Tag Archives: Dijital Çağ

Facebook Skandalı, Dijital Dünyayı Masaya Yatırdı

blog-yazi1

Gündeme bomba gibi düşen Facebook skandalı, akademik çevrelerde zaten uzun süredir tartışılan dijital devrim, sosyal medyanın gidişatı ve “Büyük Veri”nin (Big Data) tehlikeleri mevzusunu insanların günlük konuşmalarına sokacak bir etki yarattı. 2016’daki ABD başkanlık seçimleri ve İngiltere’de Avrupa Birliği’nden ayrılma yani Brexit’i etkilediği düşünülen skandalın ana kahramanı Cambridge Analytica isimli bir İngiliz şirketi…

Londra merkezli bu büyük veri analizi şirketinin 41 yaşındaki CEO’su Alexander James Ashburner Nix, ismini ilk Brexit’te duyurdu.

Cambridge Analytica, 50 milyon kişiye ulaştı

Şirket, 2014’te yani ABD’deki seçimlerden iki yıl önce Amerikalı Facebook kullanıcılarını hedef alan “thisisyourdigitallife” isimli bir uygulama geliştirdi. Bu anket uygulamasını yükleyenler birkaç dolar kazanıyordu. Böylece 270 bin kişi “thisisyourdigitallife” uygulamasını indirdi.

Facebook uygulamayı yükleyenlerin profil bilgilerini Cambridge Analytica’yla paylaştı. Ama bu buzdağının sadece görünen yüzüydü çünkü profil bilgileri paylaşılanlar sadece bu uygulamayı yükleyenler değil, listelerindeki tüm arkadaşlarıydı. Böylece şirket 50 milyon kullanıcının bilgisine erişmiş oldu. Arkadaşınız bir uygulama indirdi diye sizin bilgilerinizin de Facebook eliyle bir şirkete verildiğini düşünün.

İşte Cambirdge Analytica, elde ettiği bu Facebook verilerini başka kaynaklardan bulduğu bilgilerle birlikte analiz ederek Trump’ın kampanyasında kullandı. Bu veriler doğrultusunda seçmenlerin nasıl bir etnik kökene, cinsel yönelime, siyasi duruşa ve kişiliğe sahip olduğunu yüzde 90’a varan doğruluk payıyla belirleyip gruba hatta bireye özel propaganda içerikleri üreterek onları manipüle etti. Örneğin muhafazakâr, yoksul ve beyaz bir gruba, sürekli zengin siyahilerle ya da kürtaj hakkıyla ilgili içerikler sunarak onları provoke edip görüşlerini pekiştirdi.

blog-yazi3

Diyelim ki asla Trump’ı desteklemediği anlaşılan, demokrat, gey ve oy kullanmama ihtimali olan birine, sadece onun göreceği, demokrasi inancını zedeleyecek içerikler ya da reklamlar sunarak sandığa gitmesini önlemeye çalıştı. Hedef kişiye özel hazırlanan ve kişiselleştirilmiş içerikler sundu.
Şirketin CEO’su Nix, Concordia Summit’deki röportajında sadece büyük grupları değil mahalleleri, apartmanları hatta tek tek bireyleri hedefleyebildiklerini, bir kişinin gördüğü içeriğin komşusu tarafından görülmediğini, ona özel ayrı bir içerik ya da reklam üretildiğini ve bu şekilde seçmenlerin manipüle edilebildiğini anlattı.

Zuckerberg “hata yaptık” dedi

Tüm bu skandal ayrıntılarıyla New York Times ve Observer of London tarafından ortaya çıkarıldığında Facebook hemen bir açıklama yaparak 2017 yılında Cambridge Analytica’yla ilişkisini kestiğini ve ayrıca tüm bunların veri gizliliğinin ihlali anlamına gelmediğini duyurdu.
blog-yazi5Başkan Yardımcısı ve Genel Müdür Vekili Paul Grewal, kullanıcıların verileri bilerek paylaştığını, bilgi hırsızlığının söz konusu olmadığını, anketlere katılırken bilgilerin paylaşılmasına onay verildiğini söyledi.

Buna rağmen Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, Cambridge Analytica’nın Facebook’la arasındaki güveni suiistimal ettiğini, bunun aynı zamanda verileri paylaşan kullanıcıların Facebook’a güveninin de suiistimal edilmesi anlamına geldiğini söyleyerek “hata yaptık” dedi. Ama tüm bunlar Facebook’un piyasa değerinin 70 milyon dolar azalmasını engellemediği gibi şirket ABD’de tüketici haklarını korumakla görevli Federal Ticaret Komisyonunun başlattığı soruşturma sonucunda belki de trilyonlarca dolar para cezasıyla karşı karşıya kalacak.

Teknolojinin siyaset ve toplum üzerine etkileri konusunda çalışmalar yapan sosyal bilimci ve yazar Zeynep Tüfekçi, New York Times’taki yazısında, “Grewal haklı çünkü bu teknik anlamda bir ihlal değil. Aslında daha da sıkıntı verici bir şey… Bu, insanların yalnızca sosyal etkileşim için dahil oldukları ama devasa bir gözetime maruz kaldıkları Facebook’un iş modelinin tamamen doğal bir sonucu…
Facebook bizim profilimizi çıkararak para kazanıyor ve daha sonra bunu reklam verenlere, siyasi aktörlere ve başkalarına satıyor. Bunlar, Facebook’un memnun etmek için çok çalıştığı gerçek müşterileri…” diyor.

Dijital devrim kendi evlatlarını mı yiyecek?

Sorunun Cambridge Analytica’nın yaptığının ötesine geçtiğine dikkat çeken Tüfekçi, çok önemli sorular soruyor: “Facebook, başka hangi uygulamalara verileri kullanma izni verdi? Bir gün veri gizliliğine önem veren, bu nedenle veri saklama ve kullanımına kısıtlamalar getireceği yönünde çağrıda bulunan bir seçim kampanyasını veya siyasetçiyi desteklememe kararı alırsa ne olacak? Ya bu verileri sadece bir siyasi kampanyayla paylaşır ve ötekiyle paylaşmazsa ya da kendi çıkarlarıyla uyumlu olan adaylara daha iyi reklam tıklanma oranları verirse ne olacak?”

blog-yazi2

İnternetin harika bir özgürlük alanından sürekli bir gözetimin sürdüğü Foucault’nun hapishanesine dönüşmesini engelleyecek olan, bu sorulara verilecek doğru cevaplarda yatıyor.

Bu skandalla Facebook ön plana çıkmış olsa da, Google gibi arama motorları, Youtube gibi video paylaşım platformları, Twitter gibi onlarca sosyal medya uygulaması, büyük verinin kullanımı bakımından bıçak sırtı bir yerde duruyor.
Net Delusion: The Dark Side of Internet Freedom kitabının da yazarı olan araştırmacı gazeteci Evgeny Morozov; internetin sadece özgürleştirdiğine inanan ama risklerini görmeyenleri “siber ütopyacı” olarak nitelendiriyor.

İnternetin karanlık yönünü kavrayan, şirketlerin yarattığı siber takip ve taciz teknolojisini gören ve bunların otoriter rejimlere satılmasını eleştirenleriyse “siber gerçekçi” diye tanımlıyor. Cambridge Analytica skandalının, diğer tüm etkisi bir yana, siber ütopyacıların gözünün açılmasına ve siber gerçekçilerin sayısının artmasına yol açacağı kesin.

Ben Map, Google Map

Facebook skandalından sonra verilerimizin ne için ve hangi amaçlarla kullanıldığı kafamızı iyice kurcalar oldu. Dijital dünyada bugüne kadar öyle çok da dikkat etmediğimiz başka neler oluyor? Bu çağın ajanlarının James Bond kadar karizmatik ve yakışıklı olmasalar da işlerini en az onun kadar iyi yaptıkları ortada.
blog-yazi4İster çevrimiçi olsun ister çevrimdışı, dijital ortamda her hareketimiz bir iz bırakıyor ve kullandığımız platformlar tarafından bunlar kayıt altına alınıyor.
Google’a bakalım… Dünyanın en yaygın arama motoru Google’ın kullanıcıları hakkında bilgi topladığı bir sır değil. Verilerin reklam amaçlı kullanımı, hepimizin karşılaştığı ve artık kanıksadığımız bir hal ama mesela Google Map’in gittiğiniz her yerin gün gün, dakika dakika kaydını tuttuğunu biliyor musunuz?
İşletim sistemi Android olan bir cihaz (akıllı telefon, tablet ya da bilgisayar) kullanıyorsanız, bilin ki James Bond Google sizi takipte… “Zaman Çizelgesi” fonksiyonuyla ziyaret ettiğiniz her yerin listesini tutuyor.

Gün içinde hangi yollardan geçerek, nereleri ziyaret ettiniz? Siz unutsanız da Google Map unutmaz. Eğer www.google.com/maps/timeline?pb sayfasına girerseniz geçen yıl, bugün nerelere gittiniz görebilirsiniz. Korkmayın, yine bu sayfadan tüm geçmişinizi ya da istediğiniz bir zaman aralığını silmeniz mümkün. Verilerin tutulmasını engellemek için konum geçmişinizi tamamen kapatabilme seçeneğiniz var. Bunun için sayfada yer alan “Konum Geçmişini Duraklat” sekmesini tıklayabilirsiniz.

Yazan: Çiğdem Zeynep Aydın

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Dijital Çağ, Optimist, Optimist Newsletter

DİJİTAL DÖNÜŞÜMDE OYUNUN KURALLARI

Dijital Çağ İçin İşinizi Yeniden Kurgulayın

İş yapmanın kuralları değişti. Yeni dijital teknolojilerin yayılması ve yeni tehditlerin ortaya çıkması her sektörde iş modelleri ve süreçlerini dönüştürüyor. Dijital devrim iş yapmanın eski oyun kurallarını baştan aşağı değiştirdi.

Dijital çağa nasıl uyum sağlayıp dönüşebiliriz?

İnternetin yükselişinden önce kurulmuş şirketler ciddi bir zorlukla karşı karşıya: Dijital çağ öncesinde geçerli olan ve işleri büyütmeyi sağlayan temel kurallar ve varsayımlar artık geçerli değil. Buna karşılık, iyi bir haber verebiliriz: Değişim mümkündür. Dijital çağ öncesinden gelen şirketler yok olmaya mahkûm dinozorlar değildir. Yıkım onlar için kaçınılmaz bir kader değildir. Şirketler dijital çağda da büyümelerini sağlayacak dönüşümü gerçekleştirebilirler.

Dijital dünyaya uyum sağlayıp büyümeyi başaran şirketlerle bunu başaramayanlar arasındaki fark nedir?

Dijital dönüşüm, teknolojiyle değil, strateji ve düşünme biçimiyle ilgilidir. Dijital çağ için gerekli olan dönüşüm, şirketin bilgi teknolojileri altyapısını geliştirmekten çok stratejik yaklaşımını güncellemeyi içeriyor.

Sürekli dijital değişimin içinde hiçbir şirket müşterilere aynı değer önerisini sunarak ayakta kalamaz. Günümüzde değer yaratma ihtiyacı, bu değerin sürekli yeniden öğrenilmesi ve yeniden keşfiyle iç içedir. Bu durumda şirketin amacı müşteri için sürekli yeni bir değerin yaratılması olarak düşünülebilir.

Dijital devrim daha yeni başlıyor. Sürekli dalga dalga gelen yeni teknolojiler ve bunların sağladığı potansiyel karşısında dijital geleceğin şirketinizi veya herhangi bir sektörü nasıl etkileyeceğini öngörmek mümkün değildir. Ama hevesli ve meraklıysanız, her yeni değişim dalgasını müşterileriniz için yeni bir değer yaratmak için bir fırsat olarak kullanabilirsiniz.

David Rogers: Columbia Business School öğretim üyelerinden olan David L. Rogers, müşteri ağları üzerine çığır açıcı modeli ve dijital dönüşüm konusundaki çalışmalarıyla marka ve dijital strateji konusunda dünya çapında tanınmış bir liderdir. Daha önce yayınladığı üç kitabın arasında The Network Is Your Customer: Five Strategies to Thrive in a Digital Age da bulunuyor.

 

Dijital_Donusumde_Oyunun_Kurallari_K2

Yorum bırakın

Filed under Dijital Çağ, Optimist

Nesnelerin İnterneti: Ütopya mı distopya mı?

3D yazıcılar ile ihtiyaç sahibi hastalar için kulak geliştirilen bir dönemdeyiz.

Drone’ların doğal afetlerde cankurtaranlara yol gösterdiği bir dönemdeyiz.

Robot arıların, bal arılarının sayılarının azaldığı yerde tozlaşma işlemini yapabilmesi için görevlendirildiği bir dönemdeyiz.

Bileğimizdeki Fitbit’in buluta aktardığı veri sayesinde egzersiz ve sağlıkla ilgili istatistiklerimizi anbean takip edebildiğimiz bir dönemdeyiz.

Çantamızda bir adet kitap taşıyabilirken, e-kitap sayesinde yüzlerce kitapla gezinebildiğimiz bir dönem bu.

Yollarda arabaların insansız hareket etmeye başladığı; bir zaman sonra otonom araçların, yüzde 70-80’i insan hatasından kaynaklanan kazaları neredeyse tamamen ortadan kaldıracağı bir dönem…

Teknoloji bizim için burada. Hayatı kolaylaştırıyor.

Daha da kolaylaştırmaya devam edecek.

Screen Shot 2017-04-10 at 10.22.18.png

Nesnelerin İnterneti (Internet of Things) sayesinde artık insanlar ve makineler birbirine gitgide daha bağlı hale geliyor. Etrafımızdaki her eşya bu internet bağlantısı ile “akıl”lanıyor. Önce telefonlarımız akıllandı, sonra kitaplarımız, sonra kolumuzdaki saatler. Bu arada buzdolapları, panjurlar, ışıklar akıllı hale geldi. Telefonlarımız kumanda işlevi görmeye başladı, ödeme aracı işlevi görmeye başladı, içeride uyuyan bebeğimizi gözleyebildiğimiz kamera haline geldi, harita haline geldi, bilgiye en kısa yoldan gerçek zamanlı ulaşmamızı sağlar hale geldi. Kontrol her zaman bizde. Etrafımızdaki nesneleri yalnızca kullanmıyoruz, onları aynı zamanda yönetiyoruz da. Bunun bir adım ötesi ise, MIT Bilgisayar Bilimleri ve Yapay Zekâ Laboratuvarı kıdemli araştırmacısı David Clark’ın belirttiği gibi,

“Cihazların kendi iletişim kalıplarını ve sosyal ağlarını geliştirerek kendini kumanda edip çalıştırabileceği, kendi kararlarını kendi verebileceği bir dünya…” (s.181)

 

Bu bir ütopya mı?

Yeniden başlıyoruz:

3D yazıcılar ile illegal yollardan silah ya da ev yapımı bombaların üretilip toplu kıyımların yapılabileceği bir dönemdeyiz.

Drone’ların hırsızlık, gözetleme, biyolojik silah taşıma için kullanılmasına mani olamayacağımız bir dönemdeyiz.

Robot arıların, kötü niyetli kişilerin egemenliğinde kullanılması ile sentetik virüslerin tüm ülkeye rahatça yayılabileceği bir dönemdeyiz.

Bileğimizdeki Fitbit’in buluta aktardığı veri sayesinde egzersiz ve sağlıkla ilgili istatistiklerimizi takip ve analiz eden işverenlerin, sağlık risklerimizden ötürü bizi işe almayacağı ya da hak ettiğimiz terfiyi vermeyeceği bir dönemdeyiz.

Çantamızda istediğimiz kitabı taşıyabiliyorken, telif haklarından ötürü elektronik piyasadan çekilen bir kitaba artık hiç ulaşamayacağımız bir dönemdeyiz.

Yollarda arabaların insansız hareket etmeye başladığı; bir zaman sonra otonom araçların, yüzde 70-80’i insan hatasından kaynaklanan kazaları neredeyse tamamen ortadan kaldıracağı, ancak olası bir hatada yüzlerce aracın birbirine girip yeryüzünün en büyük çaplı trafik kazalarına neden olabileceği bir dönemdeyiz.

 Suçlular gelişen her teknolojiyi istismar etmek için hazırda bekliyor. (s.171).

Teknoloji suçlular için burada. Hayatı tehlikeli hale getiriyor.

Daha da tehlikeli hale getirmeye devam edecek.

 

Bu bir distopya mı?

Screen Shot 2017-04-10 at 10.23.16.png

Bunu zaman gösterecek. Öyle görünüyor ki; siber suçlar, toplumsal uyuşmazlıklar, hukuki açıklar, politik anlaşmazlıklar, ekonomik dengesizlikler hızla ilerleyen teknolojinin yarattığı kaosun doğurduğu en büyük problemlerden olacak. Fakat diğer bir açıdan bakılınca da nesnelerin interneti yaşamlarımızı çarpıcı biçimde zenginleştirip geliştirecek: Daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmemize, sağlık hizmetlerinden daha iyi faydalanıp hastalıkların önünü çok daha kolay almamıza yardım edecek. Endüstriyel makinelerin daha etkin ve verimli çalışmasına, evlerde ve işyerlerinde çok daha çevre dostu ve enerji verimliliği yüksek uygulamaların kullanılmasına; hatta akıllı makinelerin, olası siber saldırıları öğrenip kendilerini koruyabilir hale gelmesine yardım edecek (s. 194).

Mobil teknoloji her şeyi nasıl değiştiriyor?

Son on yılda dijital teknolojiler dünyayı değiştirdi. İnsanların iletişim kurma, birlikte çalışma, alışveriş yapma, tatil rezervasyonu yaptırma ve finansal durumlarını yönetme ve benzeri birçok şeyi yapma şeklini değiştirdi. Mobil teknolojiler bu devrimin merkezinde yer alıyor. (s. 43)

7.5 milyar nüfuslu dünyada neredeyse 5 milyar kişi cep telefonuna sahip ve dünya nüfusunun neredeyse yarısı akıllı telefon kullanıyor.1 Bilişim danışmanlığı firması Gartner’a göre internet faaliyetlerinin yarısından fazlası mobil cihazlar aracılığıyla yapılıyor. (s.45) Bulut bilişim sayesinde farklı cihazlar arasında veri, fotoğraf ve doküman alışverişi ve senkronizasyon yapma imkânı ortaya çıktı. Şimdilerde telefonumuzdaki Passbook uygulaması ile check-in sırasına girmeye gerek kalmadan e-biletimizi okutup uçağa gidebiliyoruz, içtiğimiz kahve için para vermek yerine Bluetooth özelliğini açıp Beam uygulaması ile elimizi cebimize götürmeden ödememizi bir saniyede yapabiliyoruz.

İlerleyen yıllarda ise akıllı telefonlarımız koku ve tat alma duygusu da kazanacak. Böylece telefonlar ses çıkarmamaları gereken durumları anlayacak ya da yiyeceklerin bozulduğunu tespit edebilecek. (s.62) Yani sayıları gitgide artan bağlı cihaz ve sistemler yaşam tarzımızı, çalışma şeklimizi ve etkileşme biçimimizi hayal edemeyeceğimiz kadar derinden etkileyecek.

Sistemler akıllanırken biz aptallaşıyor muyuz?

Screen Shot 2017-04-10 at 10.25.01.png

Siz de hesap makinesini bile sizi dört işlemi ezberden yapamaz hale getirdiği için kullanmayanlardansanız, daha da vahimi, benim gibi eşinin telefonunu bile ezbere bilmeyenlerdenseniz (telefonumda var, neden ezberleyeyim, değil mi?) günümüz teknolojilerine daha dikkatli yaklaşmanızda fayda var. Tabii işin bir de yol tarifi boyutu var, oraya hiç girmeyeyim… Peki neden böyle oluyoruz? Teknoloji bizim hayatımızı kolaylaştırmak, kendimize daha kaliteli zaman ayırmamız için varken biz neden önemli numaraları hatırlayamaz olduk, şu fitness bilekliği her türlü desteği vermesine rağmen git gide neden daha tembel hale geliyoruz? Görünen o ki, cihazlar bizim yerimize ne kadar iş yaparsa, biz de doğal ritmimizle o kadar az temas ediyoruz ve bedenimizle zihnimizi daha az çalıştırıyoruz. (s.157)

Yoksa neden sağdaki yol kapalı olmasına rağmen navigasyon öyle buyurdu diye o yola girmeye zorlayalım, değil mi? Güncellenmesi gecikmiş cihaza kendi gözlerimizden daha çok inanmamız sizce de biraz ürpertici değil mi? Sizi bilmem ama bence Malcolm Gladwell’in bir kitap yazmasına ve otomasyona fazlaca bel bağladığımız bu günlerde gözle görülür tehlikeden kaçınmamız gereken yerde neden beceriksizleşmeyi seçtiğimiz ile ilgili olarak bizi aydınlatmasına ihtiyacımız var. İşin aslı, beynimiz bir şekilde en kolay ve en keyif verici yoldan iş yapmaya yöneliyor, fakat gördüğünüz gibi “en kolay” her zaman “en iyi” anlamına gelmiyor. Görünen o ki, beynimiz yeni teknolojiye ayak uydurmak için bir şekilde evrimleşecek, ancak bu zekâmızda ilerleme anlamına mı gelecek gerileme anlamına mı, bunu şimdilik bilmiyoruz.

Bildiğimiz, dünyayı tamamen değiştirecek gibi görünen teknolojiyi yeni dünyamızı inşa etmek için kullanabilecek olduğumuz. Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu, onu inşa etmektir.

Hatırlarsanız, Büyük Teknolojik Dönüşüm kitabında Kevin Kelly de, içinde bulunduğumuz dönemin değerini bilmemiz ve ondan azami oranda faydalanmamız gerektiğini söylemişti. “Bugün, şu an, işe başlamak için en iyi zaman…” demişti.

O halde…

Şimdi geleceği inşa etmeye başlamanın tam zamanı!

Nesnelerin İnterneti, Optimist’ten. Keyifle, ilgiyle okuyunuz.

Irmak Parlat

1: https://wearesocial.com/uk/blog/2017/01/digital-in-2017-global-overview

nesnelerin_interneti_k2

Yorum bırakın

Filed under Araştırma - İnceleme, Dijital Çağ, Enformasyon, Irmak Parlat blog yazıları, Optimist

NESNELERİN İNTERNETİ

nesnelerin_interneti_k2

Nesnelerin interneti dendiğinde hepimizin aklına teknoloji merkezli bir dünya gelir. Bu dünyada otomatikleştirilmiş evlerde yaşayacak, ağ tabanlı yollarda akıllı araçlar sürecek, etkileşim açısından oldukça gelişmiş mağazalardan alışveriş yapacak, sağlığa temel yaklaşımımızı yeniden tanımlayacak sağlık ve zindelik ürünlerine bağlanacağız. Ve günlük yaşantımızda zihnin sınırlarını zorlayan birçok farklı akıllı sistem kullanacağız.

İş dünyası, teknoloji ve internet üzerine yazılarıyla tanınmış Samuel Greengard’ın Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Yayınevi tarafından yayınlanan Nesnelerin İnterneti kitabı bizi işte bu dünyaya davet ediyor.

Kitabın birinci bölümü kişisel bilgisayarlar ve internete ayrılmış. İkinci bölümde mobil teknolojiyle bulut bilişimin bağlantılı bir dünyayı desteklemek için oluşturduğu çerçeve aktarılıyor. Üçüncü bölüm endüstriyel internet ile makineler arası iletişimi konu alıyor.

Dördüncü bölümde dünya ile etkileşimimizi yeniden tanımlayan akıllı tüketici ürün ve hizmetlerinin gittikçe genişleyen yelpazesine bir göz atılıyor. Beşinci bölümde nesnelerin internetinin inşa sürecinde karşı karşıya olunan teknik zorluklara ve uygulama problemlerine değiniliyor.

Altıncı bölümde bağlantılı dünyanın geniş kitlelerin işsiz kalması, suç oranlarının artması, dijital yaşam çılgınlığı, güvenlik ve mahremiyet gibi sorun-risk ve kaygıları dillendiriyor. Son bölüm ise uzun vadede nesnelerin internetinin toplumu nasıl etkileyeceği üzerine tahminlere, 2025 yılıyla ilgili olası senaryolara ayrılmış.

Kısaca, Nesnelerin İnternetinde Samuel Greengard bizi belirlemekte olan bu dünya ile tanıştırıyor. Teknoloji konularında uzman olmasak bile hem kişisel, hem toplumsal hem de iş hayatımız açısından nereye doğru gittiğimiz hakkında fikrimiz oluşuyor.

Yorum bırakın

Filed under Dijital Çağ, Optimist, İş - Yönetim

ENFORMASYON VE MODERN ŞİRKET

“Türkiye gelişmekte olan bir ekonomiden çok daha fazlasıdır; çok yönlü bir ekonomidir… Umarım şirketlerin enformasyonu nasıl kullandığına dair bir sonraki kitap, Türk girişimlerin hikâyelerini de içerir.”

Bugün enformasyon olmadan faaliyet gösterebilecek hiçbir işletme yok. İster küçük bir kahve dükkânı ya da büyük bir kamu hizmeti şirketi, isterse de bir köyün muhtarlığı ya da ulusal devlet daireleri olsun, her yer enformasyona dayanır. Bunun bir kısmı kâğıt üzerinde, bir kısmı akıllı telefonlarda, yine bir kısmı da tabletlerde, kişisel bilgisayarlarda ve büyük bilgisayarlardadır. Dünyanın dört bir yanındaki şirketlerin öğrendiği şey, iş yapma yollarını oluşturup sağlamlaştırdıkça, etkinliklerinin çok büyük bir bölümünün artan miktarlarda enformasyonun toplanmasını, saklanmasını, analizini ve kullanımını içermesidir. Günümüz yöneticileri ve çalışanları, enformasyonun toplanıp kullanılmasında bugün uzmandırlar.

Bu Türkçe baskıyla, Türkiye’deki iş pratiklerinin dünyanın dört bir yanında bulunanlar kadar modern ve normal olduğunu görüyoruz. Türk girişimlerin Batı’nın en iyi pratiklerini benimseme, Ortadoğu ve Asya’nınkileri iyileştirip uyarlama ve özgün inovasyonlar sağlama konusunda seçkin ve uzun bir tarihi var. Bu yüzden bu kitabın Türkçede basıldığını görmek şaşırtıcı değil; aksine, modern Türk iş pratiklerinin bir devamı niteliğinde. Okuyucu bu kitapta, Avrupa ve Ortadoğu’yla, Asya’yla ve artan bir şekilde Latin Amerika ve Afrika’yla ticari ve iş ilişkilerini pekiştirecek içgörüler bulacak.

Türkiye ekonomisi yaygın bir şekilde, hızla gelişmekte olan bir ekonomi olarak düşünülür. Ne var ki Türkiye gelişmekte olan bir ekonomiden çok daha fazlasıdır; çok yönlü bir ekonomidir. Türkiye’de yaşayan profesyoneller bu olguyu bilirler. Dünyadaki en profesyonel, çalışkan işletmelerden ve devlet topluluklarından bazılarını temsil ederler. Türkiye, ekonomisini ve toplumunu sürekli olarak yeniler ve dolayısıyla içgörüler için yüzünü dünyaya döner. Türk profesyonellerin, yeni yüzyılda şirketlerin nasıl iyi performans gösterdiğini belgelediğim bu çalışmama ilgi göstermelerine minnettarım. Bu kitabı, enformasyonun büyük kuruluşlarda nasıl kullanıldığına dair genel bir resim çizmek için yazdım. Bunun “büyük resme” bir giriş olmasını ve okuyucuların bunu, başka neleri göz önünde bulundurmaları gerektiğini ve ellerindeki şeyleri en iyi nasıl iyileştireceklerini anlamak için bir kılavuz olarak kullanmaları arzusuyla tasarladım.

Okuyucularıma en iyi dileklerimi sunuyorum. Ayrıca Türkiye’deki yayıncıma, bu kitabı yayınlamayı kabul ettikleri için teşekkür ediyorum. Umarım şirketlerin enformasyonu nasıl kullandığına dair bir sonraki kitap, Türk girişimlerin hikâyelerini de içerir.

James W. Cortada

Enformasyon_ve_Modern_Sirket_K2.jpg

Yorum bırakın

Filed under Başvuru, Dijital Çağ, Enformasyon, Optimist, İş - Yönetim

Şirket Kütüphaneniz Yeterince Zengin Değil mi?

Şirket Kütüphanesi

Hızla değişen ve gittikçe karmaşıklaşan iş dünyasında, tam da ihtiyacınız olan bilgiye zamanında ulaşabilmek hayati bir önem taşıyor. Yeni dünya dinamiklerini anlamak, yeni ekonomiyi, rekabeti, değişimi, liderliği, yönetim anlayışlarını kavramak her zamankinden daha acil bir sorun haline geldi.

Hem yöneticilerin hem de çalışanların hızla değişen bu dünyaya ayak uydurmalarına yardımcı olacak kitaplar yayınlıyoruz. Çağımızın fikirsel alt yapısını oluşturan temel kaynakların yanı sıra pratik meseleleri hızla kavramanızı sağlayacak kitaplarla iş hayatındaki veriminizi artırıyoruz. Yönetim biliminin kurucularından dünyanın en ünlü inovasyon gurularına kadar dünyaya yön veren isimlerin eserlerini Türkçeye kazandırıyoruz.

İş dünyasıyla ilgili tüm ihtiyaçlarınızı karşılamaya yönelik kitaplarımızla şirket kütüphanenizi zenginleştirebilir, uzmanlar tarafından özenle hazırlanan kitap setlerimizle yeni çağın trendlerine hâkim olabilirsiniz.

* Şirket Kütüphanesi kitap listelerini aşağıdaki linklerden bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Şirket Kütüphanesi
Diğer Setler
 
 * Kütüphane projesi hakkında detaylı bilgi için:
Deniz Bektaş Çelik
Satış ve Pazarlama Müdürü
0.216.412 72 13 / 125
deniz@optimistkitap.com

2 Yorum

Filed under Optimist, Peter Drucker 100. Yıl Kitaplığı, Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Strateji, Yönetim - Liderlik, Şirket İçi Eğitim, İş - Yönetim