Category Archives: Strateji

Pazarlamada da Değişim Esastır

Stratejik_Pazarlama_K2.jpg

“Harika bir ürün, ama gel gör ki kimse ilgilenmiyor.” – Böylesi durumlarla karşılaşmamak için alınacak en can alıcı önlem müşterilerdeki ve iş ortamındaki değişimi dikkate almak, pazarlama teknikerini buna uygun olarak geliştirmektir.

Satış sürecinin en önemli halkası sayılmasa da pazarlama daha bereketli sonuçlar almanın stratejik ortağı haline gelmiş bulunuyor. OPTİMİST’in HBR 10 MUST READS dizisinin yeni kitabı Stratejik Pazarlama şirket ve yöneticilere pazarlama faaliyetlerini yenilemede yardımcı olacak 10 Harvard Business makalesinden oluşuyor.

Ted Levitt ve Clayton Christensen gibi uzmanların kaleme aldıkları bu makaleler sayesinde:

  • İşinize bambaşka bir açıdan bakabilecek,
  • İnsanların gerçekten ihtiyaç duydukları ürünleri üretebilecek,
  • Markanızın güçlü ve zayıf yanlarını belirleyebilecek,
  • Çin’den, Hindistan’dan daha büyük bir pazarı keşfedecek,
  • Kurumsal müşterilerinizle daha verimli iş yapma yöntemleri hakkında bilgilenecek ve
  • Satış ile pazarlama arasındaki savaşı sona erdirebileceksiniz.

Yorum bırakın

Filed under HBR's 10 Must Reads, Optimist, Satış ve Pazarlama, Strateji, Şirket İçi Eğitim, İş - Yönetim

ORGANİZE OLMA KONUSUNDA BİR METAFORDAN ÇOK DAHA FAZLASI: CAZ

karmasayaevet_k2

Caz müzisyenleri; önceden aranje edilmiş müziğe, ezberlenmiş sololara, alışkanlıklara ya da geçmişte başarıyla uyguladıkları yöntemlere bel bağlamaktan kasten uzak durur. Bunun yerine; sınırlarını zorlamak, öğrenme kapasitelerini yeni ve farklı alanlara genişletmek amacıyla kendilerine meydan okurlar. Şirketler de caz kitabından bir sayfa koparsa fena mı olur?

Düşünecek olursak, caz müzisyenleri için geçerli olan, örgütsel liderler için de geçerli. Becerikli olanlar doğru notaları çalıyor, ama işin ehli olanlar ileriyi hayal edip olasılıkları değerlendirme, fikirleri biçimlendirme, uyum sağlayıp uyarlama ve örgütsel gerilimi çözme becerileriyle fark yaratıyor. Müzisyenlerin ve kuruluşların, “ritim bulabilmesi” için kontrolü biraz gevşetip kendilerini akışa bırakmaları gerekiyor.

Bu tavır, bugüne dek alıştığımız/deneyimlediğimiz iş dünyasının son derece mekanik uygulamalarından çok farklı. Caz müziğini ele alırken hiyerarşiye, komuta ve kontrol sistemlerine dayalı liderlik modellerine, rutin ve kurallara karşı çıkmak nasıl mümkün olabilir? Planlar, bütçeler, tablolar, takvimler, açıkça belirtilmiş roller ve çalışanların boyun eğmesini sağlamak için baskı yapma ya da göz korkutmaya yönelik taktiklerle desteklenen katı yapılar nasıl değişir?

Başarılı bir caz müzisyeni olan Frank Barrett, Karmaşaya Evet isimli kitabında cazın düşünce yapısını ele alıyor, bu dünyanın içinden aktardığı müthiş anekdotlarla önce caz severlerin gönlünü kazanıyor. Aynı zamanda örgütsel davranış ve inovasyon konusunda dersler veren bir hoca da olan Barrett, caz ve iş dünyası metaforundan yola çıkarak “iş dünyası” için de yeni bir model ortaya koyuyor.

İNOVATİF BİR ORGANİZASYON OLARAK CAZ

Bir Harvard Business Review kitabı olan Karmaşaya Evet, liderleri inovasyona yönelik sağlıklı bir yaklaşım geliştirmeye ve bilinen dünyanın tahmin edilebilirliğine hapsolmaktan ziyade keşfetmeye teşvik eden bir kültür yaratmaya davet niteliğinde. Günümüzde liderliğe o kadar fazla önem veriyoruz ki takipçiliğin, caz müzisyenlerinin deyişiyle “eşlik etme”nin önemini unutmuş durumdayız. Yazar Barrett, tıpkı büyük caz liderlerinin yaptığı gibi sırayla liderlik yapmanın öneminin altını çiziyor. Kuruluşları, içinde yaşadıkları katı geleneklerin zincirlerini kırmaya, kesinliğin ötesine geçmenin nasıl bir şey olduğunu deneyimlemeye çağırıyor.

Caz müzisyenleri, hayatlarını radikal hassasiyet içinde yaşamaya çalışır. İnsanlar da böyle yaptıklarında; yani kendilerini dış dünyaya açtıklarında, beceri gerektiren faaliyetlerin içinde olduklarında ve yeni keşiflere gebe sorunlar yaşadıklarında en iyi performanslarını sergiler. Peki, insanların bu performansa ulaşmasını mümkün kılacak organizasyonu nasıl yapabiliriz? İşte bu soru, bu kitabın incelediği konunun zeminini oluşturuyor.

Ünlü caz davulcusu Ferit Odman’ın kitapla ilgili görüşlerini şu videodan izleyebilirsiniz: http://www.yazarindandinle.com/dameronia-notes-and-tones-ferit-odman.html

Yorum bırakın

Filed under Optimist, Strateji, Yönetim - Liderlik

İNOVASYON İNTİHARININ 6 ŞEKLİ

inovasyon_serüveni_Optimist-165

“Tehlikeli bir yolculuk için adam aranıyor. Düşük ücret, acı soğuk, tamamen karanlık uzun aylar, sürekli tehlike ve güvenli geri dönüş şüpheli. Başarı durumunda şeref ve takdir.”

Bu ilan 1913 yılında bir Londra gazetesinde yayınlanmış. Cevap vermeyi düşünür müydünüz? Cevabınız evetse, gerçek bir inovatörsünüz. Giderken yanınızda götürmeniz için size şu altı öneriyi aklınızda tutun.

İNOVASYON İNTİHARININ 6 ŞEKLİ

  1. İhtiyaç olmadan başlamak.
    Değişmemiz için tek neden, ihtiyaçlarımızı karşılayacak, yeni, basit ve çekici bir çözümün ortaya çıkmasıdır. Bu kadar basit. Unutmayın, gereklilik icadın anasıdır. İhtiyaç olmadığında başkalarını inovasyon yapmaya ikna etmeye çalışmayın, reddedilirsiniz.
  2. Önce inovatör aramak
    Tamam, inonvasyona ihtiyacımız var, peki ama kimi görevlendireceğiz. Birçok kuruluş en inovatif çalışanı inovasyon sorumlusu yapar. Akıllıca bir davranış gibi gelebilir ama değildir. Bir yalnız kurt olarak kalacaktır, çünkü icat ve inovasyon çok farklı iki şeydir. Kendi başınıza icat yapabilirsiniz. Ancak bir kuruluşta asla tek başınıza inovasyon yapamazsınız. Ar-Ge mühendisleri, üretim müdürleri, IT personeli, pazarlamacılar, servis çalışanları ve satış temsilcilerine ihtiyacınız var.
  3. Kendi fikrinizle başlamak.

İnovasyon sadece fikirlerle değil, doğru fikirleri alıp pratikte gerçekleştirmekle ilgilidir. İnovasyonun küresel simgesi, parlak, ışıltılı bir ampuldür. Aklınıza bir fikir geldiğinde, muhtemelen ona aşık olacaksınız. Bu muhteşem bir duygudur, ancak ne yazık ki aşkın gözü kördür.

  1. Tek bir fikre güvenmek.
    Yeni bir ürüne dair her yedi fikirden yaklaşık dördü geliştirme aşamasına girer, bir ila ikisi lanse edilir ve sadece biri başarılı olur. Asla tek gemiye güvenmeyin, geri dönmeme riski çok yüksektir.
  2. Beyin fırtınasıyla başlamak.
    Yeni bir şey bulma ihtiyacı duyulduğunda, insanlar genelde işe beyin fırtınası düzenlemekle başlar. Ne gariptir ki, sıklıkla inovatif hiçbir şey çıkmaz. Bu nedenle beyin fırtınası birçok şirkette olumsuz çağrışımlar yapar. Ne de olsa aynı çalışan grubu hiçbir hazırlık yapmadan bir araya gelir. Sorunun yeni fikir üretme kabiliyetsizlikleri olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak yanılırsınız. Sorun, eskilerden kurtulma kabiliyetsizlikleridir. Amerikalı işadamı Dee Hock’un şu sözünü hatırlayın: Sorun, asla aklınıza yeni, inovatif düşüncelerin nasıl geleceği değil, eskilerin nasıl çıkacağıdır” Her akıl köhne mobilyalarla dolu bir binadır.
  3. Müşterileri ihmal ederek başlamak.
    Müşterilerinizin ne istediğini bulmaya çalışmayın. Çünkü müşteriler ihtiyaçlarını her zaman dile getiremeyebilirler. İşte müşterilerin ilgili gelecek sorunlarını araştırmakla başlayın.

MÜKEMMEL BİR YENİ KONSEPT

Müşteriler değişiyor. Rakipler değişiyor. Teknoloji değişiyor. Siz hiçbir şey yapmazsanız, yeni, rekabetçi ürünler ve hizmetler ürünlerinizi ve hizmetlerinizi yakalayıp geçiyor. Bir çalışma, ürünlerin yaşam döngüsünün son elli yılda ortalama yüzde 400 daraldığını gösteriyor. Dolayısıyla inovasyon esas. Şükür ki, inovasyonun çileli yolları için bir pusula arayan firmaların kolayca uygulayabilecekleri görsel ve sistematik bir yaklaşımın esasları kitaplaşmış durumda. İnovasyon Seferi isimli bu kitap, Türkiye’de şimdiden 4000 kişi tarafından okunmuş durumda. İş Modeli Üretimi isimli kitabın tamamlayıcısı olup aynı görsel zenginlik ve tasarım anlayışıyla hazırlanan İnovasyon Seferi’nde, FORTH İnovasyon metodu olarak adlandırılan bir yöntem açıklanıyor. FORTH metodu Avrupa, Kanada, Hindistan, Rusya ve Çin’de yolculuğunu tamamladıktan sonra rotasını şimdi Türkiye’ye çevirmiş durumda. Beş ana adımdan oluşan ve 15 hafta süren bu metodu uyguladığınızda hedef müşteriler tarafından test edilmiş, fizibiliteleri yapılmış ve her şeyden önemlisi üst yönetim tarafından onaylanmış iş modelleri ortaya çıkarmış oluyorsunuz. Şemalar, vakalar, kontrol listeleri, formatlar ve inovasyon haritalarıyla dopdolu olan İnovasyon Seferi, şimdiden 2015’in yıldızı ilan edildi.

Bir not: Bu kitap 2014’ün aralık ayında düzenlenen Türkiye İnovasyon Haftası katılımcılarına da TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) tarafından hediye edildi.

1 Yorum

Filed under Strateji, Yönetim - Liderlik, İş - Yönetim

BİR “BÜYÜK VERİ” STRATEJİSİ GELİŞTİRMEK…

banner_bigdata

 

“Maaşını hak eden her veri analisti veriden DEĞİL bir sorudan yola çıkmanız gerektiğini size söyleyecektir.”

Evet, ortada devasa miktarda veri var; bir çalışmaya göre 2012’de dünya 2,8 zettabayt’dan daha fazla (bu 2,8 trilyon gigabayt ediyor, ki akıl almaz derecede yüksek bir rakam) veri kullanmış. Bu rakam şu ana kadar gördüğümüz her şeyden daha büyük ve zaman içinde yalnızca daha da hacimli hale gelecek. Buna rağmen her ne kadar veri miktarından bahsetmek kokteyl partileri için yararlı olabilse de, büyük veriyi yönetmesi ve ondan faydalanması gereken kuruluşlar için asıl önemli nokta verinin toplam hacmi değil. Hatta bu anlamda eski bir klişeyi (başka bir bağlamdan) tekrarlayabiliriz, “Önemli olan boyutu değil”.

Önemli olan verinin hacmiyle büyülenmek değil, onu analiz edebilmek—onu içgörü, inovasyon ve işletme değerine çevirebilmek. Elimizde bir sürü veri var ama bunlarla ne yapmamız gerektiği hakkında hiçbir fikrimiz yok. Veriler içinde boğulmuş birçok kuruluş—kâr amacı gütmeyen bir sağlık kurumu, kamu kurumu veya bir teknoloji şirketi olabilir— “Büyük Veri” furyasının onlara vaat ettiği içgörülerden çaresizce faydalanmak istiyor.

Peki, büyük veri hakkında kafamız yeterince net mi?

2013’te yaklaşık bin Harvard Business Review okuyucusuyla yapılan bir ankette, birçok katılımcı büyük veri kavramına aşina olduğunu söylese de sadece yüzde 28’i kendi kuruluşunun “daha iyi iş kararları alabilmek ve yeni iş fırsatları yaratabilmek için halihazırda büyük veri kullandığını” belirtmiş.

Yalnızca yüzde 23’ü kendi kuruluşunun büyük veri için bir stratejisi olduğunu söylemiş. Sadece küçük bir yüzde, yüzde 6, “Kuruluşum büyük verinin kritik iş birimleri üzerindeki etkisini değerlendirdi” ifadesine kesinlikle katıldığını belirtmiş ve daha da küçük bir yüzde, yüzde 3,5 “Kuruluşum bizim işimizde büyük veriyi nasıl uygulayacağını biliyor” ifadesine kesinlikle katılmış.

Büyük veri kalıcı mı?

Büyük veri kalıcı mı olacak yoksa geçici bir moda mı? Hulahop veya çim adamlar gibi bir zamanlar pazarlama dünyasını kasıp kavuran moda akımı nesnelerinin bilişim dünyasındaki eşdeğeri mi? Eğer öyleyse iş dünyasının liderleri bu kavramı gönül rahatlığıyla yok sayabilirler. Ama büyük veri iş ortamının önemli ve uzun vadeli bir öğesi olacaksa, bunu göz ardı eden kuruluşlar ve yöneticiler sonradan olacakların sorumluluğunu almak zorunda kalacaklar. Çünkü büyük veri sadece teknoloji ve yönetim süreçlerini değil, kuruluşların temel yönelimlerini ve kültürünü de değiştiriyor. Bu yeni kaynakla birlikte işi artık eskisi gibi düşünmek pek mümkün değil.

Büyük verinin insan yönü

Veri çoğu zaman bedava veya ucuz, yazılım açık kaynaklı ve donanım uygun fiyatlı… ama insanlar pahalı ve onları işe almak da zahmetli. Büyük verinin işe yaramasını sağlayanlar ise gerçekte insanlar. Öyleyse bu insanları nasıl bulacağız? Büyük veri girişiminde kararlı olan tüm kuruluşlar için en zor konulardan biri bu. Yanıtı nerede bulacağınızı söylemeden önce birkaç zorlu daha soralım:

Büyük veriyle dönüşüm geçirecek sektörler hangileri? Peki, ya fazla etkilenmeyecek gibi görünenler kimler? Büyük veriyle çalışmaya karar verdiysek bunu yapmanın en mantıklı ve ekonomik yollar neler? Online firmalar ve Startup’lardan neler öğrenebiliriz? Kritik sektör ve birimlerdeki insanlar ve şirketler büyük veriyle neler yapmaya başladılar? Büyük veri müşteri ilişkilerini nasıl etkiliyor? Yakın gelecek senaryoları neler?

Thomas Davenport’un Big Data @ Work isimli kitabını, herhangi bir karar ve aksiyon almadan önce mutlaka okuyun. Henüz sadece emekleme döneminde olan fakat giderek daha sık duyacağınız popüler bir konuya dair kapsamlı bir anlayış kazanacağınızın garantisiyle.

 

Big_Data_K2

 

Yorum bırakın

Filed under Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Strateji, İş - Yönetim

Şirket Kütüphaneniz Yeterince Zengin Değil mi?

Şirket Kütüphanesi

Hızla değişen ve gittikçe karmaşıklaşan iş dünyasında, tam da ihtiyacınız olan bilgiye zamanında ulaşabilmek hayati bir önem taşıyor. Yeni dünya dinamiklerini anlamak, yeni ekonomiyi, rekabeti, değişimi, liderliği, yönetim anlayışlarını kavramak her zamankinden daha acil bir sorun haline geldi.

Hem yöneticilerin hem de çalışanların hızla değişen bu dünyaya ayak uydurmalarına yardımcı olacak kitaplar yayınlıyoruz. Çağımızın fikirsel alt yapısını oluşturan temel kaynakların yanı sıra pratik meseleleri hızla kavramanızı sağlayacak kitaplarla iş hayatındaki veriminizi artırıyoruz. Yönetim biliminin kurucularından dünyanın en ünlü inovasyon gurularına kadar dünyaya yön veren isimlerin eserlerini Türkçeye kazandırıyoruz.

İş dünyasıyla ilgili tüm ihtiyaçlarınızı karşılamaya yönelik kitaplarımızla şirket kütüphanenizi zenginleştirebilir, uzmanlar tarafından özenle hazırlanan kitap setlerimizle yeni çağın trendlerine hâkim olabilirsiniz.

* Şirket Kütüphanesi kitap listelerini aşağıdaki linklerden bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Şirket Kütüphanesi
Diğer Setler
 
 * Kütüphane projesi hakkında detaylı bilgi için:
Deniz Bektaş Çelik
Satış ve Pazarlama Müdürü
0.216.412 72 13 / 125
deniz@optimistkitap.com

2 Yorum

Filed under Optimist, Peter Drucker 100. Yıl Kitaplığı, Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Strateji, Yönetim - Liderlik, Şirket İçi Eğitim, İş - Yönetim

“Stratejist” (haziran’12)

Yazar: Cynthia Montgomery

Son otuz yılda strateji üzerine sayısız kitap yazıldı, ancak Stratejist ve bu can alıcı rolün onu omuzlayan kişiden neler beklediği hakkında ilk kez bir kitap kaleme alınıyor…

Şirketiniz önemli mi?

Her liderin yanıtlaması gereken en önemli soru budur.

Bugün işinizin kapısına kilit vursanız müşterilerinizin gerçek bir kaybı olur mu? Onların gereksinimlerini sizin kadar iyi karşılayabilecek başka bir firma bulmaları ne kadar zaman alır ve ne kadar zor olur?

Bu soruya vereceğiniz yanıttan emin değilseniz, stratejiye yenilikçi bir bakışla tanışmanızın vakti gelmiş demektir. Yirmi yılı aşkın bir süredir Harvard İşletme Okulu’nda stratejinin varyasyonlarını anlatan dersler veren profesör Cynthia Montgomery, strateji uygulaması ve öğretisinde devrim yaratan yaklaşımları açıklıyor:

  • Strateji nedir, nasıl geliştirilir ve nasıl değerlendirilir?
  • Stratejide güncel pratik nasıl kazanılır?
  • Rekabet gerçeklerine uygun, ayakları yere sağlam basan bir strateji modeli nasıl oluşturulur?
  • Stratejiyi ne sıklıkla gözden geçirmeliyiz?

 

“Cesur bir çalışma… Montgomery,strateji ve yürütme arasındaki uyuma dair net bir özet sunuyor. Birkaç kez okunmayı hak eden bir kitap.”

Financial Times

(Detaylı bilgi için lütfen kapak görseline tıklayınız)

Yorum bırakın

Filed under Strateji, Yönetim - Liderlik