Category Archives: Yönetim – Liderlik

Yönetimde Akılcılık Değil Akıl

1

Avrupa Aydınlanmasından bu yana akıl, insanlığımızın ayırt edici özelliği olarak görülmüştür. Fransız filozoflar bizi hayvanlardan ayıran şeyin soyut düşüncenin gücü olduğunu öne sürmüşlerdi. Bizi geleneğin, dogmatik inancın ve keyfi yönetimin tiranlığından kurtaracak kesinliği ancak akıl vaat edebilirdi.

Akıl ve akılcılık

Ne var ki tek bir aydınlanma olmadı. Fransızlar Descartes’ı kendilerine model alıp onun akılcı yönteminin üstünlüğüne odaklanırken İngiliz ve İskoç Aydınlanması aklın kısıtlarını vurguluyordu. Britanyalılar için insan doğasının özü doğru ve yanlışa ilişkin ahlaki bir anlayıştan ve başkaları için doğal bir empatiden oluşuyordu. Onlar için akıl, akılcılık değil akla uygunluk anlamına geliyordu. Bu farklı perspektifler sosyal sistemlerde değişim konusunda kökten farklı anlayışlara götürdü.

2

Muhafazakâr Edmund Burke ile radikal Thomas Paine arasındaki çatışma ve onların Fransız Devrimi’yle ilgili farklı görüşleri buna bir örnektir. Burke Fransız Devrimi’ni tam anlamıyla bir felaket, topluluk ve geleneğin tahrip olması ve “iktisatçılar ve hesapçılar” çağının başlangıcı gibi görürken, Paine devrime alkış tutuyordu.

Amerikalı politikacılar Aydınlanmanın hangi dalından olduklarını hiçbir zaman tam anlayamadılar. Jefferson ve Hamilton karşıt taraflarda yer almıştı. Ronald Reagan, muhafazakâr görüşlerine rağmen, Paine’in “Dünyayı yeniden kurmak gücümüz dahilindedir” sözünü tekrarlamaktan hoşlanırdı. Bu bölünmeler bugün de devam ediyor. Burke gibi muhafazakârlar ancak yetiştirilip büyütülebilir olan şeyleri entelektüellerin tasarlama ve inşa etmesi düşüncesinden dehşete kapılırken, Paine’in takipçileri dünyayı yenilemeyi amaçlayan ilerici gündemleri izlemeye devam ediyor.

Politikanın tersine Amerikan şirket yönetimi hiçbir zaman pek bir felsefi kuşku içinde olmamıştır. Bu özgüvenin köklerini Amerika’nın şirket yönetiminin ilk öncülerinin de yetiştiği West Point Askeri Akademisinde 19. yüzyılda Fransız düşüncesinin etkin olmasına kadar takip etmek mümkündür. Örneğin West Point’te o tarihte gözde olan Fransız askeri yazarı Antoine-Henri Jomini, Napoleon’un zaferlerini yorumlarken başarının ilkelere indirgenebileceğini ileri sürüyordu. 1950’lerin sonunda işletmecilik okulları yeniden düzenlenirken de Anglo-Amerikan felsefesi sıkı bir analitik yörüngede yol alıyordu.

3

Akademisyenler yönetimi iktisat kalıbında dökülmüş bir bilim haline getirmek sevdasındaydı. Bilimsel akılcılık tek hakiki bilgi, bilimsel yöntem de tek geçerli araştırma biçimi olarak kabul ediliyordu. Böylece şirket yönetimi teorinin uygulanmasından ibaret teknik bir pratik haline geliyordu. Örgütsel değişim yukarıdan aşağı, dışarıdan içeri akılcı bir süreç olarak görülüyordu. Bu perspektif 1990’ların mühendislik/yeniden düzenleme (reengineering) çılgınlığı sırasında tepe noktasına ulaştı. Bugün bile, “akılcı” sözü bir iltifat olarak algılanıyor ve bilimsel akılcılıktan sapmalar “hata” veya “önyargı” olarak niteleniyor.

Evrim bizden daha akıllıdır

Eğer bilimsel akılcılık dünyaya yaklaşmanın bu kadar üstün bir yolu olsaydı biz de bu anlamda akılcı olacak bir şekilde evrim geçirmez miydik? Hugo Mercier ve Dan Sperber gibi bilişsel bilimciler aklın bireylerin daha iyi kararlar almasını sağlamak için ortaya çıkmış olmadığını savunuyorlar. Onlara göre akıl, bireylerin büyük ölçüde bilinçdışı süreçlerle almış oldukları kararları akılcılaştırmalarını mümkün kılmak için gelişmiştir. Bireysel düzeyde bu, “doğrulama önyargısı” olarak bilinen şeyi ortaya çıkarırken, grup düzeyinde uyarlanma getirir. Tutkulu bireylerin farklı eylem hatları üzerine kanıta dayalı fikirler ileri sürmesi grupların daha iyi kararlar almasını sağlar. Bireyler için akılcı olan bir şey toplum için akıldışı olabilir ve bunun tersi de doğrudur. Evrimsel var kalmanın birimi de birey değil topluluktur.

4

Akla dönüş

“İktisatçılar ve hesapçılar” çağı yönetim alanında onlarca yıldır hüküm sürüyor ve şimdi büyük veri ile yapay zekânın yükselişi bu egemenliği daha da genişletmeyi vaat ediyor. Ama eğer makine algoritmaları bizden daha iyi bilimciler olabiliyorsa, o zaman egemen Kartezyen akılcı felsefe için bir sorun var demektir. Buna karşılık yönetime insan boyutunu yeniden getirmek için dar bilimsel akılcılıktan uzaklaşıp daha geniş bir akıl anlayışına geçmeliyiz.

Bunun için, hem varoluşsal hem de enstrümantal sorulara yanıt bulma ihtiyacımızı kabul eden pragmatik bir felsefeye ihtiyaç var.

Kimlik: Biz kimiz ve niçin önemliyiz?
Yarar: Ne istiyorum/istiyoruz ve buna nasıl ulaşırım/ulaşırız?

Varoluşsal ve enstrümantal şeklindeki ikili yaklaşım örgütsel değişim anlayışımız açısından önemlidir. Değişim konusunda mühendislik (yarar) ve ekoloji (kimlik) yaklaşımları arasında ayrım yapmamızı mümkün kılar. Kuşkusuz ikisine de ihtiyacımız var ama mevcut durumda mühendislik yaklaşımı ekolojiyi neredeyse tamamen dışlayacak şekilde egemen durumda. Yönetimin karmaşık (complex) değil de karışık (complicated) problemlerle uğraştığı iddiasıyla
bu haklı gösterilmektedir. Karışık, çetrefilli problemler mühendislik yaklaşımıyla, teknik yaklaşımlarla giderilebilirken, karmaşık problemler ekolojik bir yaklaşım, uyarlanma yaklaşımı gerektirir.

Makineler bizi oraya götüremez, enformasyonu işleyebilirler ama anlam oluşturamazlar.

Bu kolay olmayacak. Bunun için sanatları ve beşeri bilimleri araştırmanın analitik bilim kadar geçerli analog biçimleri olarak görebilmeliyiz. Bakış açısını değiştirmek gibi basit bir şey değildir bu. Sanatların ve sosyal hareketlerin kimliklerimizi, varoluş tarzlarımızı biçimlendirmedeki gücünü kavramak için zorlu sarmalayıcı (hayat olarak da adlandırılan) deneyimlere ihtiyaç vardır. Evrimin dehası da burada yatar; kendisini sonsuza kadar yenilemek için sadece tek bir nesle dayanmaz.

Farklı genetik ve kültürel arka planlara, farklı deneyimlere sahip yeni nesillere dayanarak daha öncekiler üzerinde Burke tarzında inşa etmeye devam eder. Yoksa, kulağa pek hoş gelmese de, eşeysiz yeniden üremeye geçer ve sonsuza kadar klonlar olarak yaşardık.

Yazar: DAVID K. HURST
Kaynak: 21 Mart 2018, Global Peter Drucker Forumu Blogu

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Optimist, Optimist Newsletter, Yönetim - Liderlik

Kotler ve Pazarlama 4.0

Herkese merhaba,

Üniversitenin birinci sınıfında ilk pazarlama dersi ile tanıştığımız “Pazarlamanın Babası” Kotler ile master bitiminden sonra pek görüşmez olmuştuk; ancak kendisi, Pazarlama 4.0 kitabı ile her zamankinden daha da etkili bir şekilde hayatıma girdi.

FMCG.jpg

Benim üniversiteden mezun olduğum 2009 yılından beri teknoloji, sosyal medya, dijital pazarlama ne kadar büyük değişimler geçirdi; acaba o kitapları günümüze göre nasıl güncellemişlerdir derken Kotler’in Pazarlama 4.0‘ını bulmak hoş bir sürpriz oldu benim için.

kotler

Şu noktaya da değinmeden geçemeyeceğim: Ben üniversiteden beri Kotler’in, Keller’in kitaplarını okurken her zaman (her zaman tabiri biraz abartılı olabilir ama hadi %90 diyelim) B2C’den örnekler vermelerine, hatta daha da spesifik olmak gerekirse, ille de FMCG sektöründen renkli, ışıl ışıl, göz alıcı, hayret uyandırıcı başarı hikayelerine yer vermelerine birazcık gıcık olurdum 🙂 Bu kitaplar yüzünden nice gencin aklında “Pazarlama eşittir FMCG” şeklinde çok yaygın bir kanı oluşmuştu. Ben ise aksine her zaman B2B’yi merak ederdim çünkü B2B pazarlamanın daha tam keşfedilmemiş, çözülmemiş, daha yabani kalmış bir alan olduğunu düşünürdüm. İş hayatım boyunca da B2B pazarlamanın içinde olan biri olarak, üniversite yıllarından eksik kalan Kotler/B2B parçasını, artık Pazarlama 4.0 ile tamamlayabilmenin tatlı huzuru içindeyim. (İnsanın hayatında geriye dönük eksik parçaları tamamlaması gibisi yok).

Elbette bu bir ders kitabı değil, ancak Kotler’i okurken ister istemez geçmişle ilgili nostaljik hislere kapılıyorum. Eğer siz de pazarlama ile ilgili öğrenim gördüyseniz, Pazarlama 4.0’ı okurken eminim aynı şeyleri hissedecekseniz.

Başlıyoruz…

Hepimizin bildiği bir gerçek olarak, pazarlama artık gelenekselden dijital doğru hızlı bir dönüşüm içinde. 3 kelime ile özetleyecek olursam: Değişiyor, değişiyor, değişiyor.

Bu dönem, Pazarlama 4.0 yaklaşımı ile açıklanıyor.

Teknoloji ve bağlanırlık (connectivity) gelişmeye ve evrilmeye devam ettikçe müşterilerin karar verme süreçleri de değişiyor, satın alma davranışları da değişiyor, bilgi edinme kaynakları da artarak değişiyor.

Ve bu yeni dünyada başarıyı online ve offline etkileşimlerin kombinasyonu sağlıyor. Yalnızca online etkileşim yeterli kalmıyor. Hatta şöyle söyleyebiliriz ki, her şey bu kadar dijitalleşirken, offline etmenler asıl farklılaşmayı ve akılda kalıcılığı sağlıyor.

Ayrıca, markalar hızla değişen teknolojilere ayak uydurmak için daha esnek ve kolay uyum sağlayabilir olmak zorundayken, kendi özgün karakterleri eskisinden de önemli hale geliyor. Yani artık markalar olmak istedikleri gibi görünemiyorlar. Ya göründükleri gibi olmak, ya da oldukları gibi görünmek zorundalar. Çünkü bu ikisi arasında tutarsızlık olduğu an müşteri bunu affetmiyor ve Twitter olsun, Facebook olsun, YouTube olsun, istedikleri mecra ile anında seslerini duyurabiliyorlar.

Ve elbette, bildiğimiz sosyal medya ekosistemi bu kadar gelişmeden önce var olan, şeylerden haberimiz olmasını sağlayan Ekşisözlük’e de buradan şapka çıkarıyorum 🙂 Konuya dönecek olursak, evet, giderek daha da şeffaflaşan dünyamızda özgünlük bir markanın en önemli varlığı olmaya devam ediyor.

Pazarlamacılar bu gerçeğe uyum sağlamak ve insan gibi davranan markalar yaratmak zorundalar:

Göz korkutucu olmak yerine, özgün, dürüst ve kendi kusurlarını kabul edebilecek kadar alçakgönüllü olmaları gerekiyor. Ayrıca, mükemmel görünmeye çalışmaktan da vazgeçmeleri bekleniyor. Çünkü müşteri güveni kavramı artık yatay işliyor; yani, biz müşteriler artık, markanın bize yukarıdan sunduğu vaatler yerine, Kotler’in deyimiyle “F-Faktör”üne güveniyoruz: Karar aşamasındayken Arkadaşlarımızın (Friends), Ailemizin (Families), Facebook hayranlarının (fans), Twitter takipçilerinin (Followers) yorumları, değerlendirmeleri ve eleştirilerini baz alıyoruz.

Bu da tabii ki belirli çelişkilerini beraberinde getiriyor:

Philip-Kotler.png

Bilgilenmiş müşteri ve kafası karışmış müşteri

Yukarıda da alıntıladığım gibi, satın alma sürecinde karar aşamasındayken başkalarının fikirlerinden sıkça faydalanıyoruz. Buna bir de elimizin altındaki mobil cihazların getirdiği mesaj ve reklam bombardımanını eklersek, bir noktada işlerin biraz karışmaya başladığını anlamak zor olmayacaktır. Yapılan bir araştırmaya göre ortalama dikkat süremiz 8 saniyeymiş, sadece 8 saniyecik. Bu şartlar altında, markaların iletmek istediği mesajı hedef kitleye tam isabetle iletme başarısının olasılığını gelin siz düşünün. Kotler’e göre en iyi yol, %100 kontrollü bir hareket olmasa da, pazarlamacıların müşteri topluluklarında marka sohbetleri başlatmaları, ve böylece burada marka savunucularının aktif şekilde iletişime dahil olduğundan emin olarak hem kafası karışmış müşterilerin kendi markalarına doğru yönelmelerini sağlamak, hem de marka karşıtlarının eleştirilerine karşı markanın iyi özelliklerini öne çıkarmak olacaktır. Hedef kitleye en dürüst ve özgün şekilde ulaşmanın yolu budur.

Hedef kitle demişken; aslında bu bir hata. Yazının başında “müşteri güveni yatay işliyor” derken aslında kastedilen buydu. Hedef kitle, dikey; yani yukarıdan dayatılan bir tanımlamadır. Avcı – av ilişkisini çağrıştırır. Burada müşteriler, haberleri ve rızaları olmadan “hedef” haline gelip istemedikleri e-mailler, telefon mesajları ile özel alanlarının ihlal edildiğini hissederler. Halbuki esas olan, “topluluklar”dır. Topluluklar yatay şekilde oluşur, topluluğu oluşturan müşteriler katılımcıdır, paylaşımcıdır. Kotler’in, az önce anlattığım marka sohbetlerini başlatacak olan kişilerdir.

Olumlu savunuculuk ve olumsuz savunuculuk

Peki, şirketler nasıl bir atmosfer yaratmalı ki bu topluluklar kendiliğinden, doğal bir şekilde oluşsun? İşte size 4 ilke:

1- Çekiciliği artırmak: Günümüzde markayı çekici yapan, markanın insanlaştırılmasıdır. Müşteriler gün geçtikçe insan merkezli markaları daha çok arıyorlar; yani karakterleri insanların karakterlerine benzeyen ve müşterilerle eşit arkadaşlar olarak etkileşime girebilen markalar istiyorlar.

2- Merakı en uygun hale getirmek: Pazarlamada merakın kaynağı, müşterilere, aşırıya kaçmadan çekici bilgiler verilmesidir. Dolayısıyla merak yaratmak, içerik pazarlaması olarak bilinen bir yaklaşım gerektirir (bu konuya daha sonra değineceğiz).

3- Yükümlülüğü artırmak: Kısa tanımıyla bu, müşterinin satın alma kararı verdikten sonra satın alma kolaylığı sağlayan kanalların doğru belirlenmesidir. Yani örneğin bir ürünle karşılaşıp, onun hakkında bilgi edinip satın alma aşamasına geldiğinizde, mağaza yokluğu nedeniyle satın alma sürecinin bloklanmaması gerekir. Markaların, online ve offline araçların bütünüyle, müşteriye pürüzsüz bir satış süreci deneyi yaşatmaları gerekir.

4- Duygusal yakınlığı artırmak: Müşterinin yaşadığı deneyim, beklentilerini aşıyorsa burada bir duygusal yakınlık gelişecek ve marka sadakati, dolayısıyla da marka savunuculuğu da beraberinde gelecektir.

5- Oyunlaştırma (Gamification): Oyunlaştırma, müşterilerin markayla ilişkisini artırmak için oyun tekniklerinin kullanılmasıdır. Oyunlar eğlenceli, rekabet duygularını tetikleyici ve elbette ki ödüllendirici oyunlardır, dolayısıyla müşteri ve marka arasında güçlü bir duygusal etkileşim yaratır.

gamification.jpg

İyi bir olumlu savunucu olmak için markanın sıkı bir hayranı olmak gerekir, fakat olumsuz savunucu olmak için küçük bir hayal kırıklığı yetiyor. Yine de olumsuz savunucuları “öcü” olarak görmemek lazım, çünkü onlar sayesinde olumlu savunucular öne çıkıp kendilerini ifade edebiliyorlar ve markaya ellerinden gelen değeri katabiliyorlar. Bu nedenle, markalar bu 5 ilkeyi benimseyip müşteri topluluklarının (artık hedef kitle demiyorum) kendilerine doğru yaklaşmasını sağlamalılar.

Pazarlama_4_0_K2

Ben bu kitapta gerçekten birçok konu içinden kendime bir tutam konu seçtim ve onlardan bahsettim size. Aslında o kadar detaylı, kapsamlı konular, yeni konseptler var ki… Burada yazmaya kalksam kitabın mini bir versiyonu olabilir. O nedenle tüm bu keşifleri size bırakıyorum.

Fakat… bir kısım var ki orayı yazmadan asla geçmem.

İçerik kraldır! (Content is the king)

İşte başlıyoruz! Pazarlamada, özellikle B2B pazarlamada takdir edilen en meşhur motto: İçerik kraldır! Peki içerik nedir? Ve neden bu kadar önemli görünüyor? Aslında cevabı basit: İçerik pazarlaması, yeni reklam haline geldi ve sosyal medyada içerik dağıtımı için kullanılan etiketler (hashtag) artık geleneksel reklam sloganlarına eşdeğer hale geldi. İçerik, aslında bakarsanız yazının ilk kısımlarında bahsettiğimiz “yataylaşma” sayesinde önem kazandı; artık yukarıdan bize “ittirilen” reklamların inandırıcılığından emin olmadığımız için, gerçekten bize iletilen katma değere, değerli bilgiye bakar olduk. Sosyal medya sayesinde, istediğimiz türde içeriğe ulaşıp bundan faydalanabiliyoruz. İçerik bize yukarıdaki birileri tarafından ittirilmiyor.

content-marketıng.jpg

Gelelim buradaki hassas noktaya: İçerik, reklamın uzunu değildir.

En basitinden, Facebook’u, LinkedIn’i açarsanız göreceksiniz: Birçok marka, içerik kisvesi altında uzun reklam yapıyor aslında. Ve bu yanlış. İçerikte önemli bir değişiklik yapmadan, sadece reklamların sosyal medyaya aktarılması ile yapılan reklam… hmm, adı üstünde “reklam” olmaktan öteye gidemiyor. Halbuki içerik üretiminde aslolan, müşterinin kendi kişisel ya da mesleki hedeflerini gerçekleştirmek için kullanmak istedikleri bilgilerin yer almasıdır.

Son söz: Omnichannel

Pazarlama ve teknoloji ile birazcık ilgiliyseniz, ortalığın birkaç yıldır omnichannel diye inim inim inlediğini zaten farketmişsinizdir. Onnichannel, en kısa haliyle, pazarlama kanalları arasında gezinen müşterinin deneyiminin pürüzsüz şekilde devam edebilmesi şeklinde tanımlanabilir. Bunu sadece ayakkabı satın alma örneği olarak düşünmeyin; omnichannel şu anda devlet sektöründe, sağlıkta, finansal hizmetlerde ve telekom sektöründe yoğunlukla kullanılıyor. İçinde bulunduğumuz dijital çağda, müşteriler satın almaya giderken o kadar çok temas noktasından geçiyor ki. Az önce kaçındığım ayakkabı örneğinden gidecek olursak: Telefonumda Instagram’da gezinirken bir ayakkabı beğendim, link için yukarı kaydır dediler kaydırdım, ayakkabının web sitesine düştüm, orada ayakkabının fiyatına ve renklerine baktım. Ertesi gün işte birden ayakkabılar aklıma geldi ve desktop bilgisayarımdan online alışveriş sitesine girip aynı ayakkabıyı buldum ve fiyatları karşılaştırdım. Ayakkabıyı denemeden almak benim için riskli olduğundan bir hafta sonra alışveriş merkezine gittim ve mağazada ayakkabıyı buldum ve denedim. Bu satın alma sürecinde online’da mobil temas, desktop teması ve ayrıca offline temas vardı.

Peki omnichannel pazarlamayı nasıl yapacağız? Omnichannel pazarlama stratejisi, müşteri yolculuğunda her bir temas noktasının belirlenmesi ve en popüler kanallara özellikle odaklanması üzerine inşa edilmelidir. Özetle, müşteriler bir kanaldan diğerine atlayıp pürüzsüz ve tutarlı bir deneyim beklentisi içinde olurlar. Pazarlama uzmanları da bu gerçeğe hitap edebilmek için online ve offline kanalları bütünleştirerek satın almaya giden yol boyunca müşterileri teşvik etmeye çalışıyorlar. Pazarlamacılar aynı zamanda online kanalların çabukluğu ile offline kanalların içtenliğini de birleştirmeliler.

marketoonist.com.jpg

marketoonist.com Tim Fishburne

Kendimle çelişmesem olmaz 🙂 İşte Omnichannel’ı hunharca eleştiren bir karikatür: Arkadaşımız ayakkabı mağazasının altını üstüne getirdikten sonra nihayet bulduğu harika ayakkabıyı bir an önce internetten ucuza almak için görevliye wifi şifresini soruyor 🙂

Evet, arkadaşlar, 89 sayfadan beklenmeyecek kadar yoğun bilgilerle dolu bu kitabın içeriğinin galiba yüzde birini size aktarmayı başardım. Kalan yüzde 99’luk kısım için hemen kitabı almanızı ve sadece kitabı da okumakla yetinmemenizi, Pazarlama 4.0 ile ilgili sürekli bir araştırma içinde olmanızı hararetle öneriyorum! Şimdi almak için burayı tıklayabilirsiniz.

 

Keyifli keşifler!

Irmak Parlat

 

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under Irmak Parlat blog yazıları, Optimist, Satış ve Pazarlama, Yönetim - Liderlik

Pazarlama 4.0

Pazarlama_4_0_K2.jpg

“Teknoloji dünyası bugün o kadar hızlı ilerliyor ki, her bir değişim bir sonrakini daha da hızlandırıyor. Böyle bir ortamda ileriye doğru giderken pazarlama uzmanlarının yollarını bulmalarına yardımcı olacak bir temele ve referans noktasına sahip olmaları son derece önemlidir. Bu yönde yeni bir bilimsel temel atan Pazarlama 4.0 kitabı, dijital ve mobil geleceği icat etmeye ve anlamaya çalışan herkes için bir başlangıç noktası ve paha biçilmez bir kaynak olacaktır.”

 

 

—Howard Tullman, CEO, Chicagoland Entrepreneurial Center/1871

“İnternet ve IT, pazarlamayı kökünden değiştiriyor. Bu kitap yeni dönemde pazarlama konusunda çok önemli bilgiler veriyor.”

—Hermann Simon, Kurucu ve Başkan, Simon-Kucher&Partners

“Kotler ve arkadaşları bugünün dijital, interaktif pazarı ile pazarlamanın yeni rolünü çok güzel bir şekilde sentezlemişler.”

—Don Schultz, (Aktif Emekli) Bütünsel Pazarlama İletişimi Profesörü, Medill Gazetecilik, Medya, Bütünsel Pazarlama İletişimi Fakültesi, Northwestern Üniversitesi

“Bugün pazarlama alanında geçekleşmekte olan devasa değişimleri belgeleme konusunda hiç kimse pazarlamanın babası Philip Kotler’den daha nitelikli değildir. Pazarlamanın geleceği dijitaldir ve bu kitap da rehberiniz.”

—Al Ries, Positioning: The Battle for Your Mind yazarı

Philip Kotler, Northwestern Üniversitesi İş Yönetimi Akademisinde Profesör unvanıyla görev yapmaktadır. Modern Pazarlamanın Babası olarak kabul edilir. Wall Street Journal tarafından iş dünyasının en etkili altı düşünürü arasında gösterilmiştir. Kitapları yaklaşık 25 dile çevrilmiştir ve düzenli olarak uluslararası çevrelerde konuşmalar yapmaktadır.

Hermawan Kartajaya MarkPlus Inc. danışmanlık şirketinin kurucusu ve İcra Kurulu başkanıdır. İngiltere merkezli Chartered Institute of Marketing adlı eğitim amaçlı mesleki birliğe göre “Pazarlamanın Geleceğini Şekillendirmiş Olan 50 Guru”dan biridir.

Iwan Setiawan MarkPlus’ta (www.markplusinc.com) COO olarak görev yapmakta ve orada şirketlerin pazarlama stratejilerinin tasarımlarına yardımcı olmaktadır. Ayrıca sık sık yazarlık ve konuşmacılık yapan Iwan, Marketeers sitesinin (www.marketeers.com) baş editörüdür.

● Sektörünüzde daha yatay, kapsayıcı ve sosyal bir iş ortamına dönüşümün göstergesi olan trendler nelerdir?

●  Pazardaki bu dönüşümlere ayak uydurmak için planlarınız nelerdir?

● Sektörünüzde bağlantılı müşterilerin çelişkili doğasını gösteren durumların bazıları nelerdir?

● Şirketiniz, gençlerin erken benimseyici ve trend belirleyiciler olarak oynadığı rollerden yararlanarak daha büyük bir fikir payı nasıl elde edebilir?

●  Şirketiniz, kadınların evdeki etkisinden yararlanarak pazar payını nasıl büyütebilir?

●  Şirketiniz, daha büyük bir gönül payı elde etmek için netandaşları nasıl saptayabilir ve onlardan nasıl yararlanabilir?

● Markanız dijital dünyada insandan insana bir dokunuşa dayalı güçlü bir farklılaşmayı nasıl geliştirebilir?

●  Şirketiniz ortak yaratımı benimseyip döviz kuru benzeri fiyatlandırmadan yararlanarak ve topluluğu harekete geçirip sohbetleri teşvik ederek geleneksel dört P’den dijital dört C’ye nasıl geçiş yapabilir?

●  İşbirliğine dayalı müşteri ilişkilerini benimsemek için müşteri hizmetleri stratejinizde yapılması gereken temel değişiklikler nelerdir?

Yorum bırakın

Filed under Optimist, Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Strateji, Yönetim - Liderlik, İş - Yönetim

YÖNETİCİNİN ELKİTABI

Yöneticinin_Elkitabi_K2.jpg

Başarılı ve güçlü bir lider olmak için her gün önünüze dikilen problemleri çözmeniz gerekir. Kurumsal süreçleri gözden geçirmeli, bütçe oluşturmalı, görevleri doğru kişilere paylaştırmalısınız. İş dediğimiz şeyin kişisel boyutu da çok güçlüdür. Yeri gelir bir çalışana koçluk yaparsınız, yeri gelir üstünüzle bir meseleyi tartışırsınız. Bu tip her türlü durumda göreviniz, empati kurmanızı, güçlükleri yenmenizi ve mutlaka ama mutlaka bir amaç gütmenizi gerektirir. Başarılı olmak için pratik becerilerinizi geliştirmelisiniz. Bunu da içinize dönerek, kişisel gelişiminize yatırım yaparak yapmalısınız.

Elinizdeki kitap, size bu konularda pratik ipuçları ve yöntemler sunuyor. Kitapta ayrıca, gündelik başarınız ve mesleki gelişiminiz açısından önemli konularda kısa açıklamalara da yer verdik. Harvard Business Review dergisi yazarlarının uzmanlıklarına dayanılarak hazırlanan bu kitap, hem klasik makaleler hem de yeni fikir ve araştırmalardan elde edilen temel kavramları ve en iyi uygulamaları içeriyor.

Bir lider olarak kendi gelişiminize yatırım yaptığınızda, başkalarının hayatını etkileme gücünüzün ne kadar fazla olduğunu anlamaya başlarsınız. Başarı kriterleriniz artık şirketinizde imza attığınız inovasyon, gelişimindeki payınız ve tüm sektörü etkileyen, altında imzanız bulunan yeniliklerdir. Ödülünüzü arayıp bulacağınız yer şirketinizin başarısı veya başarısızlığı etrafındaki ekosistemdir. O ödüllerse katkıda bulunduğunuz ekonomik gelişme, hizmet sunduğunuz müşteriler veya desteğinizi verdiğiniz insan topluluklarıdır. Diğer taraftan, liderliğinizin etkisini sizin için çalışan kişilerin mesleki ve özel hayatlarında ve elde ettikleri başarılarda da görebilirsiniz.

Yorum bırakın

Filed under Optimist, Strateji, Yönetim - Liderlik, Şirket İçi Eğitim

Hermann Simon’un İtirafları

Hermann Simon’un itirafları ilk defa Türkçe’de…

birfiyatlandirmacinin_bloggorsel.jpg

Önsöz’den alıntı:

Bu kitap, bu hazineye erişim anahtarınızdır.

Fiyat konusunda bilmeniz gereken her şeyle ilgili tüm yanıtları burada bulacaksınız. Bu yanıtlar yürütmeciler, yöneticiler, müdürler, satış profesyonelleri ve pazarlama uzmanları için olduğu kadar, tüketiciler için de geçerlidir. Fiyatlandırma pratiğinin incelikleri, taktikleri ve en iyi ile en kötülerini incelerken ben sizin güvenilir rehberiniz olacağım. Fiyatı rasyonel ve rasyonel olmayan yanlarıyla, devrim niteliğindeki davranış araştırmalarının merceğinden inceleyeceğiz. Ve zaman zaman kimi noktaları açıklığa kavuşturmak için basit matematiğe başvuracağız. Lakin yolculuğumuza başlamadan önce size kendimi tanıtmak ve bir iki itirafta bulunmak istiyorum…

 

 

Yorum bırakın

Filed under Girişimci Kitaplığı, Optimist, Satış ve Pazarlama, Strateji, Yönetim - Liderlik, İnovasyon, İş - Yönetim

Türk Hava Yolları Yayınları büyümeye devam ediyor

THY ve Optimist Yayın Grubu işbirliğiyle hazırlanan Türk Hava Yolları Yayınları büyümeye devam ediyor.

THY’nin kitap filosu da genişliyor!

thykitaplari_bloggorsel_yeni.jpg

 

big data @ work – Thomas Davenport

Büyük Teknolojik Dönüşüm – KEVIN KELLY

Contagious – Bir Ürünü Veya Fikri Popüler Yapan Nedir? – Jonah Berger

Disciplined Entrepreneurship – Başarılı Startup İçin 24 Adım – Bill Aulet

GERÇEK HAYATTA MBA – Jack Welch – Suzy Welch

Küresel Pazarları Kazanmak – Milton Kotler – Philip Kotler

Leading Digital – George Westerman – Didier Bonnet – Andrew McAfee

Mindware – Etkili Düşünme Araçları – Richard Nisbett

The Business of Influence – Philip Sheldrake

The CULTURE MAP – Erin Meyer

The Manager – Mike Carson

The Second Machine Age – Erik Brynjolfsson – Andrew Mcafee

Yorum bırakın

Filed under Dijital Çağ, Enformasyon, Optimist, Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Türk Hava Yolları Yayınları, Yönetim - Liderlik, Şirket İçi Eğitim, İnsan Kaynakları

Networking kitabının ingilizce baskısı “The Art of Networking”

networking_eskiyeni_bloggorsel.jpg

Networking – Ertuğrul Belen

Dünyada istediğiniz herkesle tanışabileceğinizi bilseniz hayatınız nasıl daha farklı olurdu? Tanımadığınız insanlarla nasıl rahatlıkla tanışabilir ve işbirliği yapabilirsiniz?

The Art of Networking – Ertuğrul Belen

How would your life change if you could meet anyone in the world you like? How can you meet new people and establish cooperation with them?

Yorum bırakın

Filed under Girişimci Kitaplığı, Kişisel Gelişim, Optimist, Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Yönetim - Liderlik, Şirket İçi Eğitim, İnsan Kaynakları