Category Archives: Türk Hava Yolları Yayınları

Türk Hava Yolları Yayınları büyümeye devam ediyor

THY ve Optimist Yayın Grubu işbirliğiyle hazırlanan Türk Hava Yolları Yayınları büyümeye devam ediyor.

THY’nin kitap filosu da genişliyor!

thykitaplari_bloggorsel_yeni.jpg

 

big data @ work – Thomas Davenport

Büyük Teknolojik Dönüşüm – KEVIN KELLY

Contagious – Bir Ürünü Veya Fikri Popüler Yapan Nedir? – Jonah Berger

Disciplined Entrepreneurship – Başarılı Startup İçin 24 Adım – Bill Aulet

GERÇEK HAYATTA MBA – Jack Welch – Suzy Welch

Küresel Pazarları Kazanmak – Milton Kotler – Philip Kotler

Leading Digital – George Westerman – Didier Bonnet – Andrew McAfee

Mindware – Etkili Düşünme Araçları – Richard Nisbett

The Business of Influence – Philip Sheldrake

The CULTURE MAP – Erin Meyer

The Manager – Mike Carson

The Second Machine Age – Erik Brynjolfsson – Andrew Mcafee

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Dijital Çağ, Enformasyon, Optimist, Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Türk Hava Yolları Yayınları, Yönetim - Liderlik, Şirket İçi Eğitim, İnsan Kaynakları

Büyük Teknolojik Dönüşüm

Şu ana kadar karşıma çıkan en ilginç kitaplardan birini okudum ve sıcağı sıcağına paylaşmak istiyorum. Ama önce bir soru: Teknoloji ile ne kadar içli dışlısınız? Açık söylemek gerekirse ben başlarda iPhone’u uzun süre reddetmiş, telefona gelen her yeni güncellemede mümkün olan en son ana kadar bekleyen, iCloud’a uzun süre tepkili kalan ve robot dendiğinde tüyleri ürperen bir insanım. Yani teknoloji benim için, yeniliklerine hep sonradan adapte olduğum bir alan.

Screen Shot 2017-03-03 at 10.00.18.png

Ve bu kitap tamamen teknoloji ile ilgili. Kitabı okurken Kevin Kelly’nin enerjisi sizi de sarıyor; kendisini hiç görmemiş olsanız bile kendinizi 64 yaşında bir adam karşınıza oturmuş size gelecekte teknolojinin getireceklerini umutlu ve heyecanlı heyecanlı anlatırken buluyorsunuz. Kelly, “Büyük Teknolojik Dönüşüm” kitabında, önümüzdeki 30 yılda hayatımızı değiştirecek, daha doğrusu transformasyona uğratacak 12 teknolojik mecburiyet ile ilgili rehberlik yapıyor. Yeni bir dünya oluşurken hayat nereye gidiyor, nerede çalışmalı, neye yatırım yapmalı, müşteriye nasıl daha iyi ulaşmalı ve nereden başlamalı sorularına cevaplar arıyor. Bu mecburiyetler sayesinde karşımıza gelecek değişim dalgalarına ayak uydurabileceğimizi ve nimetlerinden azami ölçüde faydalanabileceğimizi söylüyor.

Screen Shot 2017-03-03 at 10.01.28.png

Peki önümüzdeki 30 yılda neler olacak? Halihazırda devinimde olan teknolojik trendler, az sayıda fakat uzun vadeli büyük değişimleri beraberinde getirecek. Bu değişimler, evimizin içindeki sanal gerçeklikten (virtual reality) tutun, üretilen her şeye yapay zeka eklenmesine kadar; satın alma alışkanlıklarımızı, çalışma şeklimizi, öğrenme biçimlerimizi, iletişim tarzımızı ve hayatımızdaki her noktayı etkileyecek. Bahsettiğimiz büyük değişimler de yukarıda sözünü ettiğim “12 teknolojik mecburiyet” aslında. Oluş, bilişlenme, akış, görüntüleme, erişim, paylaşım, filtreleme, remiks, etkileşim, izleme, sorgulama ve başlangıç mecburiyetleri hem birbirleriyle ilintili hem de birbirlerinden bağımsız trendler.

İlk kaçınılmazımız: Oluş

Ben buna “devinim” diyorum. Kelly diyor ki “İstisnasız her şey, varlığını koruyup sürdürmek için ek bir enerjiye ve düzene gerek duyar.” Bu oluş hali kendini teknolojide de gösteriyor: Uygulamalar zayıflar, yazılımlar yıpranıyor, kodlar aşınıyor, yepyeni bilgisayarlar kaskatı kesiliyor (s. 18). Ve bu yıpranmayı engellemek için teknoloji sürekli devinime devam ediyor. Biz ise önümüzdeki 30 yıl boyunca karşımıza çıkacak teknolojileri bilemeyeceğimiz için sürekli cahil kalacağız. Uygulamalar sürekli güncellenecek ve bizler her seferinde bir şeyleri sil baştan öğrenmek zorunda kalacağız.

Screen Shot 2017-03-03 at 10.03.25.png

Yani sonsuza kadar acemilikten kurtulamayacağız (s.19). Bu oluş hali “her şeyi” birbirine bağlamayı da beraberinde getirecek. Düşünsenize, evimizi Google’da aratabileceğiz! Hani bazen anahtarı kaybettiğimizde söyleniyoruz ya “Şunu da Google’da aratabilsem” diye, işte gelecek tam olarak bunu getirecek. Ya da bir kitap okurken aklımıza takılan bir cümleyi bulmak için sayfaları deli gibi karıştırırken CTRL+F yapasımız gelir ya, bu da sevgili geleceğimiz için çok zor bir şey olmayacak.

“…Bir konsol oyununda geçen olaylar da haberler gibi aranabilir olacak. Bir YouTube videosunda gördüklerinizi rahatça taratabileceksiniz… Odanızdaki birçok eşya birbirine bağlanacak, böylece odanızı Google’da aratabileceksiniz. Evinizi de Google’da aratabileceksiniz (s.34)…”

İkinci kaçınılmazımız: Bilişlenme

Ben buna “Yapay Zekâ” diyorum. Kelly diyor ki “İlk olarak, aptalca bir şeyi akıllı hale getirmek kadar önemli bir şey olamaz. Mevcut sürece azıcık da olsa yararlı zekâ katmak, etkinliğini yepyeni bir düzeye çıkarır (s. 39). Bu yüzden Yapay Zekâ’nın hayatımızın her noktasına gireceğini, bizim onu elektrik temin eder gibi ihtiyacımız oranında edinebileceğimizi, hayatımızda her alana yayılan robotların değişik türlerde, yani çeşitli konfigürasyonlarda karşımıza çıkağını şimdi öğrenmiş olun ve asla unutmayın. Dahası, bu robotların kimileri hayvanlar gibi başıboş gezecek, kimileri bitkiler gibi hareketsiz duracak, kimileri de mercan resifi gibi yayılacaklar. Peki robotlar bizi işimizden mi edecekler?

Screen Shot 2017-03-03 at 10.05.04.png

 

“… Üç kuşak önce, kafası çalışan pek çok usta bir aleti alıp onun elektriklisini üreterek zengin oldu… Çamaşırların elle sıkıldığı bir makineyi alıp elektriklisini yaptılar… Şimdi de, eskiden elektrikli olan her şeyi akıllandıracağız. Neredeyse içine bir miktar IQ ilave ederek yeni, farklı ve daha değerli yapamayacağımız hiçbir şey yok (s.43)…”

Üçüncü kaçınılmazımız: Akış

Ben buna “kopyalama” diyorum. Kelly diyor ki “İnternet, dünyanın en büyük kopyalama makinesidir (s.73).” İnternette, dünyada kopyalanabilir ne varsa parasız kopyalanıyor. Eskiden kopyalanabilir şeyler hakir görülürdü ve tercih edilmezdi. Mesela elektriğin yaygın olmadığı dönemde mumla aydınlanmanın “cool” olmaması gibi. Daha sonra elektrik ucuzlayıp yaygınlaşınca da mum ışığında yemek yemek “cool” hale geldi. Fakat sonra devir değişti ve bu kez yaygın olanın peşine düştük. Eh, hangimiz bir arabanın prototipini alıp kullanmak isteriz ki? Gelgelelim, devir bir kez daha değişiyor ve teknoloji bize artık kopyaların bir değeri kalmadığını anlatıyor. Çünkü kopyalar değersizleşiyor, kopyalanamayanlar ise kıymetleniyor. Peki kopyalama dünyasında tam olarak kopyalanamayan nedir? “Güven”dir mesela. Örnekler çoğaltılabilir. Bunun için bilinen markalar güven teşkil ederler ve diğer markalara göre daha pahalı satılabilirler.

Dördüncü kaçınılmazımız: Erişim

Ben buna “bulut” diyorum. Kelly diyor ki, ürünler sahip olmayı teşvik eder, oysa hizmetler sahip olmaktan caydırır; çünkü hizmetlerde sahip olmanın getirdiği seçkinlik, denetim ve sorumluluk gibi ayrıcalıklar bulunmaz (s. 131).

Screen Shot 2017-03-03 at 10.09.33.png

“… Dünyanın en büyük taksi şirketi Uber’in mülkiyetine sahip olduğu tek bir araç yok. Dünyanın en popüler medya patronu Facebook içerik üretmez. Dünyanın en değerli perakendecisi Alibaba’nın hiç mal stoku yok. Ve dünyanın en büyük konaklama aracısı Airbnb tek bir gayrimenkule bile sahip değil. İlginç bir şeyler oluyor (s.127)…”

Neden? Çünkü sahiplik eskisi kadar önem taşımıyor. Erişim her zamankinden daha önemli. Kitaplarımızın yerini Kindle’lar, Kobo’lar alıyor; CD’ler tarihe karışıyor, tüm medya bir cihaza sığıyor, erişim git gide artıp kolaylaşırken sahiplik azalıyor. Yazılımlar hizmet olarak alınabiliyor, bulut platformu sayesinde artık sahip olmak yerine kiralama, leasing, lisans anlaşması ve paylaşma yoluyla gerçek zamanlı kullanım olanağı elde edebiliyoruz ve fiziksel kiralama elimizdeki ürün sayısıyla kısıtlıyken bulutta “n” kadar kişi aynı hizmeti aynı anda paylaşabiliyor. Unutmamamız gereken şu ki, önümüzdeki 30 yılda maddesizleşme, platform olanağının kullanımı ve bulut yönündeki eğilim tüm şiddetiyle devam edecek. Yani erişim “in”, sahip olma “out”.

 

Beşinci kaçınılmazımız: Devamı kitapta, ben artık bitiriyorum

Samimi söylemek gerekirse, ben uzun zamandır bu kadar çok cümlenin altını çizip sayfalarını bu kadar çok kıvırdığım bir kitap okumamıştım. Gelecekteki 30 yılın kaçınılmazlarının hepsi aslında şimdi de gözümüzün önünde; fakat otuz yıl içinde neler olabileceğini düşündükçe, bir de bunu Kelly’nin aktarımıyla hayal edince işler gerçekten değişiyor. Size önerim, bu kitabı alın, okuyun ve sonra yıllar boyunca hep gözünüzün görebileceği bir yerde dursun. Yıllar geçtikçe önümüze dikilen “kaçınılmaz”lar Kelly’nin anlattıklarıyla örtüşüyor mu bakalım.

Keyifli okumalar!

 

Irmak Parlat

screen-shot-2017-03-02-at-17-22-45

Yorum bırakın

Filed under Araştırma - İnceleme, Irmak Parlat blog yazıları, Optimist, Türk Hava Yolları Yayınları

DISCIPLINED ENTREPRENEURSHIP – Başarılı Startup İçin 24 Adım

1.png

Yazan: Bill Aulet

Bill Aulet Masachussetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) girişimcilik derslerinde şöyle der:

“Başarılı girişimcilik bir korsanın korkusuz ruhu ile bir deniz komandosunun becerilerinin birleşmesidir.”

2

 

Disciplined Entrepreneurship yeni bir girişim oluşturmak için bütünsel, kapsamlı ve sınanmış bir çerçeve sunuyor. Her ne kadar her startup pek çok açıdan farklı olsa da burada yer alan ayrıntılı çerçeve özgünlük ve farklılık ayrımı gözetmeksizin başlangıç sürecini hızlandırıyor.

 

3

 

Yazar Bill Aulet deneyimli bir girişimcidir ve dünyanın önde gelen kurumlarından Massachusets Teknoloji Entstitüsü’nde (MIT) öğretim görevlisidir. Bir yandan pazar değeri milyonlarca dolar olan girişimler kurarken, diğer yandan binlerce girişimci yetiştirmektedir.

 

4Yazar MIT’deki derslerinde startup başlatma konusunda kullanabileceği bir kitap bulamamış, ders için topladığı malzemeleri bir araya getirmeye karar vermiş. Pratik ve kapsamlı bilgiler ile 20 yıllık girişimciliğinin farklı ögelerini bu kitapta toplamış.

 

Disciplined_Entrepreneurship_k2.jpg

Satın almak için tıklayınız.

Yorum bırakın

Filed under Girişimci Kitaplığı, Optimist, Türk Hava Yolları Yayınları

BİR “BÜYÜK VERİ” STRATEJİSİ GELİŞTİRMEK…

banner_bigdata

 

“Maaşını hak eden her veri analisti veriden DEĞİL bir sorudan yola çıkmanız gerektiğini size söyleyecektir.”

Evet, ortada devasa miktarda veri var; bir çalışmaya göre 2012’de dünya 2,8 zettabayt’dan daha fazla (bu 2,8 trilyon gigabayt ediyor, ki akıl almaz derecede yüksek bir rakam) veri kullanmış. Bu rakam şu ana kadar gördüğümüz her şeyden daha büyük ve zaman içinde yalnızca daha da hacimli hale gelecek. Buna rağmen her ne kadar veri miktarından bahsetmek kokteyl partileri için yararlı olabilse de, büyük veriyi yönetmesi ve ondan faydalanması gereken kuruluşlar için asıl önemli nokta verinin toplam hacmi değil. Hatta bu anlamda eski bir klişeyi (başka bir bağlamdan) tekrarlayabiliriz, “Önemli olan boyutu değil”.

Önemli olan verinin hacmiyle büyülenmek değil, onu analiz edebilmek—onu içgörü, inovasyon ve işletme değerine çevirebilmek. Elimizde bir sürü veri var ama bunlarla ne yapmamız gerektiği hakkında hiçbir fikrimiz yok. Veriler içinde boğulmuş birçok kuruluş—kâr amacı gütmeyen bir sağlık kurumu, kamu kurumu veya bir teknoloji şirketi olabilir— “Büyük Veri” furyasının onlara vaat ettiği içgörülerden çaresizce faydalanmak istiyor.

Peki, büyük veri hakkında kafamız yeterince net mi?

2013’te yaklaşık bin Harvard Business Review okuyucusuyla yapılan bir ankette, birçok katılımcı büyük veri kavramına aşina olduğunu söylese de sadece yüzde 28’i kendi kuruluşunun “daha iyi iş kararları alabilmek ve yeni iş fırsatları yaratabilmek için halihazırda büyük veri kullandığını” belirtmiş.

Yalnızca yüzde 23’ü kendi kuruluşunun büyük veri için bir stratejisi olduğunu söylemiş. Sadece küçük bir yüzde, yüzde 6, “Kuruluşum büyük verinin kritik iş birimleri üzerindeki etkisini değerlendirdi” ifadesine kesinlikle katıldığını belirtmiş ve daha da küçük bir yüzde, yüzde 3,5 “Kuruluşum bizim işimizde büyük veriyi nasıl uygulayacağını biliyor” ifadesine kesinlikle katılmış.

Büyük veri kalıcı mı?

Büyük veri kalıcı mı olacak yoksa geçici bir moda mı? Hulahop veya çim adamlar gibi bir zamanlar pazarlama dünyasını kasıp kavuran moda akımı nesnelerinin bilişim dünyasındaki eşdeğeri mi? Eğer öyleyse iş dünyasının liderleri bu kavramı gönül rahatlığıyla yok sayabilirler. Ama büyük veri iş ortamının önemli ve uzun vadeli bir öğesi olacaksa, bunu göz ardı eden kuruluşlar ve yöneticiler sonradan olacakların sorumluluğunu almak zorunda kalacaklar. Çünkü büyük veri sadece teknoloji ve yönetim süreçlerini değil, kuruluşların temel yönelimlerini ve kültürünü de değiştiriyor. Bu yeni kaynakla birlikte işi artık eskisi gibi düşünmek pek mümkün değil.

Büyük verinin insan yönü

Veri çoğu zaman bedava veya ucuz, yazılım açık kaynaklı ve donanım uygun fiyatlı… ama insanlar pahalı ve onları işe almak da zahmetli. Büyük verinin işe yaramasını sağlayanlar ise gerçekte insanlar. Öyleyse bu insanları nasıl bulacağız? Büyük veri girişiminde kararlı olan tüm kuruluşlar için en zor konulardan biri bu. Yanıtı nerede bulacağınızı söylemeden önce birkaç zorlu daha soralım:

Büyük veriyle dönüşüm geçirecek sektörler hangileri? Peki, ya fazla etkilenmeyecek gibi görünenler kimler? Büyük veriyle çalışmaya karar verdiysek bunu yapmanın en mantıklı ve ekonomik yollar neler? Online firmalar ve Startup’lardan neler öğrenebiliriz? Kritik sektör ve birimlerdeki insanlar ve şirketler büyük veriyle neler yapmaya başladılar? Büyük veri müşteri ilişkilerini nasıl etkiliyor? Yakın gelecek senaryoları neler?

Thomas Davenport’un Big Data @ Work isimli kitabını, herhangi bir karar ve aksiyon almadan önce mutlaka okuyun. Henüz sadece emekleme döneminde olan fakat giderek daha sık duyacağınız popüler bir konuya dair kapsamlı bir anlayış kazanacağınızın garantisiyle.

 

Big_Data_K2

 

Yorum bırakın

Filed under Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Strateji, Türk Hava Yolları Yayınları, İş - Yönetim