Category Archives: Kişisel Gelişim

OYUNLAR BAŞLASIN

Oyunlar_Baslasin_Kapak-low

Hakan Karabacak, yeni kitabı Oyunlar Başlasın’da stratejik düşüncenin alt yapısını hazırlayan yöntemleri, eğlenceli ve zekice kurgulanmış oyunlarla anlatıyor ve okuyucuyu bu oyunlara eşlik etmek için sahneye davet ediyor.

Stratejik düşünceye her alanda ihtiyaç var. Neredeyse her önemli kararımızın altında onun imzası bulunuyor. Hedefler koyabilmemizi ve bunları gerçekleştirebilmemizi sağlayan onun ta kendisi.

Bu kitap stratejik düşüncenin zihinsel alt yapısına, temeline iniyor. Cevabını aradığı sorular şunlar:

Sağlam bir stratejik düşünce, nasıl bir zihinsel altyapı veya temel üzerine inşa edilmeli?

Bu zihinsel altyapı nasıl güçlendirilebilir?

Kitap, sağlam bir stratejik düşünce altyapısı için dedektif gibi düşünün; zihinsel kalıplara hapsolmayın; sezgilerinize güvenin, düzenleri keşfedin; mantığınızı yanınızdan ayırmayın; problemlerle yüzleşin; bulmaca çözün ve satranç oynayın diyor.

Zihinsel altyapının unsurlarına daha yakından bakmak ve bu temeli sağlamlaştırmak için akıl oyunlarına yer veriyor. Siz soruları çözdükçe stratejik düşüncenin temelini keşfedecek ve sağlamlaştıracaksınız. Akıl oyunlarıyla güçlendirdiğiniz zihinsel altyapının üzerine istediğiniz yükseklikte bir stratejik düşünce inşa edebilirsiniz.

Dedektif gibi düşünün
Padişah çarşıda

Günlerden bir gün uzak ülkelerde hüküm süren bir padişah, sadrazamını yanına almış, tebdili kıyafetle halkın arasına karışmış. Gün boyu çarşıda, pazarda dolaşmış, etrafına dikkatle bakıp, duyduklarına kulak kabartmış. Tam saraya dönmek üzere yola çıkacağı vakit, önüne bir kahvehane çıkmış. Bir fincan kahve içelim, bir soluklanalım niyetiyle girmişler içeriye. Vermişler selamı, oturmuşlar bir köşeye. Kahvelerini içerken başlamışlar çevreyi keşfe. Bir de ne görsünler; bir adam padişah aleyhinde atıp tutuyor, dinleyen ahaliyi de peşine katıyor.

Bu olay padişahın fena halde keyfini kaçırmış. Sadrazam adamın adını öğrenmiş ve birlikte saraya dönmüşler. Adam, daha akşam olmadan yaka paça padişahın huzuruna getirilmiş. Affedilmek için yalvarırken padişah, “Sus mel’un, ya sürgün ya ölüm!” diyerek sözünü kesmiş: “Sana son bir şans veriyorum; dilini değil kafanı çalıştırırsan kurtulabilirsin.”

“Bu masanın üzerinde iki bakır bardak var. Birinin dibinde bir parmak zehir. İçine bakmadan ve bardakları ellemeden bardakların birini seçeceksin. Seçtiğin bardakta zehir varsa içeceksin” demiş. Adam, “Zehri seçmekten çok korkuyorum padişahım. Son bir dileğim var; sonra bardağı seçeyim” diye konuşmuş. Padişah adamın son dileğini yerine getirmiş ve adam bu dileği sayesinde doğru bardağı seçerek kurtulmuş. Bardağın içine başka birinin bakmasına, ona ellemesine ve zehri içmesine müsaade edilmediğine göre;

Adamın dileği neydi ve nasıl kurtulmuş olabilir?

Cevap: Bir bardakta sıvı olduğunu, içini görmeden ve dokunmadan nasıl anlarsınız? İçine dumanı tüten bir nesne atın; duman tütmeye devam ederse bardak boştur. Aksine duman kesilirse dibindeki sıvı işini görmüş demektir. O halde adamın son isteği ne olabilir? Son bir sigara veya sarılmış tütün içmek istemiş olabilir. Adam önce tütünü yakıyor. Sonra bir nefes çekip yanan tütünü bardaklardan birinin içine atıyor. Tütün ilk kez birinin hayatını kurtardı. Daha doğrusu öldürmedi ama süründürdü diyelim. Canını kurtaran adam sürgüne gitmekten kurtulamadı.

Zihinsel Kalıplara Hapsolmayın
Einstein’ın evreni

Bildiğiniz gibi bu bölüm altında zihinsel kalıplara hapsolmamayı konu alıyorum. Bu kısma kadar hikâyeleri esas alan, sözel bir üslup benimsedim. Bundan sonra biraz da sayısal sorulara yer vereceğim. Neden sayısal soruların bu bölüm altında yer aldığının cevabını vermek çok kolay. Bu basit sayısal sorularda doğru cevaba ulaşmak için yine zihinsel kalıpları kırmak gerekiyor. Bu soruları çözmenin ilk anahtarı, olabilecek tüm ihtimalleri dikkate alan bir düşünce tarzı geliştirmek.

İlk sorumuz ünlü bilim adamı Einstein’dan. Onun meşhur bir fotoğrafı vardır: Bir kara tahtanın başında durur ve dilini çıkararak objektife bakar. O esnada elindeki tebeşirle tahtaya yazdığı bir eşitliğin altını çizmiş olduğunu görürüz. İşte o meşhur eşitlik aşağıda yer alıyor:

6–3=6

Einstein’ın fiziksel evreninde bu mümkün olabilir. Matematiksel olarak bu eşitliğin doğru olabilmesi içinse tek bir hamle gerekiyor. Eşitliğin sol tarafında bir sorun yok; sağ tarafındaki rakam yanlış.

O halde tek bir dokunuşla eşitliğin sol tarafındaki işlemin doğru cevabını verebilir misiniz?

Cevap: Soruyu tekrar edeyim; bizden yapacağımız tek bir dokunuşla eşitliğin sol tarafındaki işlemin doğru cevabını vermemiz isteniyor. Eşitliğin sol tarafındaki işlem nedir? 6 – 3. Peki bunun doğru cevabı nedir? Tabi ki 3. Bizden istenense tek bir dokunuşla doğru cevabı, yani 3’ü bulmak. O zaman eşittir sembolünün üstteki çizgisini alıp eksinin üzerine konduruverelim: 6+3–6. Artı ve eksi 6’lar birbirini götürür. Geriye ne kalır? Elbette 3.

Mantığınızı Yanınızdan Ayırmayın
Kim haklı?

Fransız oyuncu, yönetmen ve senarist Sacha Guitry, “Herhangi bir tartışmada kadın daima son sözü söyler. Bundan sonra erkeğin söylediği her söz yeni bir tartışmanın başlangıcıdır” der.

Özlem’le Macit birkaç dakikadır tartışıyordu. Macit, Özlem’in söylediği her şeye bir cevap yetiştiriyor ve yeni açılan konuda tartışma sürüp gidiyordu.
Bir süre sonra Özlem, Macit’e son sözünü söyledi. Bunu duyan Necmi’yse “İkinizden biri kesinlikle haklı” dedi.

Özlem ne demiş olabilir?

Cevap: Özlem Macit’e ne demiş ola ki bunu duyan Necmi “ikinizden biri kesinlikle haklı” demiş. Özlem “yalancı” demiş olabilir. Çünkü Macit doğrucuysa Özlem yalancı konumuna düşer; yok eğer Macit gerçekten yalancıysa bu sefer doğru söyleyen Özlem olur.

Kitabı merak ettiyseniz buradan inceleyebilir ve satın alabilirsiniz: http://www.optimistkitap.com/detay-oyunlar-baslasin-310.html

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kişisel Gelişim, Optimist, Strateji

Meşgul İş İnsanları İçin İş Kitabı Okuma Rehberi

02-01-17_best-business-books_1300

İş dünyasına yönelik siteleri ve sosyal medya hesaplarını takip eden bir iş insanıysanız, okumanız gereken en iyi iş kitabı listeleri eminiz ki sıkça karşınıza çıkıyordur.

Düşünce sistemimizde yeni ufuklar açacak ve iş dünyasında yolumuza ışık tutacak kitap önerilerinden yana hiç sıkıntı çekmezken, çoğumuz aklımızda yer alan birçok kitabı okumak için zaman ayıramamaktan şikâyetçiyiz.

Peki bunca seçenek arasından dar vakitte okuduğumuza değdi diyebileceğimiz ve bize fayda sağladığını hissettiğimiz kitapları nasıl seçmeliyiz?

İhtiyacınıza yönelik kitapları seçin
Bir start up şirketinde yönetici olmanız, konusu genel olarak girişimcilikle ilgili her kitabı hedefinize yerleştirmemelidir. İş kitapları okurken somut olarak fayda sağlayabilmeniz için daha niş konularda ve kısa /orta vadede sizin hedeflerinizle uyumlu olacak konulardaki kitaplara yönelebilirsiniz.

Şirket Kütüphanesine ve Bir Kitap Listesine Sahip Olun
Asistanınızın veya dijital listeleme programlarının yardımıyla sürekli güncellenen bir kitap listesine sahip olun böylece ilginizi çekebilecek kitapları kolaylıkla tek bir yerden takip edebilirsiniz.

Ayrıca şirket kütüphanenize anlaşmalı bir yayınevinden sizin belirleyeceğiniz sektör ve konulardaki yeni çıkan kitapların düzenli aralıklarla gönderimini sağlayabilirsiniz.

Dijital Kitap özetlerinden yararlanın
Bazı iş kitapları yayınevlerinin sunduğu özel hizmetler çerçevesince dijital kitap haline getirilerek kısaltılır ve özet kitap şeklinde satışa sunulur. Bu hizmetlere abone olarak birçok kitabı çok daha kısa sürelerde okuyabilirsiniz.

Hızlı ve Etkin Okuma Kursları
Günümüzde iş dünyasının sıklıkla rağbet ettiği kişisel gelişim eğitimlerinden biri olan hızlı ve etkin okuma eğitimleri size şirket kütüphanenizdeki okumayı arzu ettiğiniz kitaplar için zamanı daha etkin kullanmayı ve okuma yeteneğinizi maksimum performans ile kullanmayı sağlıyor.

Aktif Okuma Yapın
Aktif okuma kavramı ile burada kastedilen kitabı okurken önemli bulduğunuz noktaları kitap üzerinde işaretlemeniz notlar almanız böylelikle kitaba dair ekibinizle paylaşım yapmak isterseniz dönüp hatırlamak istediğiniz noktaları bulmanız çok daha kolay olacaktır.

Yorum bırakın

Filed under Kişisel Gelişim, Optimist

Mutluluğumuz başka insanlara bağlıdır

RUTH WHIPPMAN

Birkaç yıl önce tek başıma İngiltere’den ABD’ye göç ettiğimde telefonuma bir “mutluluk uygulaması” indirmiştim. Hangi birini indireceğimi seçmek de son derece zor olmuştu, app store’da yaklaşık bin tane seçenek vardı. Sonunda indirdiğim uygulama ise yaklaşık saatte bir bana sık sık tekrarlamamı tavsiye ettiği ”Ben güzelim”, “Ben yeterliyim” gibi olumlama cümleleri gönderiyordu. Oysa ben telefon her sinyal verdiğinde beni gerçekten arayan biri mi var diye heyecanlanıyordum. “Ben yeterliyim.” Hayır, gördüm ki arkadaşlar ya da dostlar olmadan hiç de yeterli değilim.

Screen Shot 2017-12-15 at 10.05.24.png

Birkaç gün sonra Facebook’taki esinlendirici kartpostalda “mutluluk içinizdedir” diye yazıyordu. Resimde derin bir tefekküre dalmış yoga yapan bir kadın görülüyordu, sanki içindeki mutluluğun lokasyonunu keşfetmeye çalışıyor gibiydi.

Son birkaç yılımı Amerika’da mutluluk ve anksiyete üzerine bir kitap yazmak için araştırmalar yapmakla geçirdim. Mutluluğu diğer insanlardan ayrı, kişisel olarak kendi içinde arama yönündeki bu tür tavsiyelerin giderek daha çok yaygınlaştığını gördüm.

Kendini gerçekleştirme tutkusunun desteklediği bu bireyci kültürde mutluluğun dışarıdan bağımsız olarak insanın içinde gerçekleştiği fikri giderek bir tür “fabrika ayarı” haline geliyor: Mutluluk dünyayla ilgilenmenin doğal bir yan ürününden çok bir kendini keşif yolculuğudur. Duygusal karşılıklı bağımlılığı değil de duygusal bağımsızlığı vurgulayan bir mutluluk anlayışı bu. İnsanlara şunu öneriyor: Adım 1. Kendini tanı. Adım 2. Kendin ol.

Screen Shot 2017-12-15 at 10.07.20.png

Kendini tanımaktan çok olsa olsa dünyadan tecrit etmekle sonuçlanabilecek bu anlayış insanların zamanlarını nasıl geçirdiğini de derinden etkiliyor. Araştırmacılar, ya tamamen tek başlarına vakit geçiren ya da bir grup içinde olsalar bile başkalarıyla etkileşime girmeyen insanların sayısında belirgin bir artış saptıyorlar. Kişiler kendi özel duygusal deneyimleri içine hapsoluyor.

Manevi ve dini pratik de giderek topluluk temelli olmaktan çıkıp özel bir uğraş halini alıyor, kilise ayinlerinin ve toplu ibadetin yerini sessiz meditasyonlar, dijital uygulamalar ve yoga dersleri alıyor. Mutluluk arayışı bireysel, kendine odaklı bir girişim olmalıdır anlayışını yönlendirici ilkesi olarak alan kişisel gelişim (self-help) sektörü patlama yaşıyor. Amerikalılar iç yolculuklarına rehberlik etme iddiasındaki kişisel gelişim kitaplarına her yıl en az 1 milyar dolar harcıyor. Yeni bir moda da öz bakım.

Bu uğraşlar içinde Amerikalılar başka insanlarla gerçek bağlar kurmaya giderek daha az zaman harcıyor. Bugün tüm Amerika’da yenilen öğünlerin yaklaşık yarısını insanlar tek başlarına yiyor. Gençler arkadaşlarıyla “takılmaya” ülke tarihinde hiç bu kadar az zaman ayırmamıştı. Arkadaşların yerini akıllı telefonlar alıyor.

Sadece gençler de değil. Emek İstatistikleri Bürosunun yayınladığı Zaman Geçirme Araştırması, ortalama Amerikalının her türlü partiler de dahil olmak üzere sosyal etkinliklere katılmaya günde dört dakikadan daha az zaman ayırdığını gösteriyor. Bu, yılda sadece 24 saat eder. Şükran Günü yemeği düzenleme ve çocuğunuzun doğum günü partisi; geriye pek bir şey kalmıyor.

Aynı araştırma sosyalleşme ve iletişim kategorisinde ise (sevdiklerinizle ve dostlarınızla zaman geçirmekten dırdır ve münakaşa hatta kavga etmeye kadar tüm kişisel etkileşimleri kapsayan bir kategori) ortalama Amerikalının günde en çok yarım saat ayırdığını gösteriyor. Buna karşılık insanlar her gün televizyon seyretmeye üç saat ayırıyor; manikür, makyaj ve saç bakımına ise kadınlar bir saat, erkekler 44 dakika ayırıyor.

Screen Shot 2017-12-15 at 10.07.53.png

Kuşkusuz içe bakış, iç gözlem ve bir ölçüde tek başına olmak sağlıklı bir psikolojik yaşamın önemli unsurlarıdır. Ancak göründüğü kadarıyla bir yerde dengeyi kaybettik. Çünkü araştırmalar bütün o “mutluluk içseldir” iddialarının
tam tersini gösteriyor. Akademik mutluluk araştırmaları, bunları yapanların gündem ve değerlerine bağlı olarak ciddi farklılıklar ve çelişkiler gösterse de hemen hepsi insan mutluluğunun doğası ve nedenleri konusunda bir noktada buluşuyor: Mutluluğumuz başka insanlara bağlıdır.

Sayısız araştırma mutlu bir yaşamın en tutarlı ve güçlü göstergesinin iyi sosyal ilişkiler olduğu tespitinde birleşiyor. İyi sosyal ilişkilerin mutluluğun zorunlu bir önkoşulu olduğunun altı çiziliyor. Bu, insanların sosyal ilişkiler olmadan mutlu olamayacağı anlamına geliyor. Bu saptamanın bütün ırklar, etnik gruplar, yaşlar, cinsiyetler, gelir grupları ve sosyal sınıflar için geçerli olduğu görülüyor.

Buna göre eğer mutlu olmak istiyorsak tek başımıza daha az zaman geçirmeliyiz. Araştırmalarda soyut olarak sorulduğunda yalnız kalmaya can attıklarını söyleyen kişiler bile başkalarının yanındayken kendilerini daha mutlu hissettiklerini ifade ediyorlar. Üstelik bu sadece dışa dönük insanları değil içe dönük insanları da kapsıyor.

Ayrıca sosyal ilişkileri ihmal etmenin sağlığımız üzerinde de son derece olumsuz etkileri olabiliyor. Sosyal bağlantı eksikliği en az sigara bağımlılığı kadar erken ölümlere yol açabiliyor. Obeziteden ise iki kat daha tehlikeli!

Bütün bunların ışığında “kendimizi bulmak” ya da “içimize dönmek” için çabalamaya değil de yaşamlarımızdaki diğer insanlarla ilişkilerimizi beslemeye ve geliştirmeye zaman ayırmak esenliğimiz için yapabileceğimiz en önemli şey olarak öne çıkıyor.

Yorum bırakın

Filed under Kişisel Gelişim, Optimist

Networking kitabının ingilizce baskısı “The Art of Networking”

networking_eskiyeni_bloggorsel.jpg

Networking – Ertuğrul Belen

Dünyada istediğiniz herkesle tanışabileceğinizi bilseniz hayatınız nasıl daha farklı olurdu? Tanımadığınız insanlarla nasıl rahatlıkla tanışabilir ve işbirliği yapabilirsiniz?

The Art of Networking – Ertuğrul Belen

How would your life change if you could meet anyone in the world you like? How can you meet new people and establish cooperation with them?

Yorum bırakın

Filed under Girişimci Kitaplığı, Kişisel Gelişim, Optimist, Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Yönetim - Liderlik, Şirket İçi Eğitim, İnsan Kaynakları

YABANCILAR TANIŞTIĞINDA

Size daha dün başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum: Dün, eşimle birlikte, bir gün önce internetten kanepemizi sattığımız ve hiç tanımadığımız bir aileyi, elimizde dumanı tüten bir kekle ziyarete gittik.

Bantı biraz geri saracak olursak:

  • Birkaç gün önce, online satış portalından, adını bile bilmediğim bir kişi ile kanepenin fiyatı ile ilgili çok kısa bir konuşma yaptık ve ertesi gün kanepeye bakmak üzere eve gelmeleri konusunda anlaştık.
  • Ertesi gün, saati netleştirmek için yaptığımız görüşmeyi WhatsApp’a taşıdık. Bu arada alıcının isminin Adria olduğunu ve küçük bir kızı olduğunu öğrendim. Ben evde olmadığım için görevi eşime devrettim.
  • Birkaç saat sonra eşim aradı, gelen ailenin kanepeyi çok sevdiğini ve hemen aldığını söyledi, ve şöyle de bir not düştü: “Çok tatlı bir Yunan çiftti, görsen bayılırdın. Adria ile dekorasyon zevkleriniz aynı. Hatta televizyon ünitelerimiz bile aynıymış.”

Screen Shot 2017-08-15 at 16.27.32.png

 

Bunun üzerine ben de, Adria’ya şöyle bir mesaj gönderdim:

Kanepeyi beğendiğinize çok sevindim, eminim evinize çok yakışacak. Bu arada, eşimin seçtiği yeni kanepemizin ne kadar hantal olduğunu farkettin mi? 🙂 

Böylece, yüzünü bile görmediğim bu kadınla WhatsApp üzerinden sohbet etmeye başladık ve sohbetin sonunda Adria hem kanepenin yeni yerini görelim hem de birlikte Türk kahvesi içelim diye bizi evlerine davet etti.

Ertesi gün, onlar için çikolatalı kek yaptım (yaptığım ilk kek) ve kek fırından çıkar çıkmaz yola düştük.

Sonuç? Dünya tatlısı bir çift ve 2 yaşındaki minik kızlarıyla yedik içtik, sohbet ettik ve birkaç saat sonra onlara veda ederken Adria, bana bir dahaki buluşmamızda börek yapma sözü verdi! Ayrıca, benim verdiğim kek kalıbını bana içi boş şekilde geri veremeyeceğini, mutlaka yıkayıp temizleyip içini doldurup geri vereceğini söyledi. Bir Türk kadınının kalbini böylece fethetti.

Şimdi, durumu özetleyecek olursak:

  • 72 saat önce bu insanların varlıklarından bile haberdar değildim. Benim için yabancı bile değillerdi.
  • 48 saat öncesine kadar bu yabancılarla tek etkileşimimiz bir alım-satım üzerine idi.
  • 24 saat önce ise, birbirimize tamamen yabancı olduğumuz bu insanların evinde kahve içiyorduk ve Yunan bir kadın bana buzdolabındaki Türk yufkalarını gösteriyordu!

yabancilar_tanistiginda_K2.jpg

 

Kio Stark, bu duruma nasıl tepki gösterirdi? 

Bence, bilmediğimiz insanlarla konuşmanın yarattığı beklenmedik keyifleri ve heyecanlı olasılıkları keşfetmeye çalıştığımız için bizi kutlardı. Bu küçük kesişmelerin bizi ve paylaştığımız dünyayı nasıl değiştirebileceğini söylerdi.

Evet, hep bir acelemiz var. Yürürken, metrodayken, asansördeyken kafalarımızı telefonlarımıza gömmüş durumdayız. Aklımız hep başka yerde. Sadece aşina olduğumuz sesleri duyuyoruz ve yeni bir şey keşfetmeye yanaşmıyoruz. Halbuki yabancılarla konuşmak, bizi ortak insanlık deneyiminin içine çekiyor ve hakiki duygusal bağlar yaratıyor. Ufkumuzu açıyor. Diğer bir deyişle, bizi uyandırıyor.

Screen Shot 2017-08-15 at 16.30.03.png

 

Kabul ediyorum, yaşadığım ülkenin oldukça güvenli olduğunu biliyorum; o yüzden hiç tanımadığımız bu insanların evine giderken herhangi bir tedirginliğimiz olmadı. Ama “Yunanları hiç sevmem”, ya da “Yunanistan Türkiye’yi hiç sevmez” gibi kadim önyargılarımız da olmadı. Aksine, milliyetlerden ve cinsiyetlerden sıyrılmış bir bakış açısı ile, ilginç bulduğumuz ve garip bir şekilde ısındığımız iki insanı yakından tanımak için gittik. Sonra aklıma, Stark’ın şu satırları geldi:

…Yabancılarla konuşmayı tercih ettiğimizde, işin ucunda samimiyetten daha fazlası vardır. Bizden farklı olan insanlarla konuşmak radikal bir şekilde dönüştürücü olabilir. Bu, korkunun panzehiridir…

Bu ülkede yaşamanın en sevdiğim yanlarından biri, her gün onlarca değişik ülkeden gelmiş birçok insanla karşılaşmak ve değişik kültürleri şu ya da bu sebeple keşfetme şansına sahip olmak… Tipik bir günümde, birçok yabancıyla etkileşim içinde oluyorum. Bu kişiler, hem tanımadığım için yabancı, hem de Türk olmadıkları için yabancı. Aslına bakarsanız, Kio Stark’ın yaptığı bir araştırmada “yabancı”nın o kadar çok tanımı çıkmış ki! Adını bilmediğiniz biri, sadece bir kez gördüğünüz bir kişi, hiç tanışmadığınız tüm insanlar, anlayamadığınız biri, tehdit olan biri… Aslında, kendimizden farklı insanlara ne kadar çok maruz kalırsak, onlardan hoşlanma, hatta belki onları anlamaya çalışma ihtimalimiz de o kadar artıyor.

Mesela ben, sabahları apartmandan çıktığım gibi Hintli güvenlik görevlisiyle merhabalaşıyorum, çağırdığım taksiye bindiğimde şoförlerin genellikle Pakistanlı olduğunu görüyorum. İş yerine vardığımda, saat dokuza doğru asansör trafiğinde kendime yer bulup 30. kata ulaşana kadar küçücük, gri, aynalı bir kutuda sağ kulağım Fransız aksanlı İngilizce bir sohbete kulak misafiri olurken soldan gelen yüksek sesli Arapça bir telefon konuşmasında, ayırt edebildiğim kelimeleri seçerek oyalanıyorum. Bütün bunlar olurken, ben sabah merhabalaştığım Hintli güvenlik görevlisinin beş kişiyle paylaştığı bir odada kaldığını; Filipinlilerin burada kazandıkları para ile geride bıraktıkları tüm aile fertlerini geçindirip küçük kardeşlerini okuttuklarını; asansördeki Arap adamın vizyoner bir girişimci ve bir melek yatırımcı olduğunu biliyorum.

 

Screen Shot 2017-08-15 at 16.31.02.png

 

Ve ben daha fazla öğrendikçe, “Ayy, Hintli mi?”, “Hmm, Arabistan mı?” diyen insanlardan fersah fersah uzaklaştığımı görüp, karşılaştığım her yeni insan için şükran duyuyorum.

Şimdi de mikrofonu size doğrultayım…

Hepimiz sürekli bu kadar yabancı ile etkileşim halindeyken siz, yabancılara bakış açınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Onlardan çekiniyor musunuz, uzak durmayı mı tercih ediyorsunuz, yoksa yabancılarla konuşmayı seviyor musunuz? Evet, günümüzde özellikle büyük şehirlerde artık insanın insana güveninin kalmadığı, tüyler ürpertici haberleri her gün gazetelerde okuduğumuz bir gerçek.

Ama…

Kio Stark’a kulak verip yabancılara bir şans daha veremez miyiz? Metrodan çıkarken yüzümüzü asıp itiş kakışa katılmak yerine, siz inerken yarattığınız boşluğa girmeye çalışan kişiye gülümseyemez miyiz?

Yabancılar Tanıştığında, Optimist’in TED Kitaplarında. Stark’ın TED konuşmasını da buradan Türkçe altyazı seçeneği ile izleyebilirsiniz.

 

Hepinize keyif dolu okumalar!

Irmak Parlat

1 Yorum

Filed under Irmak Parlat blog yazıları, Kişisel Gelişim, Optimist, Yaşam Kültürü

Kadın yöneticileriniz ve çalışanlarınız için en güzel hediye

kadinlargunu_2017.jpg

Yorum bırakın

23 Şubat 2017 · 13:33

Şirket Kütüphaneniz Yeterince Zengin Değil mi?

sirketkutuphanesi_bloggorsel1.jpg

Hızla değişen ve gittikçe karmaşıklaşan iş dünyasında, tam da ihtiyacınız olan bilgiye zamanında ulaşabilmek hayati bir önem taşıyor. Yeni dünya dinamiklerini anlamak, yeni ekonomiyi, rekabeti, değişimi, liderliği, yönetim anlayışlarını kavramak her zamankinden daha acil bir sorun haline geldi.

Hem yöneticilerin hem de çalışanların hızla değişen bu dünyaya ayak uydurmalarına yardımcı olacak kitaplar yayınlıyoruz. Çağımızın fikirsel alt yapısını oluşturan temel kaynakların yanı sıra pratik meseleleri hızla kavramanızı sağlayacak kitaplarla iş hayatındaki veriminizi artırıyoruz. Yönetim biliminin kurucularından dünyanın en ünlü inovasyon gurularına kadar dünyaya yön veren isimlerin eserlerini Türkçeye kazandırıyoruz.

İş dünyasıyla ilgili tüm ihtiyaçlarınızı karşılamaya yönelik kitaplarımızla şirket kütüphanenizi zenginleştirebilir, uzmanlar tarafından özenle hazırlanan kitap setlerimizle yeni çağın trendlerine hâkim olabilirsiniz.

* Şirket Kütüphanesi kitap listesini aşağıdaki linkden bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İhtiyacınız olan konu başlıklarına uygun olarak şirketinize özel liste de hazırlayabiliriz.
2017 Kütüphane Listesi

 

Çalışma yaptığımız kuruluşlar:

beycelik-holding        Iss_logo         allianz-sgiorta-logo     educore          Daikin-Logo-Compare

F5m8rh8e

* Kütüphane projesi hakkında detaylı bilgi için:

Deniz Bektaş Çelik
Satış ve Pazarlama Müdürü
0.216.412 72 13 / 125
deniz@optimistkitap.com
 
kutuphane_kucuk

Yorum bırakın

Filed under Girişimci Kitaplığı, Kişisel Gelişim, Optimist, Yaşam Kültürü, Şirket İçi Eğitim, İnsan Kaynakları