Mutluluk ve Anlam (3 kitaplık set)

Mutluluk ve Anlam_Set

Yazar: Clayton Christensen – Howard Gardner – Benjamin&Rosamund Zander

Olmak İstediğim İnsan, Çoklu Zekâ, Yaşam Sanatında Ustalaşmak

Modern insanı tanımlayan önemli özelliklerden biri “hız”. Üretim hızlı, tüketim hızlı…

Hayat çok hızlı akıp geçiyor, düşüncelerimiz, duygularımız çok hızlı değişiyor. Hızla tükenen bir ömre daha çok şey sığdırmak için hep daha hızlı olmak gerektiği öğretiliyor. Hızlandıkça otomatikleşiyor, makineleşiyoruz. Makineleştikçe talimat beklemeye başlıyoruz. “Şu kadar adımı tamamlarsanız hayatın anlamını bulursunuz” yaklaşımı, bu makineleşmeyi perçinleyen talimatlarla benliğimizi şekillendiriyor. Hiç bitmeyen adımları daha hızlı aşmak için koşuyoruz. Yavaşlarsak düşeriz zannediyoruz.

Oysa insanlığın ortak benliğine yön veren fikirler, durup bir an nefes almayı, düşünmeyi tercih eden beyinlerden çıkıyor. Sadece “adım adım içsel bir yolculukla” yetinmeyenler, hayattan öğrenip gerçekçi hedeflerle yol alıyorlar.

Ünlü bir orkestra şefi, bir eğitim teorisyeni ve bir inovasyon gurusu zihinsel yolculuklarında yol arkadaşı arıyorlar. Yanlarından koşarak geçip gidebilirsiniz ama bir gün durduğunuzda neden koştuğunuzu hatırlamayacaksınız bile.

Hakikat, güzellik ve iyiliğin peşine düşüp yaşam sanatında ustalaşmaya çalışanlar, olmak istedikleri insana bir adım daha yaklaşıyorlar.  

(Detaylı bilgi için kapak görseline tıklayınız)

Duygusallığın İş Dünyasında Yeri Var mı?

Duygusal Zekâ
Yazı: Ertuğrul Belen

Optimist Kitap sponsorluğunda Ertuğrul Belen’in kaleme aldığı İş Dünyası, Girişimcilik & Networking yazı serisi 4. bölümünde gündem: Duygusal Zekâ

Not: Yazı Serisinin 3. Bölümü Girişimcilik İklimi dergisinde yayınlanacaktır.

Özellikle ülkemiz iş dünyasında vakalardan ziyade sloganlara bayılıyoruz; mesela “iş dünyasında duygusallığa yer yok!” gibi. Ya da internette kol gezen yüzlerce “en çok sevilen sözleri” paylaşan siteler, bunun en güzel örnekleri arasında yer alıyor.
Bu makale için duygusallık, duygular, duygusal zekâ ve iş dünyasıyla ilgili araştırırken birçok sitede karşılaştığım Robert Hervey Cabell‘in söz sahibi olduğu yazılan şu cümleler dikkatimi çekti:
“İş hayatını seviyorum çünkü rekabet var; çünkü kelimeler yerine yapılanlar ödüllendirilir. İş hayatını seviyorum çünkü ciddiyet ister ve bügünün işiyle uğraşırken yarını düşünmeme fırsat vermez. İş hayatını seviyorum çünkü düzeltmeye değil yapmaya çalışır; çünkü bencilcedir, iki yüzlülüğe ve duygusallığa yer yoktur. İş hayatını seviyorum çünkü hatayı, uyuşukluğu verimsizliği cezalandırıp; elinden gelen her şeyi ortaya koyanları fazlasıyla ödüllendirir. […]Son olarak, iş hayatını seviyorum çünkü her gün taze bir maceradır.”
Büyük resme baktığınızda R.H.Cabell’in sözleri etkiliyor. İş dünyasının aslında herkese hak ettiğini verdiğini ve belki bir iç adeleti olduğunu savunuyor.
Başka bir bakış açısıyla, gerçekten iş dünyasında duygusallığa yer yok mudur?
Peki gerçekten öyleyse, nasıl olur da Daniel Goleman‘ın aralarında Lucent Technologies, British Airways ve Credit Suisse gibi firmaları da kapsayan 188 firmayla yaptığı araştırma aksini söyleyebiliyor: “Mükemmel performansın bileşenleri olarak teknik becerilerin, IQ düzeyinin ve duygual zekânın oranını hesapladığımda, duygusal zekânın bütün kademlerindeki görevler açısından diğerlerinin iki katı kadar önemli ortaya çıktı.”
Üstelik Goleman birçok duygusal zekâ araştırmasındaki gibi sadece liderlik koltuğunu hedef alan yöneticileri değil, üç temel yetkinlik grubunu kapsayan geniş bir kitleyi analiz ederek bu sonuca varıyor. Bunlar:
1- Muhasebe ve iş planlaması gibi teknik beceriler,
2- Analitik akıl yürütme gibi bilişsel yetiler,
3- Başkalarıyla birlikte çalışabilme ve değişime önclük etmede etkinlik gibi duygusal zekâ içeren yetkinlikler.
Duygusallık ve duygusal zekâ aynı kavramlar olmasa da paydalarının duygu olduğu bir gerçek.
Yani, 21.yüzyılda duygusallık, duyguların akıllı yönetimi ve elbette duygusal zekâ iş dünyasında önemli bir rekabet avantajı sağlıyor.
Öyle ki, McClelland küresel gıda ve meşrubat şirketinin çalışanlarıyla gerçekleştirdiği “duygusal zekâyı” geliştirme süreci, %20’yi aşan performans artışıyla sonuçlanmış.
Belki duygusal zekânın (EQ – Emotional Intelligence) kazanımlarına bu kadar somut değinen Goleman için EQ bileşenleri nedir?
Harvard Business Review Esaslar kitabındaki 10 konudan biri arasında yer alan duygusal zekanın tanımı ve bileşenleri bana 80’lerin vazgeçilmez çizgi filmi Voltran’ı hatırlattı: Beş aslanın bir araya gelmesinden oluşan dev robotu temsil eden Voltran çizgi filmini, iş dünyasındaki benzetmelerimde sık sık kullanırım. (Not: Sabancı Üniversitesi’nde bir sunumumda yeni nesil öğrencilerin Voltran çizgi filmi hakkında hiçbir fikri olmadığını fark ettiğim günden beri Transformer’ları kullanmayı tercih ediyorum.
İşte, iş dünyasında duygusal zekânın beş Goleman bileşeni:
Beş Goleman Bileşeni
Özetle, her bileşen için öncelikle kendinize basit ama bir o kadar net şu soruları sormalısınız:

Öz-bilinç:
Kendinize güveniyor musunuz?
Gerçekçi bir şekilde hayatınızı değerlendirebiliyor musunuz?
Kendinizi bağışlayan bir mizah duygusuna sahip misiniz?
Kendini Ayarlama:
Güvenilir ve dürüst müsünüz?
Belirsizlik karşısında rahatlığınızı koruyabiliyor musunuz?
Değişime açık mısınız?
Motivasyon:
Güçlü başarı dürtünüz var mı?
Başarısızlık karşısında bile iyimserliğinizi koruyabiliyor musunuz?
Kuruluşunuza sadakatle bağlı mısınız?
Empati: 
Yetenekli kişileri geliştirmeyi ve elde tutmayı başarabiliyor musunuz?
Kültürel farklılıklara duyarlı mısınız?
Müşteri ve alıcılarınıza hizmet ediyor musunuz?
Sosyal Beceri:
Değişime öncülük ediyor ve uyum sağlıyor musunuz?
İnandırıcı mısınız?
Ekip kurma ve yönetmede uzman mısınız?
Tahmin edebileceğiniz gibi yukarıdaki sorulara siz, ortaklarınız ve ekibiniz ne kadar çok “evet” cevabı verirse o kadar yüksek bir EQ anlamına geliyor.
Tabi “hayır”lar da farkındalık ve iyileştirme için bir fırsat demek oluyor. Bireysel ve dolayısıyla kurumsal EQ’nun artması için her safhada sorulması gereken diğer önemli bir soru da “nasıl”dır.
Voltran aslanlarına ve EQ sorularına sade bir “evet” yanıtı yetmez. “Evet ama Ben bunu nasıl yapıyorum? Ya çevremdeki diğerleri? Normal bir günde nasıl yapıyoruz? Ya işlerin yoğun olduğu dönemlerde? Daha iyi nasıl olabilir?” gibi sorularla istikrarlı bir EQ vizyonu oluşturmak şart.
Bu yazıyı dünyanın en ünlü inovasyon gurularından biri olarak anılan Clayton Christensen’in “Olmak İstediğim İnsan” kitabından bir sözüyle tamamlamak istiyorum:
Gölgeye ihtiyacınız varsa fidan ekin.
İş dünyasında birçok fidanı aynı anda ekip, hiçbirini doğru düzgün sulamayan insan ve kurumlarla karşılaşıyoruz. Duygusal zekâsı yüksek çalışanlar ve firmalar, ne kadar gölge istediklerini önceden karar verip ona göre fidan ekeceklerdir. Fazlası güç kaybı, azı ise başarısızlık hissine sebep olacaktır.

Olmak İstediğim İnsan (ocak’13)

Olmak İstediğim İnsan

Yazar: Clayton Christensen

Dünyanın En Ünlü İnovasyon Gurusunun Mutluluk ve Anlam Arayışı

Olmak İstediğiniz İnsanla Tanıştınız mı?

Yaptığım iş benim için anlamlı mı? Kendimi geliştirmem için bana fırsat tanıyacak mı? Yeni şeyler öğrenecek miyim? Şöhret ve başarı ne kadar yakınımda? Bana sorumluluk verilecek mi? Bu sorular beyninizi kemirip dururken hayatı ıskaladığınızı, aslında bambaşka biri olmak istediğinizi hatırladığınız oluyor mu?

Clayton, size şöyle olun, böyle olun demiyor. Belki de en zor şeyi, kim olmak istediğinize karar vermek için neyi, nasıl düşünmeniz gerektiğini anlatıyor.

Dünyaca ünlü bir inovasyon gurusunun kanser hastalığının pençesinde okuma, yazma, hatta konuşma yetilerini kaybettiği bir dönemde hayata nasıl tutunduğunu merak ediyor musunuz?

Bu kitap, karşısına geçtiğiniz bir ayna,  güçlü ve gerçekçi. Gözlerinizi açın ve kendinize daha dikkatli bakın!

“Yaşamınızdaki kararları, geçmişte olanlara veya başka insanların başına gelenlere bakarak almayı düşünebilirsiniz. Geçmişten mümkün olduğunca çok şey öğrenmelisiniz; özellikle bu konuları incelemiş bilginlerden ve karşılaşacağınız sorunların benzerlerini yaşamış insanlardan. Ama bu, geleceğe adım atarken hangi enformasyonu ve hangi öneriyi kabul edeceğimiz ve hangisini göz ardı edebileceğimiz sorununu çözmez. Bunun yerine, neler olacağını öngören güçlü bir teoriyi kullanarak başarı şansınızı artırabilirsiniz.”

Yazar hakkında detaylı bilgi için:  http://www.claytonchristensen.com/

(Detaylı bilgi için kapak görseline tıklayınız)