Yapay Zekâya Bakışımızı Değiştirmeliyiz

1

Yapay zekâ 21. yüzyılın en önemli gelişmelerinden biri. Siz de Sinovation Ventures ve Yapay Zekâ Enstitüsü Başkanısınız. Google China’nın kurucususunuz. Son çıkardığınız Yapay Zekâ ve Yeni Dünya Düzeni adlı kitabınızda ana temalar neler?

Yapay zekânın potansiyel etkilerinin ve faydalarının farkındayız. Gelecekte yapay zekânın pek çok sektörde çok daha önemli hale geleceğini öngörebiliyoruz. Mevcut işlerin yüzde 40’ının akıllı makineler tarafından yapılabileceği tahmin ediliyor. Böyle bir durumda iş dünyası, tarih ve ekonomi perspektifinden olaya bakmak gerekiyor. Ben yapay zekânın tekeli haline gelen ülkelerde, yani hem Çin’de hem de ABD’de önemli tecrübeler kazandım. Amacım, Çin’in bir teknoloji gücü olarak ortaya çıkışından öğrenebilecek dersleri ortaya koymaktı. Elbette Çinli girişimciler başlarda kavgacı, şüpheli yöntemler kullandılar. Ancak teknoloji sektörü çok daha meşru bir düzleme doğru evrildi ve dünya internet sahasında önemli bir yere geldi.

Çinliler, devasa pazar verilerinden elde ettikleri geribildirimi hızla ürüne çevirebilecek bir inovasyon yöntemi geliştirdi. ABD’deki teknoloji şirketleri sert rekabetten kaçınıyor. Mesela Instagram gibi bir şey kurduğunuzda rakipleriniz şöyle diyor: “Tamam, ben de başka bir şey yaparım. Senin yaptığına benzer bir şey yapmak istemiyorum.” Çin’in süper-rekabetçi ortamında ise, insanlar bir fikir gördü mü hemen onu kopyalamaya meyilli. Bu Silikon Vadisini bire bir kopyalamak anlamına gelmiyor. Herhangi bir ülkede üretilmiş herhangi bir şeyin bir özelliği, işe yarıyorsa, o kopyalanıyor.
2Kopyalanma riskine karşı çok yüksek duvarlar inşa etmek zorundasınız. Bu da Silikon Vadisinde çok daha farklı bir iş modeli oluşmasına yol açıyor.

Rekabet avantajı kazanmak için start-up’ların çok karmaşık “kaleler” yaratmaları isteniyor.

Çin’in ticari teknolojisi ise bolca sermaye ve devasa müşteri tabanına dayanan, rekabetçi, öldür ya da öl zihniyetinden güç alıyor.

Amerikan iş dünyasının bu konu üzerinde çalışması gerekiyor. Yapay zekâ devriminin iki itici gücü olacak: Çin ve ABD. Başka bir kültürden yeni bir teknoloji devrimi beklememeliyiz.

Kitabınızda bu iki güç arasındaki “veri uçurumundan” bahsediyorsunuz.

Yapay zekânın hammaddesi veridir. Endüstriyel ekonomideki petrol neyse, yapay zekâda da veri odur. Bir yapay zekâ algoritmasının gelişmesini ve daha isabetli sonuçlar vermesini istiyorsanız onu veriyle beslemelisiniz. Bir yüz tanıma algoritmasına ne kadar fazla yüz gösterirseniz hata yapma riski o kadar azalır. Tıbbi tanı koyma algoritmasına ne kadar tıbbi kayıt verirseniz isabetli tanı koyma ihtimali o kadar artar.

Tabii her veri aynı değildir. Çin ve ABD’nin güçlü oldukları farklı veri alanları var. Kapsam, nitelik ve derinlik anlamında aradaki uçurum derinleşiyor. Kapsam, kullanıcı sayısı, veriye dönüştürülebilir nüfus hareketleri demektir. Nitelik, bu verinin ne kadar iyi yapılandırıldığı ve etiketlendiği anlamına gelir. Derinlik ise her kullanıcının faaliyetlerinin ne kadar farklı veri noktalarından yakalanabildiğiyle ilgilidir.

Çinli ve Amerikalı şirketler kapsam konusunda başa baş durumdalar. Amerikalı şirketlerin bir milyar yerli kullanıcısı olan Çin’e göre geride olduğunu söyleyebiliriz ama bu açığı dünya çapında yayılarak kapatmaya çalışıyorlar. Ancak nitelik konusunda Amerikalıların ileride olduğunu söyleyebiliriz. ABD’deki şirketler ve kuruluşlar verilerini hızla kullanmaya izin veren yazılım yapıları kullanıyor. Çin’dekiler ise bürokratik teşviklerle bu yolda daha hızlı yol almaya başladı. Yine de yapay zekâ kullanımına hazır veri toplama konusunda ABD’nin gerisinde.

Konu derinlik olduğunda ise Çin’in üstünlüğü tartışılmaz. Çinli internet kullanıcıları günlük faaliyetlerinin çoğunda telefonlarını kullanıyor. Market alışverişinden fatura ödemeye, bilet almaktan banka kredisi çekmeye kadar her alanda telefon kullanılıyor.

Çizdiğiniz tabloda Avrupa’ya pek yer yokmuş gibi görünüyor. Avrupa, Amerikalıların teknoloji kolonisi haline mi geliyor?

Evet. İngiltere ve Fransa çok hevesli, Rusya da… Sizin de söylediğiniz gibi, Avrupa, ABD’nin kolonisi sayılır. Yine de Avrupa’da bir hassasiyet var. Mahremiyet için çıkarılan kanunlarla bunu görüyoruz.

Çinliler girişimcileri ticari teknoloji konusunda teşvik ediyor. Amerikalılar da aynı şeyi yapmaya çalışıyor ama devlet desteği sınırlı. Avrupa ise daha müşteri odaklı, verinin sahipliğini ve kontrolünü bireylerin kendisine geri vermeye meyilli.

3

Kitabınızda önümüzdeki dönemin en büyük meselelerinden birinin işlerin kaybedilmesi olacağını söylüyorsunuz.

Önümüzdeki 15 yılın baş ağrısı bu olacak. Bir iş kolundan diğerine devasa göçler göreceğiz. Tarımdan sanayiye geçişte olduğu gibi… Düşük ücretli, rutin işlerde bu daha yoğun yaşanacak. Ultra zenginler yapay zekâ sayesinde daha da fazla kazanacak. Sosyal eşitsizlik derinleşecek.

Yapay zekânın el koyamayacağı işler genelde yaratıcı, “empatetik işler” olacak. Öğretmenlikten yaşlı bakımına kadar genişleyen bir yelpaze bu. Bu işleri geliştirmenin yanında toplumdaki algılarını da değiştirmek, itibar kazandırmak gerekiyor.

Peki yapay zekâyı partner olarak göreceğimiz günler yakın mı?

Yapay zekânın kullanılabileceği pek çok alan hayal edebilirsiniz. Yukarıda bahsettiğim işlerin hepsinde yapay zekâyı da partner olarak kullanabilirsiniz ama henüz erken çünkü bu işlere ödenen ücret düşük. Mesela bir risk sermayedarı muhtemelen asla bir yaşlı bakım şirketini fonlamaz. Daha çok katlanan ekonomik geri dönüşlerin olabileceği, Uber gibi şirketleri fonlar. Makineleri yaşlı bakımı konusunda eğittik diyelim. Bu işleri yapabilecek yapay zekâyı nasıl geliştireceğiz. Kazaları ve ölümleri nasıl engelleyeceğiz? Böyle bir işte fazla para yok.

Belki de işe insan algısını ve inanışlarını değiştirerek başlamalıyız. Belki bazı insanların uzun saatler çalışmasına gerek yoktur. Belki ileride çalışmak bugünkü kadar önemli olmayacak. Yaşlılara bakmanın önemli ve sorumlu bir davranış olduğunu düşünmeye başlarsak bunu yapanlara daha yüksek ücret ödeyebiliriz.

Yazar: KAI-FU LEE
Kaynak: Wired ve Washington Post

Yapay Zekânın ve Kuantum Bilgiişlemin Jeopolitiği

1

Günümüzde teknolojik gelişmenin en önemli iki alanı olarak Yapay Zekâ (YZ) ve Kuantum Bilgiişlem (KB) öne çıkıyor. Her iki alanda da bugün başı çeken ülkeler ABD ve Çin. Bu iki teknolojinin ortak özelliği ekonominin ve toplumsal yaşamın bütün dallarına nüfuz edebilecek ve derin dönüşümlere yol açabilecek nitelikte olmaları. Dolayısıyla bu iki alandaki gelişmeler devletler arasında ekonomik, askeri ve teknolojik bakımdan muazzam bir farklılaştırıcı kuvvet haline gelmekte ve yeni tür bir silahlanma yarışını tetiklemekte, bu da sonuçta YZ’nin ve KB’nin ilerleme hızını daha da artırmaktadır.

YZ’nin ve KB’nin genişliği, bu iki teknolojinin savunma, diplomasi, istihbarat, ekonomik rekabet gücü, sosyal istikrar ve enformasyon ortamını etkileme yeteneği dikkate alındığında, YZ ve KB geliştirme ve uygulamasına en atak şekilde yatırım yapacak ülkenin ekonomik bakımdan en güçlü ülke haline gelmesi olasıdır.

2

Makine öğrenmesi yeni muharebe türleri ortaya çıkaracaktır. Siber saldırının ve siber savunmanın gelişkin biçimlerinin yanı sıra otonom ve yarı otonom silahların çeşitli biçimleri geliştirilecektir. Bunlara en erken ve atak şekilde yatırım yapan ülkenin askeri üstünlük elde etmesi mümkün olabilecektir. YZ’nin daha genel amaçlı biçimleri, bilimsel ve teknolojik araştırmaları hızlandıracaktır. Bu sayede, sözgelimi enerji üretimi için bir füzyon reaktörü geliştirmeyi başaran ülke muazzam bir avantaj sahibi olacaktır. Belli bir ülkenin kahredici bir teknolojik üstünlük elde etmesi söz konusu olabilecektir.

İkinci kuantum devrimi

İlk kuantum devrimi 20. yüzyılın başlarında kuantum teorisinin ortaya çıkmasıyla gerçekliğin doğasına ilişkin sırları açığa çıkarmıştı. Şimdi ikinci kuantum devrimine tanık oluyoruz ve söz konusu teori dönüştürücü teknolojilere uygulanmaya başlıyor. Kuantum teknolojisinde gelişme bir dizi önemli alanda sıçrama vaat ediyor. Bilgiişlem gücünde üssel büyüme makine öğrenmesinde ve karmaşık simülasyon uygulamalarında sıçrama yaratabilecek. Kriptografiyi ve iletişimi de radikal şekilde dönüştürebilir. Şifrelemenin en yaygın biçimlerini çözmek kolaylaşırken enformasyonu şifreleme imkânları çok gelişecektir. Kuantum duyulamayla meteoroloji ve navigasyon mükemmelleşebilir.

2016’da Çin ilk kuantum uyduyu fırlattı. Böylece bugün Çin ile Avrupa arasında kuantum şifrelenmiş görüntülü arama yapılabiliyor. ABD’de de Temsilciler Meclisi Ulusal Kuantum İnisiyatifi yasasını çıkardı. Beyaz Saray Eylül başında topladığı kuantum zirvesiyle bilim ve enerji alanında kuantum araştırmalarında yeni girişimler başlattı.

Kuantum iletişim altyapısının genişlemesi enformasyon güvenliğini iyileştirecek. Kuantum bilgisayarların klasik bilgisayarlardan daha üstün olduğu noktaya gelindiğinde değişim hızlanarak artacak.

Bu alanlarda geri kalmak, diğer ülkeler için bir risk oluşturacaktır. Geçmişte petrolün veya nükleer teknolojinin bunlara sahip olan ülkelere ne kadar büyük avantajlar sağladığı düşünülürse 21. yüzyılın temel farklılaştırıcı teknolojisi olarak YZ ile KB’nin kazanacağı jeopolitik önem daha iyi anlaşılır.

İki kutuplu dünya

Bugün dünya yeni bir iki kutuplu savaş dönemine girmiş gibidir. YZ ve KB alanlarında bir silahlanma yarışı yaklaşıyor ama bu geçmişteki savaş gemilerindeki ya da nükleer silahlardaki yarıştan farklı olacak, çünkü bu teknolojiler çok farklılar, kaldı ki donanımdan çok yazılımdan oluşuyorlar. Sadece askeri bir yarış değil bu yani. Bu teknolojilerin sivil ve askeri kullanımları arasındaki ayrım çizgisi giderek daha bulanık olacak.
Bugün sadece ABD ile Çin büyük YZ şirketlerine sahip bulunuyor: Google, Apple, Amazon, Facebook ile Baidu, Tencent ve Alibaba. Çin’in YZ stratejisinin en zayıf yanı, şu anda yarı iletkenler. Çin’in yarı iletken firmaları ABD, Güney Kore ve Tayvan firmalarına kıyasla çok daha küçük. Çin’in çip endüstrisi ABD’ninkinin ancak dokuzda biri kadar.

Techonomy dergisinin genel yayın yönetmeni David Kirkpatrick, “YZ ve Çin” başlıklı 3 Ağustos tarihli yazısında, “Çin temel bilgi işlem atılımları bakımından ABD’nin gerisinde olmakla birlikte çok sayıda akıllı bilgisayar mühendisine sahip ve ayrıca bir de kimsede olmayan muazzam bir avantajı var” diyor. Bu da Çin internetinin yarattığı verinin benzersiz büyüklüğü.
Kim en yeni YZ yazılımını eğitmede kullanılacak en çok veriye sahipse onun için YZ daha hızlı ilerleyecektir. Bu veriye de en çok Çin sahip.

Çin’de hemen hemen bütün günlük işlemlerinde akıllı telefon kullanan yüz milyonlarca tüketici var. Mobil ödemeler, kamu hizmetleri, finansal yönetim ve paylaşılan mobilite verileri bir araya getirilebildiği için Çin şirketleri kullanıcılarına ilişkin çok daha derin ve çok boyutlu bir resim elde edebiliyor. YZ algoritmaları bireylere özel öneri getirebiliyor. Bu YZ’nin Çin ekonomisine nüfuzunu hızlandırıyor.

3

Yapay zekâ ve Çin’in yükselişi ve Avrupa

Google’ın eski Çin temsilcisi ve Yapay Zekâ ve Yeni Dünya Düzeni başlıklı kitabın yazarı Kai-Fu Lee, YZ yarışmasının Çin ya da ABD dışında kalan ülkeler için ne anlama geleceğini şöyle özetliyor: “Bu ülkeler halklarını yoksulluğa mahkûm etmek istemiyorlarsa, kendilerine en çok YZ yazılımı sağlayan ülke hangisiyse–Çin ya da ABD–ekonomik bağımlılıklarının koşullarını onunla müzakere etmek zorunda kalacaklardır. O ülkenin YZ şirketlerinin kendi ülkelerindeki kullanıcılardan kâr sağlamaya devam etmesine izin vermeleri karşılığında, halkları için refah sübvansiyonları sağlayacaklardır. Yeni jeopolitik ittifakları bu tür ekonomik düzenlemeler biçimlendirecektir.”

Buna karşılık WorldPost yayın yönetmeni Nathan Gardels ABD Kuzey Amerika, Avrupa ve Avustralya’da ağır basarken Çin’in giderek Güneydoğu Asya, Afrika ve bir ölçüde Güney Amerika’da öne çıkmaya başladığını vurguluyor.

Yapay zekâ bakımından bugün ABD’nin teknoloji imparatorluğunun sömürgesi konumunda olan Avrupa eğer oyunda yer almak istiyorsa kendi yolunu kendisinin çizme yeteneğini tedavi etmelidir. YZ’ye kendi damgasını vurmalıdır. 27 Eylül günü Washington Post‘da yayınlanan “Avrupa için kalk borusu” başlıklı yazılarında Nicholas Berggruen ile Nathan Gardels, Avrupa için en umut vaat edici perspektif ABD ve Çin’den farklı bir yol izlemek olabilir diyorlar. Avrupa kaynaklarını internetin mucidi Tim Berners Lee’nin interneti yeniden ademi merkezileştirme önerisini desteklemeye ayırmalıdır. Böylece dijital getirinin daha adil dağılımını ve kişisel verilerin kontrolünün büyük teknoloji şirketlerinden bireylere geçmesini sağlamış olur.

Veri toplamayı kıtanın kültürüne bağlı olarak kısıtlayarak Avrupa, YZ’nin gelişimini gerek Çin’de gerekse Silikon Vadisinde de ana odak noktası olan tüketici pazarlamasından çok daha sosyal bir yöne yöneltebilir. Avrupa ayrıca temel bilimlerde sahip olduğu avantaja dayalı bir rekabet yolunu seçebilir. Avrupa ülkeleri tıpkı dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısını yaratmak üzere bir araya geldikleri gibi insan becerilerinden daha üstün süper zeki makinelere en önce ulaşma projesinde de bir araya gelebilirler.

Optimist Newsletter Ekim sayısı yayınlandı!

Optimist_Bulten_Ekim_foto

Optimist Yayın Grubu olarak, uluslararası kaynaklardan derlediğimiz
Optimist Newsletter Temmuz sayısı yayınlanmıştır.

Görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirseniz, daha zengin içerikler oluşturma imkânı bulabiliriz.

Bülteni okumak için lütfen linke veya fotoğrafın üzerine tıklayın.
Optimist_Bulten_Ekim2018

Optimist Newsletter Eylül sayısı yayınlandı!

optimist-newsletter-eylul2018

Optimist Yayın Grubu olarak, uluslararası kaynaklardan derlediğimiz
Optimist Newsletter Temmuz sayısı yayınlanmıştır.

Görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirseniz, daha zengin içerikler oluşturma imkânı bulabiliriz.

Bülteni okumak için lütfen linke veya fotoğrafın üzerine tıklayın.
Optimist_Bulten_Eylul2018

Nesnelerin İnterneti: Ütopya mı distopya mı?

3D yazıcılar ile ihtiyaç sahibi hastalar için kulak geliştirilen bir dönemdeyiz.

Drone’ların doğal afetlerde cankurtaranlara yol gösterdiği bir dönemdeyiz.

Robot arıların, bal arılarının sayılarının azaldığı yerde tozlaşma işlemini yapabilmesi için görevlendirildiği bir dönemdeyiz.

Bileğimizdeki Fitbit’in buluta aktardığı veri sayesinde egzersiz ve sağlıkla ilgili istatistiklerimizi anbean takip edebildiğimiz bir dönemdeyiz.

Çantamızda bir adet kitap taşıyabilirken, e-kitap sayesinde yüzlerce kitapla gezinebildiğimiz bir dönem bu.

Yollarda arabaların insansız hareket etmeye başladığı; bir zaman sonra otonom araçların, yüzde 70-80’i insan hatasından kaynaklanan kazaları neredeyse tamamen ortadan kaldıracağı bir dönem…

Teknoloji bizim için burada. Hayatı kolaylaştırıyor.

Daha da kolaylaştırmaya devam edecek.

Screen Shot 2017-04-10 at 10.22.18.png

Nesnelerin İnterneti (Internet of Things) sayesinde artık insanlar ve makineler birbirine gitgide daha bağlı hale geliyor. Etrafımızdaki her eşya bu internet bağlantısı ile “akıl”lanıyor. Önce telefonlarımız akıllandı, sonra kitaplarımız, sonra kolumuzdaki saatler. Bu arada buzdolapları, panjurlar, ışıklar akıllı hale geldi. Telefonlarımız kumanda işlevi görmeye başladı, ödeme aracı işlevi görmeye başladı, içeride uyuyan bebeğimizi gözleyebildiğimiz kamera haline geldi, harita haline geldi, bilgiye en kısa yoldan gerçek zamanlı ulaşmamızı sağlar hale geldi. Kontrol her zaman bizde. Etrafımızdaki nesneleri yalnızca kullanmıyoruz, onları aynı zamanda yönetiyoruz da. Bunun bir adım ötesi ise, MIT Bilgisayar Bilimleri ve Yapay Zekâ Laboratuvarı kıdemli araştırmacısı David Clark’ın belirttiği gibi,

“Cihazların kendi iletişim kalıplarını ve sosyal ağlarını geliştirerek kendini kumanda edip çalıştırabileceği, kendi kararlarını kendi verebileceği bir dünya…” (s.181)

 

Bu bir ütopya mı?

Yeniden başlıyoruz:

3D yazıcılar ile illegal yollardan silah ya da ev yapımı bombaların üretilip toplu kıyımların yapılabileceği bir dönemdeyiz.

Drone’ların hırsızlık, gözetleme, biyolojik silah taşıma için kullanılmasına mani olamayacağımız bir dönemdeyiz.

Robot arıların, kötü niyetli kişilerin egemenliğinde kullanılması ile sentetik virüslerin tüm ülkeye rahatça yayılabileceği bir dönemdeyiz.

Bileğimizdeki Fitbit’in buluta aktardığı veri sayesinde egzersiz ve sağlıkla ilgili istatistiklerimizi takip ve analiz eden işverenlerin, sağlık risklerimizden ötürü bizi işe almayacağı ya da hak ettiğimiz terfiyi vermeyeceği bir dönemdeyiz.

Çantamızda istediğimiz kitabı taşıyabiliyorken, telif haklarından ötürü elektronik piyasadan çekilen bir kitaba artık hiç ulaşamayacağımız bir dönemdeyiz.

Yollarda arabaların insansız hareket etmeye başladığı; bir zaman sonra otonom araçların, yüzde 70-80’i insan hatasından kaynaklanan kazaları neredeyse tamamen ortadan kaldıracağı, ancak olası bir hatada yüzlerce aracın birbirine girip yeryüzünün en büyük çaplı trafik kazalarına neden olabileceği bir dönemdeyiz.

 Suçlular gelişen her teknolojiyi istismar etmek için hazırda bekliyor. (s.171).

Teknoloji suçlular için burada. Hayatı tehlikeli hale getiriyor.

Daha da tehlikeli hale getirmeye devam edecek.

 

Bu bir distopya mı?

Screen Shot 2017-04-10 at 10.23.16.png

Bunu zaman gösterecek. Öyle görünüyor ki; siber suçlar, toplumsal uyuşmazlıklar, hukuki açıklar, politik anlaşmazlıklar, ekonomik dengesizlikler hızla ilerleyen teknolojinin yarattığı kaosun doğurduğu en büyük problemlerden olacak. Fakat diğer bir açıdan bakılınca da nesnelerin interneti yaşamlarımızı çarpıcı biçimde zenginleştirip geliştirecek: Daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmemize, sağlık hizmetlerinden daha iyi faydalanıp hastalıkların önünü çok daha kolay almamıza yardım edecek. Endüstriyel makinelerin daha etkin ve verimli çalışmasına, evlerde ve işyerlerinde çok daha çevre dostu ve enerji verimliliği yüksek uygulamaların kullanılmasına; hatta akıllı makinelerin, olası siber saldırıları öğrenip kendilerini koruyabilir hale gelmesine yardım edecek (s. 194).

Mobil teknoloji her şeyi nasıl değiştiriyor?

Son on yılda dijital teknolojiler dünyayı değiştirdi. İnsanların iletişim kurma, birlikte çalışma, alışveriş yapma, tatil rezervasyonu yaptırma ve finansal durumlarını yönetme ve benzeri birçok şeyi yapma şeklini değiştirdi. Mobil teknolojiler bu devrimin merkezinde yer alıyor. (s. 43)

7.5 milyar nüfuslu dünyada neredeyse 5 milyar kişi cep telefonuna sahip ve dünya nüfusunun neredeyse yarısı akıllı telefon kullanıyor.1 Bilişim danışmanlığı firması Gartner’a göre internet faaliyetlerinin yarısından fazlası mobil cihazlar aracılığıyla yapılıyor. (s.45) Bulut bilişim sayesinde farklı cihazlar arasında veri, fotoğraf ve doküman alışverişi ve senkronizasyon yapma imkânı ortaya çıktı. Şimdilerde telefonumuzdaki Passbook uygulaması ile check-in sırasına girmeye gerek kalmadan e-biletimizi okutup uçağa gidebiliyoruz, içtiğimiz kahve için para vermek yerine Bluetooth özelliğini açıp Beam uygulaması ile elimizi cebimize götürmeden ödememizi bir saniyede yapabiliyoruz.

İlerleyen yıllarda ise akıllı telefonlarımız koku ve tat alma duygusu da kazanacak. Böylece telefonlar ses çıkarmamaları gereken durumları anlayacak ya da yiyeceklerin bozulduğunu tespit edebilecek. (s.62) Yani sayıları gitgide artan bağlı cihaz ve sistemler yaşam tarzımızı, çalışma şeklimizi ve etkileşme biçimimizi hayal edemeyeceğimiz kadar derinden etkileyecek.

Sistemler akıllanırken biz aptallaşıyor muyuz?

Screen Shot 2017-04-10 at 10.25.01.png

Siz de hesap makinesini bile sizi dört işlemi ezberden yapamaz hale getirdiği için kullanmayanlardansanız, daha da vahimi, benim gibi eşinin telefonunu bile ezbere bilmeyenlerdenseniz (telefonumda var, neden ezberleyeyim, değil mi?) günümüz teknolojilerine daha dikkatli yaklaşmanızda fayda var. Tabii işin bir de yol tarifi boyutu var, oraya hiç girmeyeyim… Peki neden böyle oluyoruz? Teknoloji bizim hayatımızı kolaylaştırmak, kendimize daha kaliteli zaman ayırmamız için varken biz neden önemli numaraları hatırlayamaz olduk, şu fitness bilekliği her türlü desteği vermesine rağmen git gide neden daha tembel hale geliyoruz? Görünen o ki, cihazlar bizim yerimize ne kadar iş yaparsa, biz de doğal ritmimizle o kadar az temas ediyoruz ve bedenimizle zihnimizi daha az çalıştırıyoruz. (s.157)

Yoksa neden sağdaki yol kapalı olmasına rağmen navigasyon öyle buyurdu diye o yola girmeye zorlayalım, değil mi? Güncellenmesi gecikmiş cihaza kendi gözlerimizden daha çok inanmamız sizce de biraz ürpertici değil mi? Sizi bilmem ama bence Malcolm Gladwell’in bir kitap yazmasına ve otomasyona fazlaca bel bağladığımız bu günlerde gözle görülür tehlikeden kaçınmamız gereken yerde neden beceriksizleşmeyi seçtiğimiz ile ilgili olarak bizi aydınlatmasına ihtiyacımız var. İşin aslı, beynimiz bir şekilde en kolay ve en keyif verici yoldan iş yapmaya yöneliyor, fakat gördüğünüz gibi “en kolay” her zaman “en iyi” anlamına gelmiyor. Görünen o ki, beynimiz yeni teknolojiye ayak uydurmak için bir şekilde evrimleşecek, ancak bu zekâmızda ilerleme anlamına mı gelecek gerileme anlamına mı, bunu şimdilik bilmiyoruz.

Bildiğimiz, dünyayı tamamen değiştirecek gibi görünen teknolojiyi yeni dünyamızı inşa etmek için kullanabilecek olduğumuz. Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu, onu inşa etmektir.

Hatırlarsanız, Büyük Teknolojik Dönüşüm kitabında Kevin Kelly de, içinde bulunduğumuz dönemin değerini bilmemiz ve ondan azami oranda faydalanmamız gerektiğini söylemişti. “Bugün, şu an, işe başlamak için en iyi zaman…” demişti.

O halde…

Şimdi geleceği inşa etmeye başlamanın tam zamanı!

Nesnelerin İnterneti, Optimist’ten. Keyifle, ilgiyle okuyunuz.

Irmak Parlat

1: https://wearesocial.com/uk/blog/2017/01/digital-in-2017-global-overview

nesnelerin_interneti_k2

NESNELERİN İNTERNETİ

nesnelerin_interneti_k2

Nesnelerin interneti dendiğinde hepimizin aklına teknoloji merkezli bir dünya gelir. Bu dünyada otomatikleştirilmiş evlerde yaşayacak, ağ tabanlı yollarda akıllı araçlar sürecek, etkileşim açısından oldukça gelişmiş mağazalardan alışveriş yapacak, sağlığa temel yaklaşımımızı yeniden tanımlayacak sağlık ve zindelik ürünlerine bağlanacağız. Ve günlük yaşantımızda zihnin sınırlarını zorlayan birçok farklı akıllı sistem kullanacağız.

İş dünyası, teknoloji ve internet üzerine yazılarıyla tanınmış Samuel Greengard’ın Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Yayınevi tarafından yayınlanan Nesnelerin İnterneti kitabı bizi işte bu dünyaya davet ediyor.

Kitabın birinci bölümü kişisel bilgisayarlar ve internete ayrılmış. İkinci bölümde mobil teknolojiyle bulut bilişimin bağlantılı bir dünyayı desteklemek için oluşturduğu çerçeve aktarılıyor. Üçüncü bölüm endüstriyel internet ile makineler arası iletişimi konu alıyor.

Dördüncü bölümde dünya ile etkileşimimizi yeniden tanımlayan akıllı tüketici ürün ve hizmetlerinin gittikçe genişleyen yelpazesine bir göz atılıyor. Beşinci bölümde nesnelerin internetinin inşa sürecinde karşı karşıya olunan teknik zorluklara ve uygulama problemlerine değiniliyor.

Altıncı bölümde bağlantılı dünyanın geniş kitlelerin işsiz kalması, suç oranlarının artması, dijital yaşam çılgınlığı, güvenlik ve mahremiyet gibi sorun-risk ve kaygıları dillendiriyor. Son bölüm ise uzun vadede nesnelerin internetinin toplumu nasıl etkileyeceği üzerine tahminlere, 2025 yılıyla ilgili olası senaryolara ayrılmış.

Kısaca, Nesnelerin İnternetinde Samuel Greengard bizi belirlemekte olan bu dünya ile tanıştırıyor. Teknoloji konularında uzman olmasak bile hem kişisel, hem toplumsal hem de iş hayatımız açısından nereye doğru gittiğimiz hakkında fikrimiz oluşuyor.

X-Events: Her Şey Bir Gecede Çökebilir (mayıs’13)

X-Events

Yazar: John Casti

Uluslararası Bestseller X-Events: Bilinmeyen bilinmeyenlerin üstatlarına!

Gelişmiş uygarlığın topyekûn çökebileceği ihtimali, günümüzde tüm dünyayı tehdit eden bir felaket olarak görülüyor. John Casti gibi birçok bilim insanı, teknolojiye dayalı, gelişmiş toplumların, aşırı karmaşık bir yapı altında ezilen, ani bir çöküş ihtimaline karşı günbegün savunmasız hale gelen kâğıttan bir kuleye dönüşmesinden kaygı duyuyor. “X-olaylar” diye adlandırılan bazı uç senaryolar gerçekleşirse mali sistem çökecek, iletişim, ulaşım, elektrik, yiyecek ve içecek akışı kesilecek ve bir sabah, modern çağların mazi olduğunu görerek uyanacağız. Modern dünyanın çöküşüne neden olabilecek 11 farklı senaryonun incelendiği bir keşif yolculuğu…

1. İnternet’in Dünya Genelinde Uzun Süreli Kesilmesi

2. Küresel Gıda Tedarik Sisteminin İflası

3. Kıtasal Ölçekte Yaşanan Elektromanyetik Bir Darbeyle Tüm Elektronik Cihazların Bozulması

4. Yeni Bir Global Jeopolitik Düzenin Ortaya Çıkışı

5. Egzotik Parçacıkların Yaratılmasına Bağlı Olarak Dünyanın Yok Olması

6. Nükleer Tablonun İstikrarsızlaşması

7. Dünya Petrol Rezervlerinin Tükenmesi

8. Küresel Bir Salgın

9. Elektrik ve Temiz Su Şebekelerinin Çöküşü

10. Zeki Robotların İnsanoğlunu Alt Etmesi

11. Dünya Finans Piyasalarının Çöküşü
John CastiYazar hakkında: 
Amerikalı karmaşıklık bilimcisi ve sistem teorisyeni John Casti, insan kaynaklı uç olaylara ve bu olayları önceden saptamaya odaklı faaliyetler yürüten Viyana merkezli araştırma enstitüsü X-Center’ın kurucu ortağıdır. Casti, X-Center’dan önce de International Institute for Applied Systems Analysis (Uluslararası Uygulamalı Sistemler Enstitüsü) bünyesinde araştırmacı bilim adamı olarak çalışmış, Beşeri Toplumlardaki Uç Olaylar konusunda yürütülen bir projeyi yönetmiştir. Casti, uzun yıllar Santa Fe Institute ve RAND Corporation’da çeşitli görevlerde bulunmuş, Princeton, Arizona ve New York Üniversitelerinde öğretim üyeliği yapmıştır. Complexity adlı derginin editörlük görevini de yürütmüş olan Casti, gerek akademik ve gerek halka yönelik düzeyde yaklaşık yirmi cildi bulan çalışmaya imza atmıştır. Güney California Üniversitesi’nden doktora unvanına sahip olan Casti, Viyana’da yaşamaktadır.

Detaylı bilgi için: www.xeventsunlimited.com/

Ray Poynter : İnternet ve Sosyal Medya Üzerine…

“İnternet, dünyamızı kökünden değiştirdi. Bu, tüm dünyaya anında yayın yapma olanağı, bir enformasyon toplama ve yayma mekanizması; ırk, din, politik tercih, sosyal katman ya da coğrafi yerleşim ayırımı yapmaksızın bütün bireyler arasında bir etkileşim ve işbirliği mecrasıdır.

İnternet son yirmi yılın hemen hemen tüm kayda değer teknolojik gelişmelerinin (dizüstü bilgisayarlar, akıllı telefonlar, GPS sistemleri) ‘ilham perisi’ olmuş, bocalayan pek çok sektöre (oyun, seyahat ve yayıncılık gibi) taze soluk getirmiştir. Ayrıca online topluluklar oluşturma ve yönetme üzerine yepyeni sektörlerin doğmasına önayak olmuştur. Bilgisayarları birbirine bağlama aracı olarak alçakgönüllü bir başlangıçtan, şimdi etkileri tüm toplumu saran bir noktaya gelmiştir…”

 

– Ray Poynter

“İnternet ve Sosyal Medya Araştırmaları El Kitabı” (ocak’12)

Yazar: Ray Poynter

En yeni yaklaşımların peşindeki pazar araştırmacıları için…

İnternet, “pazar araştırmaları” için bir “ilham perisi” olmaya devam ediyor. Online dünya bugün kullanılan en gözde yöntemlere ev sahipliği yapıyor ve online araştırma piyasası şu anda milyar dolarlarla ifade edilen bir değere ulaşmış durumda.

Geleneksel pa­zar araştırması becerileri hızla artıp genişliyor. İşte, elinizdeki kitap bu yeni medyayı ideal düzeyde kullanma ustalığına erişebilmek için araştırmacılara gereken beceri ve yaklaşımlar üze­rinde duruyor.

  • Projeleri için internet ve sosyal medya hakkındaki bilgilerini çoğaltmak ve onlardan daha fazla yararlanmak isteyen pazar araş­tırmacıları
  • Kişisel deneyimlerini, en iyi uygulama alternatifiyle kıyaslamak isteyen online ve sosyal medya araştırma alanı uzmanları
  • Neler elde edilebileceğini ve mevcut pazar araştırma yöntemlerinin sı­nırlarını daha iyi kavramak isteyen pazar araştırması müşterileri

İnternet ve sosyal medya alanında en iyi uygulama rehberi arayanlara bütünlüklü tek bir kaynak sunan bu kitapta, ihtiyacınız olan altyapıyı, bilgiyi ve yeni fırsatları kullanma tavsiyelerini bulacaksınız.

(Detaylı bilgi için lütfen kapak görseline tıklayınız)