Category Archives: Optimist

Agile Turkey Summit 2018’e katılıyoruz

agile-turkey-summit

Optimist Yayın Grubu olarak, bu yılın Agile Turkey Summit etkinliğinde hediye sponsoru olduğumuzu söylemekten mutluluk duyuyoruz.

25 Ekim 2018 tarihinde Wyndham Grand Hotel İstanbul‘da gerçekleştirilecek dünyanın,Türkiye’nin ve bölgenin en büyük Agile etkinliği olan Agile Turkey Summit’in bu yılki mottosu Dream – Experiment – Change.

Agile, bir grup değerler ve prensipler tarafından desteklenen bir inanış, bir fikirdir. Çevik yazılım geliştirme metodları olarak da özetlenebilen Agile esasen kavram olarak başarılı yazılım teslim etmek için hedef kültürü tanımlamaktadır.

4c097a31-3a17-4b4a-9bed-22835b3b466f-original

Her yıl sektör öncüsü önemli konuşmacıların ağırlandığı etkinliğin bu yılki konuşmacılarına göz atmak isteyebileceğinizi düşündük.

agile-turkey-summit2

Etkinlik hakkında daha detaylı bilgi edinmek isterseniz sitelerini ziyaret edebilirsiniz. http://summit.agileturkey.org

Optimist ayrıca kitap standı ile Agile Turkey Summit 2018 etkinlik alanında sizlerle buluşmayı heyecanla bekliyor.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Optimist

Temmuz ayına ait Optimist Newsletter yayınlandı!

opimist-bulten-image1s

Optimist Yayın Grubu olarak, uluslararası kaynaklardan derlediğimiz
Optimist Newsletter Temmuz sayısı yayınlanmıştır.

Görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirseniz, daha zengin içerikler oluşturma imkânı bulabiliriz.

Bülteni okumak için lütfen linke veya fotoğrafın üzerine tıklayın.
 Optimist_Bulten_Temmuz2018

Yorum bırakın

Filed under Optimist, Optimist Newsletter

OYUNLAR BAŞLASIN

Oyunlar_Baslasin_Kapak-low

Hakan Karabacak, yeni kitabı Oyunlar Başlasın’da stratejik düşüncenin alt yapısını hazırlayan yöntemleri, eğlenceli ve zekice kurgulanmış oyunlarla anlatıyor ve okuyucuyu bu oyunlara eşlik etmek için sahneye davet ediyor.

Stratejik düşünceye her alanda ihtiyaç var. Neredeyse her önemli kararımızın altında onun imzası bulunuyor. Hedefler koyabilmemizi ve bunları gerçekleştirebilmemizi sağlayan onun ta kendisi.

Bu kitap stratejik düşüncenin zihinsel alt yapısına, temeline iniyor. Cevabını aradığı sorular şunlar:

Sağlam bir stratejik düşünce, nasıl bir zihinsel altyapı veya temel üzerine inşa edilmeli?

Bu zihinsel altyapı nasıl güçlendirilebilir?

Kitap, sağlam bir stratejik düşünce altyapısı için dedektif gibi düşünün; zihinsel kalıplara hapsolmayın; sezgilerinize güvenin, düzenleri keşfedin; mantığınızı yanınızdan ayırmayın; problemlerle yüzleşin; bulmaca çözün ve satranç oynayın diyor.

Zihinsel altyapının unsurlarına daha yakından bakmak ve bu temeli sağlamlaştırmak için akıl oyunlarına yer veriyor. Siz soruları çözdükçe stratejik düşüncenin temelini keşfedecek ve sağlamlaştıracaksınız. Akıl oyunlarıyla güçlendirdiğiniz zihinsel altyapının üzerine istediğiniz yükseklikte bir stratejik düşünce inşa edebilirsiniz.

Dedektif gibi düşünün
Padişah çarşıda

Günlerden bir gün uzak ülkelerde hüküm süren bir padişah, sadrazamını yanına almış, tebdili kıyafetle halkın arasına karışmış. Gün boyu çarşıda, pazarda dolaşmış, etrafına dikkatle bakıp, duyduklarına kulak kabartmış. Tam saraya dönmek üzere yola çıkacağı vakit, önüne bir kahvehane çıkmış. Bir fincan kahve içelim, bir soluklanalım niyetiyle girmişler içeriye. Vermişler selamı, oturmuşlar bir köşeye. Kahvelerini içerken başlamışlar çevreyi keşfe. Bir de ne görsünler; bir adam padişah aleyhinde atıp tutuyor, dinleyen ahaliyi de peşine katıyor.

Bu olay padişahın fena halde keyfini kaçırmış. Sadrazam adamın adını öğrenmiş ve birlikte saraya dönmüşler. Adam, daha akşam olmadan yaka paça padişahın huzuruna getirilmiş. Affedilmek için yalvarırken padişah, “Sus mel’un, ya sürgün ya ölüm!” diyerek sözünü kesmiş: “Sana son bir şans veriyorum; dilini değil kafanı çalıştırırsan kurtulabilirsin.”

“Bu masanın üzerinde iki bakır bardak var. Birinin dibinde bir parmak zehir. İçine bakmadan ve bardakları ellemeden bardakların birini seçeceksin. Seçtiğin bardakta zehir varsa içeceksin” demiş. Adam, “Zehri seçmekten çok korkuyorum padişahım. Son bir dileğim var; sonra bardağı seçeyim” diye konuşmuş. Padişah adamın son dileğini yerine getirmiş ve adam bu dileği sayesinde doğru bardağı seçerek kurtulmuş. Bardağın içine başka birinin bakmasına, ona ellemesine ve zehri içmesine müsaade edilmediğine göre;

Adamın dileği neydi ve nasıl kurtulmuş olabilir?

Cevap: Bir bardakta sıvı olduğunu, içini görmeden ve dokunmadan nasıl anlarsınız? İçine dumanı tüten bir nesne atın; duman tütmeye devam ederse bardak boştur. Aksine duman kesilirse dibindeki sıvı işini görmüş demektir. O halde adamın son isteği ne olabilir? Son bir sigara veya sarılmış tütün içmek istemiş olabilir. Adam önce tütünü yakıyor. Sonra bir nefes çekip yanan tütünü bardaklardan birinin içine atıyor. Tütün ilk kez birinin hayatını kurtardı. Daha doğrusu öldürmedi ama süründürdü diyelim. Canını kurtaran adam sürgüne gitmekten kurtulamadı.

Zihinsel Kalıplara Hapsolmayın
Einstein’ın evreni

Bildiğiniz gibi bu bölüm altında zihinsel kalıplara hapsolmamayı konu alıyorum. Bu kısma kadar hikâyeleri esas alan, sözel bir üslup benimsedim. Bundan sonra biraz da sayısal sorulara yer vereceğim. Neden sayısal soruların bu bölüm altında yer aldığının cevabını vermek çok kolay. Bu basit sayısal sorularda doğru cevaba ulaşmak için yine zihinsel kalıpları kırmak gerekiyor. Bu soruları çözmenin ilk anahtarı, olabilecek tüm ihtimalleri dikkate alan bir düşünce tarzı geliştirmek.

İlk sorumuz ünlü bilim adamı Einstein’dan. Onun meşhur bir fotoğrafı vardır: Bir kara tahtanın başında durur ve dilini çıkararak objektife bakar. O esnada elindeki tebeşirle tahtaya yazdığı bir eşitliğin altını çizmiş olduğunu görürüz. İşte o meşhur eşitlik aşağıda yer alıyor:

6–3=6

Einstein’ın fiziksel evreninde bu mümkün olabilir. Matematiksel olarak bu eşitliğin doğru olabilmesi içinse tek bir hamle gerekiyor. Eşitliğin sol tarafında bir sorun yok; sağ tarafındaki rakam yanlış.

O halde tek bir dokunuşla eşitliğin sol tarafındaki işlemin doğru cevabını verebilir misiniz?

Cevap: Soruyu tekrar edeyim; bizden yapacağımız tek bir dokunuşla eşitliğin sol tarafındaki işlemin doğru cevabını vermemiz isteniyor. Eşitliğin sol tarafındaki işlem nedir? 6 – 3. Peki bunun doğru cevabı nedir? Tabi ki 3. Bizden istenense tek bir dokunuşla doğru cevabı, yani 3’ü bulmak. O zaman eşittir sembolünün üstteki çizgisini alıp eksinin üzerine konduruverelim: 6+3–6. Artı ve eksi 6’lar birbirini götürür. Geriye ne kalır? Elbette 3.

Mantığınızı Yanınızdan Ayırmayın
Kim haklı?

Fransız oyuncu, yönetmen ve senarist Sacha Guitry, “Herhangi bir tartışmada kadın daima son sözü söyler. Bundan sonra erkeğin söylediği her söz yeni bir tartışmanın başlangıcıdır” der.

Özlem’le Macit birkaç dakikadır tartışıyordu. Macit, Özlem’in söylediği her şeye bir cevap yetiştiriyor ve yeni açılan konuda tartışma sürüp gidiyordu.
Bir süre sonra Özlem, Macit’e son sözünü söyledi. Bunu duyan Necmi’yse “İkinizden biri kesinlikle haklı” dedi.

Özlem ne demiş olabilir?

Cevap: Özlem Macit’e ne demiş ola ki bunu duyan Necmi “ikinizden biri kesinlikle haklı” demiş. Özlem “yalancı” demiş olabilir. Çünkü Macit doğrucuysa Özlem yalancı konumuna düşer; yok eğer Macit gerçekten yalancıysa bu sefer doğru söyleyen Özlem olur.

Kitabı merak ettiyseniz buradan inceleyebilir ve satın alabilirsiniz: http://www.optimistkitap.com/detay-oyunlar-baslasin-310.html

Yorum bırakın

Filed under Kişisel Gelişim, Optimist, Strateji

Çin’in Uzun Vadeli Ortadoğu Oyunu

haziran-blog-yazi2-1

Çin, yıllardır Ortadoğu’daki bölgesel anlaşmazlıkların dışında kaldı. Ancak son dönemde, geniş çaplı uluslararası altyapı planıyla katılımını artırıyor ve etkili bir güç olmaya kararlı.

Sınırlar arası: Eğer başarılı olursa, bunun en önemli nedeni Çin’in tarafsız kalması ve Ortadoğu’dan düşman edinmemesi olacaktır. Asıl soru bunun ne kadar sürebileceğidir.

Genel görünüm: Atlantik Konseyi’nin İran Girişimi’ne öncülük eden Barbara Slavin, Ortadoğu ülkelerinin Çin’in neyin peşinde olduğunu merak ettiğini, fakat hepsinin riskten korunmayı amaçladığını söylüyor. Yine de Cumhurbaşkanı Xi Jinping liderliğinin Trump’tan çok daha uzun ömürlü olacağından eminler.

ABD’nin İran ile olan anlaşmadan çıkışı, Çin’in yolunu açıyor.

• Pekin, İran ham petrolünün en büyük tüketicisi ve enerji kaynakları için bölgede derinlemesine yatırım yapıyor.
• Washington’un İran’la iş yapan şirket ve ülkeler üzerindeki yaptırımları en çok Avrupa’daki firmaları etkileyecek. Bu, hem ABD’nin yaptırımlarından kaçınmak hem de İran’la olan anlaşmaları bozmak için iyi konumlanmış olan Çin ve Rusya’ya fırsat yaratıyor.
• Çin Ulusal Petrol Şirketi, İran’ın Güney Pars petrol sahasını geliştirmek için, Fransız petrol ve gaz şirketi Total ile ortaklık kurdu. Eğer Total, ABD’nin yaptırımları nedeniyle anlaşmadaki payını kaybederse, Çin devralabilir.

haziran-blog-yazi2-2Çin, Ortadoğu’da paraya ve insan sermayesine yatırım yapıyor.

• Xi’nin liderliğinde Çinliler Arap dünyasına odaklanan yeni düşünce kuruluşları kuruyor ve dil eğitimi konusunda burslar veriyor.
• Çinli girişimciler Ortadoğu’da fabrikalar kuruyor ve açıyor.
• Çin’in Kuşak ve Yol altyapı girişimi içinde yer alan en önemli projelerden biri, Pekin’in Orta Asya’yı Ortadoğu’yla birleştiren bir araç olarak tanımladığı Kazakistan’dan İran’a bir demiryolu.
• Çin, Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) bölgesel altyapıyı geliştirmede kilit bir ortak olarak görüyor. CNBC, iki ülkenin de bir “Kuşak ve Yol Mübadelesi”ne imza atmaya yakın olduğunu bildiriyor.
• Şu anda Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde bulunan eski CIA Çin Analisti Chris Johnson, “Çin, BAE’yi etkili ama aynı zamanda küçük olarak görüyor… Belki de ayak parmaklarını daldırmak için şirin bir yüzme havuzu” diyor.

Çin, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da bir deniz gücü olarak büyüyor.

• Şu anda Amerikan Girişimcileri Enstitüsünde bulunan, önceden de Savunma Bakanlığında Çin direktörlüğü yapmış olan Dan Blumenthal, geçtiğimiz on yıl içinde Çin’in bölgedeki deniz varlığını artırmak için küresel bir korsanlıkla mücadele başlattığını Axios’a anlattı.

• Çin, korsanlıkla mücadele çabalarının bir parçası olarak Körfez ülkeleriyle lojistik ve enerji amaçları için ilişkiler geliştirdi ve bu ilişkiler, Cibuti’de tam bir askeri üs inşa eden Çin ile doruğa ulaştı. Mayıs ayının başlarında, Çin, Cibuti üssünden ABD askeri uçaklarına askeri tip lazerler tuttu.

Pekin, Ortadoğu’da düşman edinmedi-henüz.

• Blumenthal, “Çin hâlâ bedavacı. Asla zorlu bir karar almayacaklardır… İran-Körfez bölünmesinin her iki tarafına da oynadılar, Suriye’de ellerini kirletmeyeceklerdir” diyor. Güney Çin Sabah Postası, Çin’in 1971’den beri BM Güvenlik Konseyi’nde kullandığı 11 veto yetkisinden altısının Suriye’yle ilgili kararlar üzerine olduğunu kaydetti.
• Ancak yurtdışında yaşayan Çinli vatandaşlara, teröristler tarafından saldırılar gerçekleştiriliyor ve Pekin’in kuzeybatı Çin’deki Müslüman Uygurlara karşı insan hakları ihlalleri geçmişi var. Blumenthal, “Çin, Müslüman hakları konusunda dünyadaki en kötü sicillerden birine sahip” diyor.

“Soru şu: Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkeler bunu ne kadar süre görmezden gelirler?”

Kaynak: Axios
Yazar: Erica Pandey

Yorum bırakın

Filed under Optimist, Optimist Newsletter, Politika

Trilyon Dolarlık Pazar: Çalışan Müslüman Kadınlar

haziran-blog-yazi1-1

2000’den bu yana 50 milyon Müslüman kadın iş gücüne katıldı.

Özellikle Y kuşağıyla birlikte, son 15 yılda Müslüman dünyasında evden işe doğru, eşi görülmemiş bir kadın göçü yaşandı. Ekonominin kültüre baskın geldiği bu hareketle milyonlarca kişi ilk kez işgücüne katıldı.

Müslüman dünya yekpare bir parça değil; bir dizi farklı ekonomi, kültür ve coğrafyadan oluşuyor. Dünyada Müslümanların büyük bölümü, nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları 30 gelişmekte olan ülkede yaşıyor. Bu aynı zamanda dünya nüfusunun yüzde 5’ini ve toplam gayri safi milli hasılanın yüzde 12’sini oluşturuyor. Bunlar arasında kişi başına düşen gelirin yüksek olduğu Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt; üst orta olduğu Malezya, Türkiye, İran, Ürdün ve Tunus ile orta ve düşük olduğu Fas, Pakistan, Endonezya, Mısır, Bangladeş ve Tacikistan gibi ülkeler bulunuyor. Müslümanlar aynı zamanda doğum oranlarındaki artış nedeniyle genel yaş ortalamasına göre daha genç bir nüfusa sahip. Genç Müslümanlar artık ülkelerinin tarihi üzerine daha fazla okuyor, yeni fikirleri benimsiyor, yeni teknolojiler kullanıyor. İşte bu yeni nesil çalışan kadınların olağanüstü yükselişi hakkında bilmeniz gereken 10 şey:

1 – Müslüman dünyada artık üniversite öğrencilerinin çoğunluğu kadınlardan oluşuyor.
Geleneksel olarak eğitimde azınlık olan kadınlar bugün artık bu alanda erkeklerin önünde yer alıyor. Müslüman çoğunluğun en yüksek oranda olduğu ülke Endonezya’da, 1970’ten bu yana üniversiteye kayıt yaptıran kadınların sayısı yüzde 2’den yüzde 33’e ulaşırken aynı dönemde erkeklerde bu oran ancak yüzde 4’ten yüzde 29’a yükselebildi. Suudi Arabistan’da on yıl önce kadınların yüzde 30’u üniversiteye gidebilirken bugün yüzde 50’si gidiyor ki bu oran Meksika, Çin, Brezilya ve Hindistan’ın üstünde… Bu da Müslüman dünyada yeni beyaz yakalı iş gücünün kaynağını oluşturuyor.

2 – STEM eğitimi, kadınların Müslüman dünyasındaki Dördüncü Sanayi Devrimine dahil olmasını sağlayan özel bir başarı öyküsüdür.
Birçok ülkede kadınlar kod yazma ve diğer bilimlerde ustalaşma konusunda küçük bir azınlığı oluşturuyor. Ancak beş ülkede STEM, yani science (fen), technology (teknoloji), engineering (mühendislik) ve mathematics (matematik) gören öğrenciler arasında kadınların sayısı erkeklerden fazla. Bu ülkelerden ikisi çoğunluğu Müslüman olan Brunei ve Kuveyt… Diğer 18 ülkede STEM öğrencileri arasında kadınların oranı yüzde 40. Bunların yarısından fazlası Tunus, Katar, Cezayir, Umman, Malezya, Ürdün, Bahreyn, Azerbaycan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi çoğunluğun Müslüman olduğu ülkeler. Suudi Arabistan’da bu alanlardaki kadın öğrenciler yüzde 38, İran’da yüzde 34 iken İngiltere’de bu oran yüzde 36, ABD’de yüzde 30.

3 – 2000’den bu yana 50 milyon kadın iş gücüne katıldı. İş gücü piyasasına bu tüm zamanların en büyük ve eğitimli grubunun katılımı, kadınlar için beklenmedik bir devrimdir.
Milenyuma girilmesinin hemen ardından Müslüman dünyanın yükselen piyasasında çalışan kadın sayısı 100 milyon civarındaydı Bugün 15 yıl içinde yüzde 50 artış göstererek 155 milyona ulaşan sayı; çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu ülkelerdeki 450 milyon kadının yüzde 30’unu oluşturuyor. Kadınların işgücüne katılım oranındaki artış Kazakistan’da yüzde 74, Endonezya ve Malezya’da yüzde 53, Birleşik Arap Emirlikleri’nde yüzde 42, Türkiye’de yüzde 33, Pakistan’da yüzde 26 ve Suudi Arabistan’da yüzde 21 olmak üzere değişkenlik göstermekle birlikte hepsinde erkeklere göre daha yüksektir.

4 – Tüm bu kazançlar birleştiğinde, bir ülke gibi farz etsek Müslüman kadınlar, dünyanın en zengin ülkeleri sıralamasında 16. sıraya yerleşiyor.
Çalışan kadınlar ve onların 1 trilyon doları bulan harcanmaya hazır geliri, yeni ve devasa bir pazardır. Yeni nesil çalışan kadınlar daha maddeci ve dijital dünyayla yakından ilişkideler. Eğitim, sağlık ve gıdadan finans, moda ve bilgi teknolojisine kadar geniş bir yelpazede arz ve talep yaratıyorlar. Kız çocukları ve kadınların eğitimine yapılan yatırım ekonomiye katkı sunmaya başladı, bundan sonra da bu artarak devam edecektir. İş gücüne katılımda cinsiyet eşitliği sağlandığında, Müslüman ülkelerin geliri 5.7 trilyon dolar artabilir. McKinsey’e göre 2025 yılına kadar kadınların iş gücüne katılımı tam potansiyeline ulaşırsa bu, sadece Ortadoğu’da gayrisafi yurtiçi hasılayı yüzde 47 oranında artırır.

5 – Müslüman dünyasında çalışan kadınların sayısındaki bu hızlı artış yeni bir şey olsa da bugünün bu iddialı iş kadınları kendilerine geçmişten bir rol modeli bulabiliyor.
İslam’ın yayılma döneminde Hatice isimli bir tüccar, Hz. Muhammed’i işe almış ve onu bir ticari görev için Mekke’den Suriye’ye göndermişti. Daha sonra Hatice, Hz. Muhammed’in karısı oldu ve ilk zamanlarında bu yeni dinin taraftarlarını finansal olarak destekledi.

haziran-blog-yazi1-2

6 – Küreselleşme, teknoloji, hırs ve ekonomik zorunluluklar Müslüman dünyasında çalışan kadınların yükselişinde bir “kusursuz fırtına” yarattı.
Küreselleşme ve teknoloji kadınlar için yeni fırsatlara kapı açtı ve kendi toplulukları dışındaki rol modellere de ulaşmalarını sağladı. Özellikle de eğitimli kadınlar artık annelerinin kuşağının hayal dahi edemediği bir âleme adım atıyor, iş ve yetki alanlarını evin dışına taşıyor. Ayrıca bir önceki neslin, erkeği aile reisi ve eve bakan kişi olarak konumlandıran anlayışı, artık pek çok kadın ve erkek için hem kendileri hem de çocukları için istedikleri hayata uygun değil. Sosyal hayatı hareketli, orta sınıf, şehirli çiftler için artık norm hem kadının hem de erkeğin çalıştığı bir sistemdir.

7 – Konu, işi ve aileyi dengelemeye geldiğinde yükün büyük bölümü hâlâ kadınların sırtında.
Bugün Jakarta, İstanbul ya da Cide’deki pek çok orta sınıf genç çiftin evdeki işbölümü konusunda kendi ebeveynlerine oranla Londra, New York ya da Hong Kong’daki benzerleriyle çok daha fazla ortak yanı olmasına rağmen, bakım ve ücretlendirilmeyen ev işleri hâlâ büyük ölçüde kadının sorumluluğunda… Örneğin Türkiye’de ev işleri için kadınlar erkeklerden üç kat fazla zaman harcıyor. Şehirli ve çalışan Müslüman kadınlar, genellikle ev işleri için düşük ücretli yardımcılardan, çocuk bakımı için de aile büyüklerinden destek alıyor.

8 – İş yerleri bu yeni trende hızla dahil olurken politikacıların da onlara ayak uydurması gerekiyor.
Çalışan kadınlar artık niş bir pazar değil. Hem yerel hem de çok uluslu şirketler bu muazzam potansiyelin farkına vardı; birçoğu kadın çalışan sayısını artırmak ve var olanları elinde tutabilmek için çeşitli stratejiler ve yerel kültüre uygun uygulamalar geliştiriyor. Ayrıca kendi parasını kazanan kadınların tüketim biçimlerinin, geleneksel rolleri benimsemiş kadınların dolaylı tüketim alışkanlıklarından çok farklı olduğunun bilincindeler. Bu yeni pazar için ürün ve hizmet tasarlıyorlar. Hükümetler de artık, giderek büyüyen kadın çalışan, işveren, vergi mükellefi ve tüketici gerçeğini görüp özellikle finans, ulaşım ve teknoloji alanında ulaşılabilirliği artırmak, kadın girişimciliğini desteklemek ve kadınların işgücüne katılımını artırmak konusunda teşvikler uygulamalıdır.

9 – E-ticaret, Müslüman kadınlar için eşsiz bir fırsat yarattı.
Teknolojiyle yakından ilgili girişimci kadınlar, pazarı anlamada üstünlük göstererek dijital dünyanın sunduğu fırsatlara yöneliyor. Mısır’da, trafik yoğunluğunu gösteren ve güvenli ulaşım imkânı sağlayan Raye7 isimli otomobil paylaşım uygulaması girişimci Samira Negm tarafından tasarlandı. Pakistan’daki startup projesi doctHERS ise kırsal kesimde yaşayanların kadın doktorlara ulaşımını sağlayan dijital bir platform. Endonezya’daki Hijup da düşük gelirli ama modayı yakından takip etmek isteyen dindar kadınlar için tasarlanmış en büyük “mütevazı moda” sitelerinden biri. Tüm bu yeni işletmeler bilindik sorunlara yeni ve kadın gözünden bir bakış sundu.

10 – Bu yeni eğilim Müslüman dünyasının ötesine geçiyor.
Çalışan Müslüman kadınların sayısı artıkça bunun etkisi yerel pazarların sınırlarını aşıyor. Bu gezegende her on kişiden biri Müslüman bir kadındır. Toplam sayı 800 milyonu buluyor. Aslında Müslüman dünyada ABD ve AB’de olduğundan daha fazla çalışan kadın bulunuyor. Onların ekonomik serveti, ülkelerinin refahını ve istikrarını, bu da doğal olarak küresel ekonominin durumunu belirleyecektir.

Kaynak: www.weforum.org
Yazar: SAADIA ZAHIDI

Yorum bırakın

Filed under Araştırma - İnceleme, Kadın, Optimist, Optimist Newsletter

Haziran ayına ait Optimist Newsletter yayınlandı!

newsletter-haz-kapak

Optimist Yayın Grubu olarak, uluslararası kaynaklardan derlediğimiz
Optimist Newsletter Haziran ayı yayınlanmıştır.

Görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirseniz, daha zengin içerikler oluşturma imkânı bulabiliriz.

Bülteni okumak için lütfen linke tıklayın.

Optimist_Bulten_Haziran2018

Yorum bırakın

Filed under Optimist, Optimist Newsletter

Toplumsal Sorumluluk Sahibi İş Anlayışı

1image
Bir toplumu değiştirecek kadar büyük bir etki yaratmak için ne yapmak gerekir? Hiç kimsenin tek başına beceremeyeceği kadar büyük? Mevcut anlayışı değiştirecek kadar kökten? Söyleyelim: Bir toplumsal hareket. Ve bu toplumsal hareket sivil toplum örgütleriyle öğrencilerin tekelinde değil. İş dünyası da, tanık olduğumuz gibi, bu tür toplumsal hareketler başlatabilir.

Topluma katkı odaklı anlayış şirketler arasında giderek güç kazanıyor. Yani sadece hissedarlara değil, çalışanlara ve hedef odaklı inovasyondan yararlananlara da katkı sağlamak. Diğer tüm toplumsal hareketler gibi, bu da birçok insanın yaktığı küçük ateşlerle başladı. Çevrenize baktığınızda
bunların örneklerini görebilirsiniz.

2image

Bağımsız CEO’lar ve yönetim kurulları harekete geçmeye karar veriyor. Örneğin Unilever’den Paul Polman’ın, devralma girişiminden sonra başlattığı uzun vadeli, sürdürülebilir felsefe olan azimli savunmaya bakabilirsiniz. Ya da Jean-Dominique Senard’ın Michelin’de çalışanların katılımını sağlama ve söz hakkını artırma amacıyla üretim sürecinde gerçekleştirdiği büyük etki yaratan değişime.
Çin’de Zhang Ruimin’in Haier’de ortaya çıkardığı benzersiz girişimci hücrelerine de bakabilirsiniz. Fransa’da ise Vici Group’un Xavier Huillard yönetiminde, bağlı 3000 şirkette girişimci yaratıcılığı güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği, radikal düzeyde ademi-merkeziyetçi modelin başarısına. Tupperware Brands’dan Rick Goings’in gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerdeki kadınların ekonomik bağımsızlığı konusundaki kararlılığı da buna bir örnek.

Ağlar ve topluluklar kapitalizmin yeni normlarını ve formlarını yayıyor. Kapsayıcı Kapitalizm Koalisyonu’ndan (Coalition for Inclusive Capitalism) Bilinçli Kapitalizm (Conscious Capitalism) örgütlerine dek, çeşitli gruplar, Bilinçli Kapitalizm örgütünün sözleriyle, “Şirketleri, ticaret yoluyla insanlığın ilerlemesine katkıda bulunma konusunda esinliyor, eğitiyor ve destekliyor”.

B-corps ve Cooperative gibi kimileri, şirketlere yönelik yeni yönetişim kuralları geliştiriyor. Hindistan’ın kırsal kesimlerindeki çocuklara titiz inovasyoncular gibi düşünmeyi öğretme misyonuyla hareket eden TCL Technologies’in eski CEO’su Vineet Nayar’ın önderliğindeki Sapmark Vakfı gibi toplumsal girişimler tarafından hayata geçirilen cesur, inovatif yönetim anlayışı da özellikle dikkat çekiyor.

Yönetim uzmanları, çağımızın en büyük sorunlarını insani bir çerçeveye oturtuyor. Küresel ekonominin gündemindeki yapay zekâ ve diğer dijital teknolojilere dair konuşulan konulardaki değişime dikkat edin. Bu güçlü araçların insanı marjinalleştirmek yerine insanların yaratıcılığını kullanmasını sağlaması gerektiğini söyleyenler artıyor. Akıllı makineler yanıtları daha kolay bulmamıza yardımcı olabilir ancak cevap bulunması gereken soruları belirleyemez. Bu teknolojileri, insanların gerçek potansiyelini (yeryüzündeki en az kullanılan kaynağı) ortaya çıkarabilmesi, iş dünyasına amaç, anlam ve değer katması amacıyla kullanmalıyız.

Bütün bu kıvılcımlar ısı ve ışık üretiyor. Ancak bu çok sayıda küçük alev, tek ve büyük bir ateşe nasıl dönüştürülebilir? Kilit noktalardan biri, bu alevi tutuşturanların, büyük bir hareketin parçası olduklarının; kendi değerleri doğrultusunda bağımsız hareket etmediklerini, bir arada beklentileri ve değerleri değiştirmeye çalıştıklarını fark etmeleridir. Bunun gerçekleşebilmesi için, insanların bir kenara çekilirlerse, harekete geçmezlerse tehlikeyle karşı karşıya kalacaklarını anlaması, harekete katılmak için heyecan duyması gerekir.

Güçlü sesler

Larry Fink’in, sahip olduğu yatırım şirketi BlackRock’ın 30’uncu kuruluş yıldönümünde yayınladığı “CEO’lara Açık Mektup”un bu kadar ses getirmesinin nedenlerinden biri de budur. Fink, mektubunda, militan yatırımcıların, kısa vadeli, kârı artırmaya yönelik, uzun vadeli sürdürülebilirliği dikkate almayan taktiklerinin yarattığı tehlikeye dikkat çekiyor. İkna edici uzun vadeli stratejileri (bir “hedefi” olan gelecek vizyonları) geliştirmeyen yönetim ekiplerinin bu suça ortak olduğunu söyler. “Hedef” ten kastı, toplumsal hedeftir. “Halkın şirketinizden büyük beklentileri var” der. “Toplum, hem özel şirketlerin hem de kamu kurumlarının toplumsal hedeflere hizmet etmesini bekliyor. Şirketin, uzun vadede büyüyebilmesi için sadece finansal performansı değil, topluma pozitif katkı yapmayı da dikkate alması gerekir. Şirketlerin,
aralarında hissedarlar, çalışanlar, müşteriler ve faaliyet gösterdikleri toplumun da bulunduğu tüm paydaşlara yarar sağlaması gerekir.”

Elbette şirketlerin “faaliyete hak kazanması gerektiği”, sadece hissedarlara değil, tüm paydaşlara hizmet etmesi gerektiği fikri yeni değildir. Ancak, Judy Samuelsen’in de dediği gibi, “Dünyanın en büyük yatırım şirketi BlackRock’ın patronu şirketlerin sadece kârı değil, topluma katkıda bulunmayı da düşünmesi gerektiğini söylediğinde, bunun etkisi büyük olur.” Böyle güçlü sesler, konuya yönelik ilginin artmasına, mevcut ateşlerin körüklenmesine yol açar.

Ateş nasıl büyür?

İşletme eğitimi verenler ve araştırmacılar da devreye girerek bu ateşi büyütebilir. Son dönemde, yeni yöntemler ve bakış açıları getiren akademik çevrelerin dışından isimler, resmi işletme eğitimini gölgede bıraktı. Yönetim uygulamalarındaki son dönemde gerçekleşen inovasyonlar bu aykırı isimlerden geliyor; çevik hareket, tasarım düşüncesi, yalın girişim, bütçe ötesi gibi
yaklaşımlar bu yeni topluluklar ve gruplar tarafından geliştiriyor.

Ancak Harvard’dan Clayton Christensen’in de belirttiği gibi, yönetim uzmanları ortak bir dil ve temel teoriler geliştirebilmiş değil. Araştırmacıların geliştirebilecekleri ve ilerletebilecekleri sağlam bir temele ihtiyaç var. Bu yaklaşım, üniversitelere ve sosyal bir bilim olarak işletme eğitimine (Peter Drucker’in dile getirdiği anlayışa) önemli katkılarda bulunacaktır. İşletme eğitiminin temel meselesi, Drucker’ın ilk kitabını yazdığı günden beri pek değişmedi: Kurumlarda, girişimci, yaratıcı ve topluma katkı sağlayan, insan odaklı anlayışı yitirmeden, kolektif performans yakalamaya yönelik sistematik
bir yaklaşım geliştirmek. Son dönemlerde bu iki uç arasındaki denge, teknokratlar ve finans odaklı taraf lehine bozulmuş durumda.

Bir toplumsal hareketin insani bir anlayışa sahip farklı bir kapitalizme ulaşması mümkün mü? Kimsenin elinde bir gecede kurumları ve toplumu değiştirecek sihirli bir değnek yok. Ancak hep birlikte ve zamanla bunu başarabiliriz. Ünlü yönetim uzmanı ve öykücü Charles Handy, geçen sonbaharda, Viyana’da düzenlenen 2017 Küresel Peter Drucker Forumu’nun kapanış konuşmasında bunu güzel bir şekilde ortaya koymuştu: “Karanlığa bir mum da siz yakın” demişti, “bu ışık yayılana ve dünyayı aydınlatana dek.”

Kaynak: 16 Mart 2018, HBR
Yazar: Richard Straub

Yorum bırakın

Filed under Optimist