediyor olabilirsin ama şu çıkmazında sana yol göstermesi için bir kerelik denemeye ne dersin? Ayrıca, bakış açını biraz değiştirirsen, geribildirimi özümseyip onu kendini geliştirmek için bir fırsat olarak da görebilirsin.

Screen Shot 2016-11-11 at 11.47.50.png

“Geribildirim” hakkında geribildiriminiz nedir? Seviyor musunuz, sevmiyor musunuz?

Bir diğer uyarlama tekniği de, geribildirimle ilgili büyük bir görevi daha küçük lokmalar haline getirmek ve her lokma için gerçekçi takvimler belirlemek. Yani küçük adımlarla ve hedefe doğru teker teker ilerlemek, zorluklar altında ezilme olasılığını azaltabilir ve değişimin daha rahat gerçekleşmesini sağlar.

Ve sen böyle böyle kendini uyarlamaya alıştığın zaman, ben de aynı şekilde geribildirim korkumu üzerimden attığım zaman ne olacak biliyor musun? Yavaş yavaş, herkes geribildirim talep etmeyi öğrenecek ve eskiden geribildirimden kaçılan iş ortamı artık daha samimi ve açık bir ortama dönüşmeye başlayacak. Bu da, genel anlamda çalıştığın yerde tüm performansın iyileşmesini sağlayacak.

Evet, duygusal zekâ ile ilgili anlatacaklarım şimdilik bu kadar. Daha fazlasını öğrenmek istiyorsun değil mi? O zaman Duygusal Zekâ’yı önce sen oku, daha sonra her ihtimale karşı yöneticine de okutmayı ihmal etme.

Şimdilik hoşça kal.

Irmak Parlat

Yorum bırakın

Filed under HBR's 10 Must Reads, Irmak Parlat blog yazıları, Optimist, Yönetim - Liderlik, İş - Yönetim