Sandığınızdan daha yakın: Nesnelerin İnterneti

Nesnelerin_interneti_K2Günümüzün en tanınmış toplum düşünürlerinden olan Jeremy Rifkin, yeni bir ekonomik düzenin eşiğinde olan bizlere geleceğe dair usta işi bir tablo çiziyor. Bu yeni çağda hepimiz biyosferin sinir sistemi içindeki birer unsur olarak yerimizi almaya hazırlanıyoruz ve teknolojiye derin bir güvensizlik duyan en kuşkucu okurlar bile Rifkin’in son kitabı Nesnelerin interneti ve işbirliği çağı’nda  ortaya koyduğu vizyonun heyecanına kapılıyorlar.

Önümüzdeki yıllarda hayatımızı değiştirecek bir kavram var: Nesnelerin İnterneti.

“Nesnelerin İnterneti” teriminin mucidi Kevin Ashton 1995 yılında MIT bünyesinde Auto ID Center’ı kuranlar arasında yer alıyordu. O dönem Nİ gelişme şansı bulamadı. Bu tabloda nesnelerin içine takılan sensör ve aktüatörlerin maliyetinin hâlâ yüksek olması da rol oynadı. Ancak son bir yıldır, nesneleri takip etmekte faydalanılan radyo frekans tanımlama çiplerinin (RFID) maliyeti yüzde 40 azaldı. Bugün bu çiplerin birim maliyeti 10 sent bile değil. Ayrıca bu çipler, enerji kaynağına da ihtiyaç duymuyor çünkü içlerinden geçen radyo sinyallerini kullanarak veri transferi yapabiliyorlar.

Nesnelerin interneti (internet of things) nedir?

Nesnelerin interneti bütünleşik bir küresel ağ üzerinde her şeyin herkesle birbirine bağlanması anlamına geliyor. İnsanlar, makineler, doğal kaynaklar, üretim hatları, lojistik ağları, tüketim alışkanlıkları, geri dönüşüm süreçleri ve ekonomik ve sosyal hayatın her noktası sensörler ve yazılımlar marifetiyle Nİ platformuna bağlanabiliyor. Bu yolla Büyük Veri tüm düğümleriyle -işletmeler, evler, taşıtlar- gerçek zamanlı olarak an be an besleniyor. Sonrasında Büyük Veri, gelişkin analiz araçlarıyla işlenebiliyor, akıllı algoritmalara dönüştürülüyor ve otomasyon sistemlerine aktarılıyor. Böylece termodinamik verimlilik ve üretkenlik ciddi şekilde artırılıyor; ekonomi genelinde tüm mal ve hizmetlerin üretim ve sunumunda sıfıra yakın marjinal maliyet seviyesine ulaşılması öngörülüyor.

Nesnelerin interneti nerelerde kullanılıyor?

Avrupa Komisyonu tarafından kurulan Nesnelerin İnterneti Avrupa Araştırma Kümesi adlı kurum, “yaygın bilişim” olarak nitelendirilen yeni çağa geçişi kolaylaştıracak çalışmalar yürütüyor. Kurum, dağıtık küresel bir ağda gezegen üzerindeki unsurları birbirine bağlamak için Nesnelerin İnternetinin halihazırda nasıl kullanıldığını ortaya çıkardı. Nİ, sınai ve ticari sektörlerde kullanılıyor. Şirketler, mal ve hizmetlerin akışını izlemek için ticari koridorları boyunca sensörler yerleştiriyor. Sözgelimi UPS, Büyük Veriyi kullanarak ABD’deki 60 bin aracını anlık olarak takip ediyor. Lojistik devi, araçların farklı parçalarına sensörler yerleştiriyor. Böylece, arıza yapmaya aday parçalar, yolda daha ciddi bir sıkıntıya yol açmadan değiştirilebiliyor.

Sensörler, mevcut ham kaynakların ulaşılabilirliğini izleyip kaydederek durum bilgisi verirken ön ofise de depolardaki stokların durumunu aktarıyor. Sensörler, üretim hatlarında bir problem varsa o problemi de bulup gideriyor. Başka sensörler de evlerde ve şirketlerde cihazların elektrik kullanımındaki değişiklikleri ve dağıtım şebekesindeki elektriğin fiyatına olan etkisini anlık olarak izliyor. Elektrik tüketicileri, yaptıkları elektrik harcamasını azaltacak şekilde cihazlarını programlayabildikleri gibi elektrik fiyatlarında ani bir sıçrama meydana gelmesini veya voltaj düşüklüğü yaşanmasını önlemek amacıyla pik saatlerde tüketimi tamamen durdurabiliyor ve bir sonraki ayın faturasında bu tutumları nedeniyle ödüllendiriliyor.

Akıllı Şehirlerde

Akıllı şehirler kurmakta da Nİ’den yararlanmaya başlanıldı. Sensörler bina, yol, köprü ve diğer altyapı bileşenlerindeki titreşimleri ve malzemenin durumunu ölçümleyerek yapısal sağlık analizi gerçekleştiriyor ve onarımların ne zaman yapılması gerektiğini hesaplıyor. Bir mahalleden diğer mahalleye yayılan gürültü kirliliği, caddelerdeki trafik sıkışıklığının izlenmesi, kaldırımlardaki yaya yoğunluğunun hesaplanması gibi konularda da sensörlerden yararlanılarak karayolu ve kaldırım güzergâhlarında iyileştirmeler gerçekleştiriliyor. Kaldırım kenarlarına yerleştirilen sensörler, sürücülere boş park yeri olup olmadığı konusunda bilgi veriyor. Akıllı karayolları sürücüleri kazalar ve trafik sıkışıklıkları konusunda bilgilendiriyor. Sigorta şirketleri, motorlu taşıtlara sensörler yerleştirmeye başladılar. Bu sensörler, taşıtın günün hangi saatinde nerede olduğunu, nereye gittiğini, belirli bir zaman aralığında kaç kilometre yol yaptığını takip ediyor. Şirketler, bu verilerle risk değerlendirmesi yapıyor, poliçe fiyatını belirliyor.  Sokak lambalarına yerleştirilen sensörler, ortamdaki ışığın artıp azalmasına göre ampullerin verdiği ışığı ayarlıyor. Sensörleri çöp kutularında bile görüyoruz artık. Atık toplama faaliyetlerinin iyileştirilmesi amacıyla çöp kovalarına sensörler yerleştiriliyor.

Doğal Çevrede

Nesnelerin İnterneti, gezegenimizin ekosistemini korumak için doğal çevreye de yerleştiriliyor. Ormanlara yerleştirilen sensörler, yangına yol açabilecek tehlikeli şartları itfaiye birimlerine iletiyor. Bilim insanları, şehirlerde ve kırsal kesimlerde yerleştirdikleri sensörlerle kirlilik düzeyini takip ediyor, halkı toksik şartlar

konusunda uyarıyor.  Araştırmacılar, yabani hayvanlara implant şeklinde sensörler yerleştiriyor. Hayvanlar, göç yollarına bırakılarak onları etkileyen çevresel ve davranışsal değişiklikler belirleniyor ve ekosistem dinamiklerini onaracak önleyici adımlar atılıyor. Sensörler nehir, göl ve denizlerde de kullanılıyor. Su kalitesindeki değişikliklerin izlenmesinde, hayvan ve bitkiler üzerindeki etkilerin ve önleyici adımların belirlenmesinde sensörlerden yararlanılıyor. Iowa’nın Dubuque şehrinde hayata geçirilen bir pilot program dahilinde evlere dijital su sayaçları yerleştirildi. Gerekli yazılımlar da kullanılarak evlerde su kullanma alışkanlıkları belirleniyor ve ev sahiplerine olası sızıntı noktalarıyla tüketimi azaltmaya dönük ipuçları veriliyor.

Tıpta

Sensörlerden yararlanan bir başka kesim de doktorlar. İnsan vücudunun içine takılan sensörlerle kalp atışı, nabız, vücut ısısı ve cilt rengi gibi fonksiyonlar izleniyor, önemli bir değişiklik söz konusu olduğunda doktorlara haber verilerek önleyici tedbirler alınması sağlanıyor. GE, bir görüntüleme yazılımı kullanarak hastaların yüzünde oluşabilecek şiddetli ağrı, çılgınlık hali başlangıcı ve diğer stres belirtilerini izleyip hemşireleri uyarıyor. Yakın bir gelecekte vücut sensörleri kişinin elektronik sağlık kayıtlarıyla ilişkilendirilecek ve Nİ, hastanın olası fiziki durumunu hızla teşhis edip acil durum sağlık ekibine yardımcı olacak ve tedaviye daha hızlı başlanmasını sağlayacak.

Şirketler dünyası bu sistemin neresinde?

Dünyanın önde gelen bazı enformasyon teknolojileri şirketleri, Nesnelerin İnternetinin güvenlik altyapısı konusunda çalışmaya başladılar bile. General Electric’in “Endüstriyel İnternet”, Cisco’nun “Her Şeyin İnterneti”, IBM’in “Daha Akıllı Bir Gezegen” ve Siemens’in “Sürdürülebilir Şehirler” adını verdiği projeler mahalle, şehir, bölge ve kıtaları birbirine bağlayacak, sektör uzmanlarının “küresel sinir ağı” diye adlandırdıkları akıllı bir Üçüncü Sanayi Devrimi altyapısını internet üzerinde oluşturmayı amaçlıyor. Bu küresel sinir ağı açık, dağıtık ve işbirliğine dayalı bir sistem olacak. Herkes, her an ve her yerden bu ağa erişebilecek, Büyük Veriyi kullanarak gündelik hayatını yönetmekte yararlanacağı yeni uygulamaları sıfıra yakın marjinal maliyetle geliştirebilecek.

Nesnelerin İnternetinin Ruh İkizi: İşbirlikçi Ortak Kaynaklar

Nesnelerin İnterneti perspektifinin yarattığı heyecanla gözden kaçan bir konu var. Aşırı üretkenlik temeline dayalı küresel bir ağ üzerinde herkesi ve her şeyi birbirine bağlamak, bedava sayılabilecek fiyatlarla sunulacak mal ve hizmetler çağına bizi daha hızlı taşıyacak. Buna paralel olarak da önümüzdeki yarım yüzyılda kapitalizmin iyice daralmasına ve İşbirlikçi Ortak Kaynaklar kavramının hâkim ekonomik hayat modeli olarak sahneye çıkışına tanıklık edeceğiz.

Günümüzde Ortak Kaynaklar, milyarlarca insanın hayatın sosyal yanlarıyla etkileşim kurduğu oluşumlardır. Milyonlarca demokratik ve özerk örgüt barındırırlar. Hayır kurumları, dini kurumlar, sanat ve kültür grupları, eğitim vakıfları, amatör spor kulüpleri, üretici ve tüketici kooperatifleri, kredi kooperatifleri, sağlık kuruluşları, çıkar grupları, site yönetim grupları ve toplumun sosyal sermayesini üreten diğer sayısız resmi ve gayri resmi yapı ortak kaynakları oluşturur. Nİ, yükselen İşbirlikçi Ortak Kaynakların “ruh ikizi”dir.

Yaklaşan yeni çağ

İşbirlikçi Ortak Kaynaklar, ekonomik hayatı ciddi şekilde etkilemeye çoktan başladı. Pazarlar, ağlara dönüşüyor, sahiplik erişim karşısında önemini yitiriyor, bencillik işbirlikçi çıkarların ağır basmasıyla çaptan düşüyor, sıfırdan başlayıp zengin olma hayali sürdürülebilir bir yaşam kalitesini tutturma hayaliyle yer değiştiriyor. Yeni nesil kendini işbirlikçilikle giderek daha fazla özdeşleştiriyor. Genç işbirlikçiler, kapitalistlerin ve sosyalistlerin ilkesel erdemlerini devralıyor, serbest pazarın ve bürokratik devletin merkezileştirici doğasının niteliklerini ise eliyor.

Sosyal anlamda daha katılımcı olan ve bu sayede girişimcilikte daha başına buyruk olan yeni nesil rüştünü yavaş yavaş ispatlıyor. Yeni binyıl neslinin en parlak üyelerinin kendilerini “sosyal girişimci” diye nitelendirmesine şaşırmamak gerek. Onlar için hem girişimci hem de sosyal olmak artık bir tezat değil, gayet olağan bir şey. Halihazırda yüz milyonlarca kişi, ekonomik hayatlarını parça parça kapitalist düzenden küresel İşbirlikçi Ortak Kaynaklara taşıyor.

Genç sosyal girişimciler, çevreye duyarlı şirketler kuruyor, kitlesel fonlama yoluyla yeni girişimleri destekliyor ve hatta yeni ekonomi içinde alternatif sosyal para birimleri oluşturuyorlar. Sonuçta pazardaki “değişim değeri” yerini giderek İşbirlikçi Ortak Kaynaklardaki “paylaşılabilir” değere bırakıyor. Üre/tüketiciler, ürün ve hizmetlerini İşbirlikçi Ortak Kaynaklarda paylaştıklarında, pazar ekonomisine hükmeden kurallar kitabı, toplumsal hayatla ilişkisini aynı oranda yitiriyor.

Ekonomik gündemi artık tek başına kapitalizm belirlemeyecek

Milyonlarca üre/tüketici bugün sosyal ortak kaynaklarda hiçbir maddi beklenti olmaksızın işbirliği yapıyor, yeni yazılımlar geliştiriyor, yeni eğlence türleri buluyor, yeni eğitim araçları, yeni medya kuruluşları, yeni çevreci enerjiler, 3D yazıcılarla üretilen ürünler, eşdüzey bireyler arası sağlık-araştırma girişimleri, kâr amacı gütmeyen yeni sosyal girişimler yaratıyor ve tüm bunları da açık kaynaklı, entelektüel mülkiyet kısıtlamalarından muaf yasal anlaşmalar çerçevesinde yapıyor. Bütün bunların sonucunda, yirminci yüzyılda kapitalist pazar ekonomisinde yaşanan büyük inovasyon atılımlarına en azından denk sayılabilecek bir yaratıcılık patlaması yaşanıyor. İnovasyon ve yaratıcılığın İşbirlikçi Ortak Kaynaklarda demokratikleşmesi, finansal kazanç beklentisinden ziyade insanlığın sosyal refahını iyileştirme arzusuna dayalı yeni ve başarılı bir teşvik türünün ortaya çıkmasını sağladı. Kapitalist pazar büyük ihtimalle tamamen yok olmayacak ama uygarlığımızın ekonomik gündemini de artık tek başına belirlemeyecek. Yüksek marjinal maliyetli bazı ürün ve hizmetler yine olacak. Bunlar pazarlarda alınıp satılacak ve satıcılar bunlardan kâr sağlayıp en azından yaptıkları yatırımı çıkaracaktır. Gelgelelim, bedava denilebilecek fiyatlardan el değiştiren ürünlerin dünyasında sosyal sermaye, finansal sermayeden daha büyük bir rol oynayacaktır ve ekonomik hayat, artık tamamen İşbirlikçi Ortak Kaynaklar üzerinde gerçekleşecektir.

Nesnelerin İnterneti teknoloji platformu, her şeyden önce yenilenebilir, her yerde çeşitli miktarlarda bulunabilen yenilenebilir enerjilere dayanır. Bu enerjilerden yararlanmak için gereksinim duyulan teknoloji tedricen ucuzluyor. Gelecek on yılda cep telefonu veya bilgisayar gibi ucuzlamış olacak. Ayrıca çatınızdaki güneş, binanızın etrafında esen rüzgâr, biyoyakıta dönüştürülmek üzere mutfağınızda biriken çöpün maliyeti, bu kaynaklardan enerji elde etme teknolojisine yapılan yatırım düşüldükten sonra tıpkı bugün internette üretip paylaştığımız bilgi gibi neredeyse sıfır olacaktır.

Ufukta beliren sıfıra yakın marjinal maliyetli toplum olgusunun açığa çıkardığı büyük sosyal kuvvetler, hem sarsıcı hem de özgürleştirici niteliktedir. Bunların kısıtlanması veya geri döndürülmesi olası değildir. Kapitalist çağdan İşbirliği Çağına geçiş, dünyanın her tarafında hızlanıyor. Umalım ki bu geçiş tam zamanında tamamlansın ve biyosferimizi kurtarıp tüm insanlar için bu yüzyılın ilk yarısı içinde daha adil, daha insancıl, daha sürdürülebilir bir ekonomi yaratmak mümkün olsun.

Bu yazı Jeremy Rifkin, Nesnelerin interneti ve işbirliği çağı kitabından derlenmiştir. Avrupa Birliği’ne ve çeşitli dünya liderlerine danışmanlık yapan yazarın Üçüncü Sanayi Devrimi isimli kitabı ise İletişim Yayınları tarafından Türkçeleştirilmiştir.

BİR “BÜYÜK VERİ” STRATEJİSİ GELİŞTİRMEK…

banner_bigdata

 

“Maaşını hak eden her veri analisti veriden DEĞİL bir sorudan yola çıkmanız gerektiğini size söyleyecektir.”

Evet, ortada devasa miktarda veri var; bir çalışmaya göre 2012’de dünya 2,8 zettabayt’dan daha fazla (bu 2,8 trilyon gigabayt ediyor, ki akıl almaz derecede yüksek bir rakam) veri kullanmış. Bu rakam şu ana kadar gördüğümüz her şeyden daha büyük ve zaman içinde yalnızca daha da hacimli hale gelecek. Buna rağmen her ne kadar veri miktarından bahsetmek kokteyl partileri için yararlı olabilse de, büyük veriyi yönetmesi ve ondan faydalanması gereken kuruluşlar için asıl önemli nokta verinin toplam hacmi değil. Hatta bu anlamda eski bir klişeyi (başka bir bağlamdan) tekrarlayabiliriz, “Önemli olan boyutu değil”.

Önemli olan verinin hacmiyle büyülenmek değil, onu analiz edebilmek—onu içgörü, inovasyon ve işletme değerine çevirebilmek. Elimizde bir sürü veri var ama bunlarla ne yapmamız gerektiği hakkında hiçbir fikrimiz yok. Veriler içinde boğulmuş birçok kuruluş—kâr amacı gütmeyen bir sağlık kurumu, kamu kurumu veya bir teknoloji şirketi olabilir— “Büyük Veri” furyasının onlara vaat ettiği içgörülerden çaresizce faydalanmak istiyor.

Peki, büyük veri hakkında kafamız yeterince net mi?

2013’te yaklaşık bin Harvard Business Review okuyucusuyla yapılan bir ankette, birçok katılımcı büyük veri kavramına aşina olduğunu söylese de sadece yüzde 28’i kendi kuruluşunun “daha iyi iş kararları alabilmek ve yeni iş fırsatları yaratabilmek için halihazırda büyük veri kullandığını” belirtmiş.

Yalnızca yüzde 23’ü kendi kuruluşunun büyük veri için bir stratejisi olduğunu söylemiş. Sadece küçük bir yüzde, yüzde 6, “Kuruluşum büyük verinin kritik iş birimleri üzerindeki etkisini değerlendirdi” ifadesine kesinlikle katıldığını belirtmiş ve daha da küçük bir yüzde, yüzde 3,5 “Kuruluşum bizim işimizde büyük veriyi nasıl uygulayacağını biliyor” ifadesine kesinlikle katılmış.

Büyük veri kalıcı mı?

Büyük veri kalıcı mı olacak yoksa geçici bir moda mı? Hulahop veya çim adamlar gibi bir zamanlar pazarlama dünyasını kasıp kavuran moda akımı nesnelerinin bilişim dünyasındaki eşdeğeri mi? Eğer öyleyse iş dünyasının liderleri bu kavramı gönül rahatlığıyla yok sayabilirler. Ama büyük veri iş ortamının önemli ve uzun vadeli bir öğesi olacaksa, bunu göz ardı eden kuruluşlar ve yöneticiler sonradan olacakların sorumluluğunu almak zorunda kalacaklar. Çünkü büyük veri sadece teknoloji ve yönetim süreçlerini değil, kuruluşların temel yönelimlerini ve kültürünü de değiştiriyor. Bu yeni kaynakla birlikte işi artık eskisi gibi düşünmek pek mümkün değil.

Büyük verinin insan yönü

Veri çoğu zaman bedava veya ucuz, yazılım açık kaynaklı ve donanım uygun fiyatlı… ama insanlar pahalı ve onları işe almak da zahmetli. Büyük verinin işe yaramasını sağlayanlar ise gerçekte insanlar. Öyleyse bu insanları nasıl bulacağız? Büyük veri girişiminde kararlı olan tüm kuruluşlar için en zor konulardan biri bu. Yanıtı nerede bulacağınızı söylemeden önce birkaç zorlu daha soralım:

Büyük veriyle dönüşüm geçirecek sektörler hangileri? Peki, ya fazla etkilenmeyecek gibi görünenler kimler? Büyük veriyle çalışmaya karar verdiysek bunu yapmanın en mantıklı ve ekonomik yollar neler? Online firmalar ve Startup’lardan neler öğrenebiliriz? Kritik sektör ve birimlerdeki insanlar ve şirketler büyük veriyle neler yapmaya başladılar? Büyük veri müşteri ilişkilerini nasıl etkiliyor? Yakın gelecek senaryoları neler?

Thomas Davenport’un Big Data @ Work isimli kitabını, herhangi bir karar ve aksiyon almadan önce mutlaka okuyun. Henüz sadece emekleme döneminde olan fakat giderek daha sık duyacağınız popüler bir konuya dair kapsamlı bir anlayış kazanacağınızın garantisiyle.

 

Big_Data_K2