TOYOTA TARZI YÖNETİM HASTANELERDE

Araba üreticisinin uyguladığı bilimsel yöntem (Toyota Tarzı Yönetim) hastanelerde uygulanırsa, ne gibi sonuçlar verir? Beyond Heroes – Sağlık Sektörü İçin Yalın Yönetim Sistemi bu soruya “muhteşem sonuçlar” yanıtını veren bir kitap. Özellikle de hastanelerde söz konusu olan ve çoğu kez doktor ve hemşirelerin kahramanlıklarıyla idare edilmeye çalışılan güvenlik ve kaliteyi riske atan, maliyetleri fırlatan uygulamalara son vermesi açısından.  

Kitapta ABD’deki ThedaCare Hastanesi ekiplerinin doktor, hemşire ve yöneticilerin öyküleri aracılığıyla yönetim sistemlerini nasıl geliştirdikleri anlatılıyor. Özellikle de takım toplantıları, yerleşmiş standartları yönetme, sorun çözme, saydamlık, iş performans sisteminde doktorların rolü gibi yalın sistemin temel bileşenleri irdelenerek kültürün nasıl değiştiği ortaya konuyor.

Kitabın yazarı Kim Barnes Sağlık Kurumu Yönetimi Uzmanı ve ThedCare Hastanesinin Kıdemli Başkan Yardımcısı. Kitabı hakkında şöyle diyor: “Beyond Heroes sadece bir eylem çağrısı ya da daha iyi bir sağlık sistemi önerisi olarak görülemez. Kitap aynı zamanda sağlık sistemi liderlerine önlerindeki kayalık arazide nasıl yol alacaklarını gösteren gerekli bir yol haritasıdır.”  

Ve devam ediyor:

“…Hızlı süreç iyileştirmelerden elde edilen değişimler çok önemlidir, ancak yalın yolculuğun sadece ilk adımlarını oluştururlar. Dönüşümün en temel kısmı kültürel değişimdir; problemlere yaklaşımımızı, hastalara bakış açımızı, birbirimizle etkileşimimizi değiştirmektir. Bu sadece sağlık kuruluşlarının problemi değildir; üretim ve hizmet şirketlerinin, bayilerin ve kamu kuruluşlarının da aynı sorunlarla mücadele ettiklerini görüyoruz. Eğer yalın düşünce yüzeysel kalır ve yönetim değişmezse, elde edilen iyileşmeler sürdürülemez ve kazanımlar kurumsal hedeflerin yakalanmasını sağlayamaz.”

BEYOND_HEROES_K2.jpg

Tom Peters “Okuyun” Diyor…

Efsanevi yönetim gurusu, iş yaşamında başarılı olmak için en etkili stratejinin kafanızı kitaplara gömmek olduğuna inanıyor.

Screen Shot 2016-06-08 at 12.51.38.png

Efsanevi yönetim gurusu, iş yaşamında başarılı olmak için en etkili stratejinin kafanızı kitaplara gömmek olduğuna inanıyor.

Tom Peters. Kim olduğunu biliyorsunuz. O ve Bob Waterman, tüm zamanların en çok satan kitaplarından birini yazdılar: In Search of Excellence: Lessons from America’s Best-Run Companies

Peters, iş kitapları dünyasını durgun sulardan bir çağlayana dönüştüren birkaç kişiden biri; 1.8 milyon kitapla Amazon’daki en büyük beşinci kategori. Bu kitaplardan 29’unu o yazdı, bu kitaplar 10 milyonun üzerinde  sattı. Bu süreçte Peters iş gurusu teriminin oluşmasına katkıda bulundu ve Madonna’dan daha fazla insanı etkiledi. 73 yaşında, farklı nesillerden oluşan hevesli bir kitleye hitap ediyor ve 135.000 Twitter takipçisi var. 

Çünkü Peters doymak bilmez bir okur. New England kışlarından kaçıp Yeni Zelanda’ya yerleşen Peters’la kitaplar hakkında konuştuk.

“Massachusetts’teki bir komşumuzdan bahsetmek istiyorum. 18 ay önce birlikte yemek yiyorduk, durup dururken, ‘Büyük şirket CEO’larının en büyük sorunu nedir, biliyor musun?” dedi. ‘Sana en az 70 şey sayarım” dedim. Ağzındaki baklayı çıkardı: “Yeterince okumuyorlar.”

Çok genç yaşta okumaya başlayan Peters, arkadaşının haklı olduğunu biliyordu. “Annem beni Güneyli gibi yetiştirdi, 3 yaşında okumaya başladım. Nazikseniz ve okuyorsanız, başarı yolundaki ilk 75 adımı atmışsınız demektir.” 

“Sürünün yarım adım önünde olduğumu düşünüyorum. Ama üç yıl önce, özellikle teknoloji alanında olup biten onca şeyden sonra, 25 adım geride olduğumu fark ettim. O günden bu yana teknolojiyle ilgili yaklaşık 250 kitap okudum. Size 50 kitap sayabilirim. Bunların içinde beni en çok etkileyenler Rise of the Robots [Martin Ford], Automate This [Christopher Steiner] ve özellikle The Second Machine Age, [Andrew McAfee and Erik Brynjolfsson.]” 

Peters her şeyi aşmış gibi davranmıyor. “Şunları dürüstçe söyleyebileceğim noktaya kadar okuyorum: (a) O kadar da geride değilim; (b) okuduğum için benden çok daha ileride olması gerekenlerden daha ilerideyim ve (c) iş dünyasındaki çok ünlü insanlarla konuştuğumda, onlara henüz okumadıkları en az altı kitap tavsiye edebiliyorum, bu da beni partilere davet etmelerini sağlıyor. Bir strateji var ve o strateji de okumaktır. Bir konu hakkında 100 kitap okursanız, çok daha zeki olursunuz.”

Mütevazı Deneme

Tevazu, Peters’in saygı duyduğu bir nitelik ve bu nitelik anlatmak istediği ilk birkaç kitapta da kendini gösteriyor. “Listemin en üst sırasına Daniel Kahneman’ın Thinking, Fast and Slow kitabını alıyorum çünkü insanların verdikleri kararların berbat olduğunu anlaması gerekiyor.” 

Bilişsel önyargılarla ilgili diğer bir kitap da Daniel Simons’un adını ünlü bir deneyden alan The Invisible Gorilla’sı. Psikoloji profesörleri Daniel Simons ve Christopher Chabris,  insanlara bir video izletip, halka oluşturan bir grup basketbolcunun kaç pas yaptıklarını saymalarını istemişler. Paslaşma sırasında goril kostümü giymiş bir adam halkanın ortasına dalıyor ve göğsünü yumruklayıp çıkıyor. Deneye katılanların neredeyse yarısı gorili görmüyor.

Peters özellikle kendimizi bir şey sandığımız bilişsel önyargılardan nefret ediyor. “Fooled by Randomness’ı çok beğendim. Nick Taleb, zeki anne-babadan doğmuş olmak gibi bir şansınız varsa ve çok ama çok çalışırsanız, istatistiksel olarak oldukça iyi bir kariyer yapabileceğinizi gösteriyor. Kariyeriniz ‘oldukça iyi’den de iyiyse, bu tamamen şansla ilgilidir. Hayatta daha fazla inandığım bir şey yok. Şu dünyada küçümsediğim tek insan tipi ise, bunu hak ettiklerini düşünen başarılı insanlar.”

Peters’ın en sevdiği bilişsel önyargı kitapları arasında ikisi öne çıkıyor. Indispensable and Other Myths kitabında Michael Dorff, 250 büyük şirkette, piyasa değerindeki artışın CEO’ya atfedilebileceğini söylüyor. “Bir numaradaki CEO’nun sunduğu değerle, 250 numaradaki CEO’nun sunduğu değer arasındaki fark, yüzde 0,2’den daha az. Demek ki, süperstar CEO kavramı (belki birkaç istisna dışında) hiçbir anlam ifade etmiyor.” Peters ‘başucu kitabı’ olarak nitelendirdiği bir kitaptan daha bahsediyor: Boris Groysberg’in Chasing Stars’ı. “Sonuç bölümüne bayıldım: X bir yerde süperstarsanız ve Y’ye geçtiyseniz, süperstarlığa veda edebilirsiniz.”

Peters bu kitapları egolarımızı sarstığı için sevmiyor. “Onları seviyorum çünkü dünyadaki en parlak insanlar olmadığımızı anlamamıza yardımcı oluyorlar, karar alırken kafamızın içinden 80 milyon şey geçtiğini gösteriyorlar.” 

Kalıpları Kıran Bilgi

Nasıl daha iyi liderler olabiliriz? Peters’ın bazı önerileri var. “Bence herhangi bir şeyi yönetenler, daha az finans ve pazarlama, daha fazla psikoloji ve sosyal psikoloji okumalılar.” Bu alandaki en iyi kitaplardan biri de içedönükleri savunan Susan Cain’in Sakinler de Kazanır kitabı. Peters bütün kitaplarında çok coşkulu ve yüksek sesli konuşsa da Cain’in testinde içedönük çıkmış. “Kitaptaki araştırmalar, dışadönüklerin, içedönüklerden fiziksel olarak daha çekici, daha cana yakın ve daha zeki olduklarına inandığımızı gösteriyor. Ancak bu doğru değil, nüfusun yüzde 30’unu, belki de daha fazlasını aslında dinlemiyoruz.”

Diğer bir kitap da Frank Partnoy’dan Wait. Uzun yıllar önce Peters, Dallas Cowboys takımının başkanı Tex Schramm’la tanışmış. Gelen kutusunda üç etiket varmış: Gelen, Giden ve Çok Zor. Schramm “çok zor” etiketlilerin eninde sonunda yok olduklarını görmüş. Sadece o meseleyi dört-beş kez sorarlarsa onlarla ilgileniyormuş. “Partnoy bunun neden işe yaradığını gösteriyor.” 

Stanford’dan sosyal psikolog Walter Mischel’in yazdığı The Marshmallow Test, bekleme meselesine başka bir yaklaşım getiriyor. (Marşmelov testinde, çocukların önüne bir marşmelov konuyor ve yemeden ne kadar dayanabilecekleri gözlemleniyor. Belli bir süre dayanabilirlerse ödül olarak iki marşmelov alacakları söyleniyor.) “Mischel bir şeyleri erteleme yeteneğinin bizi insan yapan şey olduğunu söylüyor.” 

Peters, Richard Branson’ın The Virgin Way kitabını da beğenmiş. Kitabın 150 sayfalık ilk bölümü tek bir başlıktan oluşuyor: Dinle. “Dünyadaki her şeyde dinlemenin esas olduğunu gösteriyor. Branson gibi bir zekâ küpünün, insanların gerçekten okuması gereken bir şey yazması, gerçekten büyüleyici.”

Beklenmedik Yerlerden Gelen İçgörüler

Peters iş dünyasıyla ilgili içgörülerin hiç beklenmedik yerlerden gelebileceğini söylüyor. “Bunlardan biri de Addiction by Design.” MIT profesörü Natasha Dow Schüll, 15 yıl boyunca, kumarhanelerin insanları nasıl Las Vegas’a çektiklerini antropolojik olarak araştırıyor. “Masalardaki kokuyu değiştirirseniz ne olur, insanların masada oturma sürelerini ikiye katlayabilirsiniz. Ya da kumarhanenize giden yoldaki kıvrımları değiştirirseniz, sert bir sola dönüş değil de yumuşak bir dönüş sağlarsanız ne olur, kumarhanenize gelenlerin sayısını ikiye katlayabilirsiniz. Richard Thaler ve Cass Sunstein’in klasikleşmiş Nudge kitabında korkunç detaylar var ve büyük verinin neden önemli olduğunu gösteriyor.” 

Pek çok kitap büyük, tanınmış şirketlerin başarı hikâyelerine odaklansa da, Peters orta ölçekli şirketlere bakmamız gerektiğini düşünüyor. “Bence dünyadaki tüm problemlerin çözümü onlarda.” Peters, George Whalin’in Retail Superstars kitabına bayılmış. Aslında sıkıcı görünen sektörlerde, ‘kutunun dışında’ düşünebilen insanların inovasyonlarını ve büyük oyuncuları alt eden şirketler hakkında 25 hikâye anlatan bir kitap. Hermann Simon’un Gizli Şampiyonlar’ı, çok da önemli olmayan bir konuda yapılan ‘havalı’ bir hareketin piyasa hâkimiyetini nasıl sağladığını gösteren bir sürü hikâye anlatıyor. “Oturduğum yere 30 km uzaklıkta W.A. Coppins adında küçük bir kasaba var ve dünyanın önde gelen çapa üreticisi. Norveç devleti ve ABD Deniz Kuvvetleri’nin çapalarını orada yapıyorlar.” 

Peters yönetim dersleri için tarih okumayı seviyor. “Frederick Kempe’nin Berlin 1961 kitabı, Berlin Duvarı’nın yapımı hakkında 400 sayfalık bir şaheser. Bir kararın biyografisi ve bu devasa kararın etrafındaki karmaşayı ve sıradışılığı anlatıyor. Aynı zamanda, bir yönde atılan küçük bir adımın sonucu nasıl tamamen değiştirebileceğini de gösteriyor.” Peters, Marc Levinson’un The Box kitabını da tavsiye ediyor. Gemicilikte kullanılan konteynerlerin nasıl icat edildiğini anlatıyor. “Konteynerlerle nakliye fikri, limanları yeniden tasarlamadan, liman işçilerini ikna etmeden vs, yapılabilir bir şey değildi. Mevcut durumun yeniden icadı, her şeyi değiştirdi.”

Son olarak, Peters kendimizi gerçek yaşamdan vaka analizleriyle veya sosyal bilimler çalışmalarına dayanan, dikkatlice oluşturulmuş argümanlarla sınırlandırmamamız gerektiğini düşünüyor. “Bence arkadaşlarımızı okuma konusunda teşvik edeceksek, kendi okumalarımızın da yaklaşık yüzde 40’ı kurgu kitaplar olmalı. Genelde 1000 sayfalık romanlar okumam ama Murakami’nin 1Q84’ünü bitirdim. İnsanları anlatıyor; ilişkileri anlatıyor; yaşamın doğrusal olmadığını anlatıyor… Böyle şeyleri anlarsanız, çok daha iyi bir yaşam sürebilirsiniz.”
Theodore Kinni, strategy+business, 26 Mayıs 2016

Martin Lindstrom’un Tek Kişilik Marka İnceleme Yöntemi SMALL DATA

“Martin’in en iyi kitabı. İş yaşamınızda bir etki yaratmak için kişisel, sezgisel ve çok güçlü bir yol.”

—Seth Godin, Mor İnek’in yazarı

Martin Lindstrom’a boşuna “Marka Danışmanlarının Sherlok Holmes’i” denmiyor. Müşterileri nelerin etkilediğini ortaya çıkarmak için yılın 300 gününü tanımadığı insanların evlerini ziyaret ederek geçiriyor, her ayrıntıyı dikkatle inceliyor. Saklı istekleri tespit ediyor ve bu işaretlerden milyon dolar getirecek işler çıkarıyor.

Uluslararası çok satan Buyology  ve Brandwashed’den sonra yazdığı yeni kitabı Small Data – Devasa Trendleri Açığa Çıkaran Küçük İpuçları’nda bizi ünlü markalar için yaptığı çalışmalara ortak etmiş. Örneğin, bir kız çocuğunun yatak odasındaki pelüş ayının nasıl bir moda perakendesinin 20 ülkedeki bin mağazasına devrim yaptırdığını öğreniyoruz. Ya da sıradan bir bileziğin nasıl Jenny Craig firmasına  müşteri bağlılığını bir yıldan kısa bir süre içinde yüzde 159 artırdığına tanık oluyoruz. Veya Sibirya’daki bir buzdolabı üzerindeki bir magnetin ABD’de süper market devrimine yol açmasına…

Kitabın sonunda yazar tekniklerini 7C başlığı altında açıklıyor: Toplama, İpuçları, Bağlantılandırma, Korelasyon, Nedenselleştirme, Denkleştirme ve Konsept! Alt metin araştırması dediği bu süreçle Küçük Veriyi saptıyor.

İşte Bu Fikir Tutar kitabının yazarı Chip Heath kitaba yazdığı önsözü bu Küçük Veri saptamasıyla bitirmiş:

İşlerimizi tek başına Büyük Verilerle iyileştiremeyiz. Martin’i izleyip Zengin Veriyi keşfetmeliyiz. Derin Veri. Önümüze Küçük Veri halinde gelse bile. İşlerimiz açısından böylesi daha iyi.”

SMALL_DATA_K2

HİÇBİR YER’E GİTMEYE NE DERSİNİZ?

Günümüzde hayatının hızını kesmek ve hiç olmazsa bir süreliğine hiçbir şey yapmamak isteyenler giderek çoğalıyor. Çalışma hayatının hızı, karşı karşıya olduğumuz enformasyon bombardımanı, büyük şehrin bindirdiği stresler herkeste soluk alma ihtiyacına yol açıyor.

Seyahat izlenimleriyle ün salmış bir yazar olan Pico Iyer Sükûnet Sanatı’nda moleküler biyoloji dehası Matthie Ricard, müzisyen Leonard Cohen gibi ünlülerin ve bizzat kendisinin geriye çekilme ve huzur bulma deneyimini aktarıyor.

Bugün dünyada birçok şirket “stres azaltma programları” uyguluyor ve bu tür programların sayısı günden güne artıyor. Örneğin, bilgisayar çipi üreten Intel her salı dört saat boyunca “Sessiz Süre” uygulaması yapıyor. Bu esnada 300 mühendisten ve yöneticiden e-posta kutularını ve telefonlarını kapatmaları, kendilerine “düşünme zamanı” yaratmak için ofislerinin kapısına “Rahatsız Etmeyin” uyarısı asmaları isteniyor. Çalışanlar bu talebi büyük bir ilgiyle karşılamış ve şirket açık düşünmeyi teşvik etmek amacıyla sekiz haftalık bir program başlatmış. Dünya çapında faaliyet gösteren bir gıda firması olan General Mills’te de benzer bir uygulama devreye sokulmuş. Üst düzey yöneticilerin yüzde 80’i karar alma becerilerinde olumlu bir değişim olduğunu bildirirken, yüzde 89’u benzer bir yedi haftalık programın ardından daha iyi birer dinleyici haline geldiklerini söylemişler.

Özetle Sükûnet Sanatı, enformasyon bombardımanı altında sıkışıp kaldığımız, her şeyin olağanüstü hızlandığı ve insanların giderek daha fazla stres yüklendiği koşullarda yavaşlamanın yol ve yöntemlerini gösteriyor. Bizi Hiçbir Yer’e gitmeye çağırıyor.

sukunetsanati_k2
Pico Iyer’in Türkçe alt yazılarıyla TED konuşmasını izleyebilirsiniz.

 

MEĞER HEPİMİZ EN AZ YÜZDE 99 MİKROPMUŞUZ

Bilimsel bulgular bizi şaşırtmaya devam ediyor. Kalifornia Üniversitesi Mikrobiyom Girişimi Direktörü Profesör Rob Knight’ın ödüllü bilim gazetecisi Brendan Buhler’le birlikte kaleme aldığı Mikroplarınızla Tanışın bizi mikroskobik dünyaya ait en son keşiflerle buluşturuyor:

  • Meğer “mikrop” diye adlandırdığımız bu tekhücreli organizmalar, sandığımızdan çok daha çeşitliymiş. Üstelik vücudumuzun her dip köşesine yerleşmişler. Nereye baksanız her tarafta sayısız mikrop görüyorsunuz. Daha da önemlisi, sağlığımızın ve hatta kişiliğimizin her boyutunda, akla hayale sığmayacak rolleri varmış.
  • İnsanlar olarak yaklaşık 10 trilyon insan hücresinden meydana geliyoruz. Ancak vücudumuzun içinde ve üzerinde aşağı yukarı 100 trilyon mikrobiyal hücre yaşıyor. Özetle, biz aslında pek de “biz” değiliz.
  • Ama kendimizi, bizi hasta eden pis birtakım yaratıklara ev sahipliği yapmaktan başka işe yaramayan bahtı kara canlılar olarak görürsek yanılırız. Aslında o mikrop camiasıyla birlikte, tam bir denge hali söz konusu. Bu küçük organizmaların, etkisiz birer eleman olmadığını bilmeliyiz. Sindirimden bağışıklık sistemine ve hatta davranışlara kadar hayatımızın birçok temel işlevinde çok önemli roller üstleniyorlar.
  • İçimizdeki mikrop camiası, aslında farklı camiaların birlikteliğinden meydana geliyor. Vücudun farklı yerlerinde farklı tür mikroplar yaşar ve her biri uzmanı olduğu konuda rol üstlenir. Ağzındaki mikroplar, cildindekinden veya bağırsağındakinden farklıdır. Kendimizi bir “birey” olarak görmek yanlıştır. Her birimiz aslında bir ekosistemiz.
  • Herkesin vücudunda yaklaşık 20.000 insan geni bulunur. Ancak vücudumuzdaki mikrobiyal genlerin sayısı 2 milyondan başlar, 20 milyona kadar çıkar.

Genetik diliyle konuşursak, hepimiz en az yüzde 99 oranında mikrobuz.

mikroplarinizlatanisin_K2
Rob Knight’ın Türkçe alt yazılı TED  konuşmasını izleyebilirsiniz

 

TERÖRİSTİN OĞLU

ABD’de 80’li yılların başı…

Yeni Dünya’da çalışmaya gelmiş, mutluluk arayan genç bir Mısırlı mühendis…

“Papaza kızıp, din değiştiren”, Müslüman olan öğretmen bir hanım…

“Mescit” çatısı altında mutlu bir evlilik ve doğan çocuklar…

Çocuklar daha doğmadan, kaderleri örülüyor…

***

Baba’nın hızlı evrimi… İyi bir Müslüman olmak için Afganistan’a savaşa gitme hedefinin, ABD’deki Yahudi toplumuna ve giderek tüm toplumsal yaşama karşı terörist eylemlere dönüşmesi…

Toplumsal acılar, sürekli kaçgöç, ailenin çöküşü ve sefaleti…

Bir çocuğun gözüyle anlatılıyor bu kitapta…

***

1983 doğumlu Zak Ebrahim babasının yolundan gitmeyip kendi yaşamını kuruyor. Dogmatik düşüncelerden sıyrılıp özgür bir insan olmayı seçiyor. Ablası ve kardeşi de…

Bu kitap terörizmin acıdan ve yıkımdan başka bir şey getirmediğini, çıkmaz bir yol olduğunu ve bu yoldan vazgeçilebileceğini anlatıyor. Zak Ebrahim’in hedefi bu…

 

teroristin_oglu_k2.jpg

Zak Ebrahim’in Türkçe alt yazılı TED konuşmasını izleyebilirsiniz.

 

DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİ

Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu ve başkanı Klaus Schwab’ın bu yılın Şubat ayında yayınlanan Dördüncü Sanayi Devrimi başlıklı kitabı insanlığın dönüşümünü de içeren yeni teknolojik devrimi nasıl anlamak ve biçimlendirmek meselesini ele alıyor.

“Sanayi 4.0” beş yıldır bilinen bir kavram olmasına rağmen 2016 Davos toplantılarının ana gündem maddesi olarak ilan edilince dünya çapında, bu arada Türkiye’de de çok konuşulur oldu. Yapay zekâ, robotik, nesnelerin interneti, özerk taşıtlar, 3D yazıcılar, nanoteknoloji, biyoteknoloji, malzeme bilimi, enerji depolama ve kuantum bilgiişlem gibi yeni teknolojik atılımların çok çeşitli alanlarda şaşırtıcı şekillerde iç içe geçmesi insanlara, şirketlere, ülkelere ve dünyaya ne getirecek?

Yazara göre, önceki sanayi devrimlerinin tam tersine bu devrim doğrusal değil üstel bir hızla gelişiyor. Bu, içinde yaşamakta olduğumuz son derece bağlantılı, çok yönlü dünyanın ve yeni teknolojinin sürekli daha yeni ve daha yetenekli teknolojilerin önünü açmasının bir sonucudur. (HIZ)

Bu devrim dijital devrimin üzerinde yükseliyor ve ekonomide, iş dünyasında, toplumda ve bireysellikte benzeri görülmedik paradigma değişimlerine götüren çok çeşitli teknolojileri bir araya getiriyor. Sadece şeyleri yapmadaki “ne” ve “nasıl” sorularını değil, aynı zamanda “biz kimiz” sorusunu da değiştiriyor. (GENİŞLİK VE DERİNLİK)

Bu devrim ülkeler, şirketler, sektörler arasında ve içinde ve bir bütün olarak toplumda sistemlerin bütünsel dönüşümünü içeriyor. (SİSTEM ETKİSİ)

Sadece teknoloji alanında çalışanları değil, hepimizi yakından ilgilendiren bu dönüşümler üzerine şimdiden düşünme zamanı.

 

Dördüncü_Sanayi_Devrimi_K2.jpg

 

Altyazılı izlemek için youtube altyazı seçeneklerinden türkçeyi seçiniz.