Tag Archives: Pazarlama

Kotler ve Pazarlama 4.0

Herkese merhaba,

Üniversitenin birinci sınıfında ilk pazarlama dersi ile tanıştığımız “Pazarlamanın Babası” Kotler ile master bitiminden sonra pek görüşmez olmuştuk; ancak kendisi, Pazarlama 4.0 kitabı ile her zamankinden daha da etkili bir şekilde hayatıma girdi.

FMCG.jpg

Benim üniversiteden mezun olduğum 2009 yılından beri teknoloji, sosyal medya, dijital pazarlama ne kadar büyük değişimler geçirdi; acaba o kitapları günümüze göre nasıl güncellemişlerdir derken Kotler’in Pazarlama 4.0‘ını bulmak hoş bir sürpriz oldu benim için.

kotler

Şu noktaya da değinmeden geçemeyeceğim: Ben üniversiteden beri Kotler’in, Keller’in kitaplarını okurken her zaman (her zaman tabiri biraz abartılı olabilir ama hadi %90 diyelim) B2C’den örnekler vermelerine, hatta daha da spesifik olmak gerekirse, ille de FMCG sektöründen renkli, ışıl ışıl, göz alıcı, hayret uyandırıcı başarı hikayelerine yer vermelerine birazcık gıcık olurdum 🙂 Bu kitaplar yüzünden nice gencin aklında “Pazarlama eşittir FMCG” şeklinde çok yaygın bir kanı oluşmuştu. Ben ise aksine her zaman B2B’yi merak ederdim çünkü B2B pazarlamanın daha tam keşfedilmemiş, çözülmemiş, daha yabani kalmış bir alan olduğunu düşünürdüm. İş hayatım boyunca da B2B pazarlamanın içinde olan biri olarak, üniversite yıllarından eksik kalan Kotler/B2B parçasını, artık Pazarlama 4.0 ile tamamlayabilmenin tatlı huzuru içindeyim. (İnsanın hayatında geriye dönük eksik parçaları tamamlaması gibisi yok).

Elbette bu bir ders kitabı değil, ancak Kotler’i okurken ister istemez geçmişle ilgili nostaljik hislere kapılıyorum. Eğer siz de pazarlama ile ilgili öğrenim gördüyseniz, Pazarlama 4.0’ı okurken eminim aynı şeyleri hissedecekseniz.

Başlıyoruz…

Hepimizin bildiği bir gerçek olarak, pazarlama artık gelenekselden dijital doğru hızlı bir dönüşüm içinde. 3 kelime ile özetleyecek olursam: Değişiyor, değişiyor, değişiyor.

Bu dönem, Pazarlama 4.0 yaklaşımı ile açıklanıyor.

Teknoloji ve bağlanırlık (connectivity) gelişmeye ve evrilmeye devam ettikçe müşterilerin karar verme süreçleri de değişiyor, satın alma davranışları da değişiyor, bilgi edinme kaynakları da artarak değişiyor.

Ve bu yeni dünyada başarıyı online ve offline etkileşimlerin kombinasyonu sağlıyor. Yalnızca online etkileşim yeterli kalmıyor. Hatta şöyle söyleyebiliriz ki, her şey bu kadar dijitalleşirken, offline etmenler asıl farklılaşmayı ve akılda kalıcılığı sağlıyor.

Ayrıca, markalar hızla değişen teknolojilere ayak uydurmak için daha esnek ve kolay uyum sağlayabilir olmak zorundayken, kendi özgün karakterleri eskisinden de önemli hale geliyor. Yani artık markalar olmak istedikleri gibi görünemiyorlar. Ya göründükleri gibi olmak, ya da oldukları gibi görünmek zorundalar. Çünkü bu ikisi arasında tutarsızlık olduğu an müşteri bunu affetmiyor ve Twitter olsun, Facebook olsun, YouTube olsun, istedikleri mecra ile anında seslerini duyurabiliyorlar.

Ve elbette, bildiğimiz sosyal medya ekosistemi bu kadar gelişmeden önce var olan, şeylerden haberimiz olmasını sağlayan Ekşisözlük’e de buradan şapka çıkarıyorum 🙂 Konuya dönecek olursak, evet, giderek daha da şeffaflaşan dünyamızda özgünlük bir markanın en önemli varlığı olmaya devam ediyor.

Pazarlamacılar bu gerçeğe uyum sağlamak ve insan gibi davranan markalar yaratmak zorundalar:

Göz korkutucu olmak yerine, özgün, dürüst ve kendi kusurlarını kabul edebilecek kadar alçakgönüllü olmaları gerekiyor. Ayrıca, mükemmel görünmeye çalışmaktan da vazgeçmeleri bekleniyor. Çünkü müşteri güveni kavramı artık yatay işliyor; yani, biz müşteriler artık, markanın bize yukarıdan sunduğu vaatler yerine, Kotler’in deyimiyle “F-Faktör”üne güveniyoruz: Karar aşamasındayken Arkadaşlarımızın (Friends), Ailemizin (Families), Facebook hayranlarının (fans), Twitter takipçilerinin (Followers) yorumları, değerlendirmeleri ve eleştirilerini baz alıyoruz.

Bu da tabii ki belirli çelişkilerini beraberinde getiriyor:

Philip-Kotler.png

Bilgilenmiş müşteri ve kafası karışmış müşteri

Yukarıda da alıntıladığım gibi, satın alma sürecinde karar aşamasındayken başkalarının fikirlerinden sıkça faydalanıyoruz. Buna bir de elimizin altındaki mobil cihazların getirdiği mesaj ve reklam bombardımanını eklersek, bir noktada işlerin biraz karışmaya başladığını anlamak zor olmayacaktır. Yapılan bir araştırmaya göre ortalama dikkat süremiz 8 saniyeymiş, sadece 8 saniyecik. Bu şartlar altında, markaların iletmek istediği mesajı hedef kitleye tam isabetle iletme başarısının olasılığını gelin siz düşünün. Kotler’e göre en iyi yol, %100 kontrollü bir hareket olmasa da, pazarlamacıların müşteri topluluklarında marka sohbetleri başlatmaları, ve böylece burada marka savunucularının aktif şekilde iletişime dahil olduğundan emin olarak hem kafası karışmış müşterilerin kendi markalarına doğru yönelmelerini sağlamak, hem de marka karşıtlarının eleştirilerine karşı markanın iyi özelliklerini öne çıkarmak olacaktır. Hedef kitleye en dürüst ve özgün şekilde ulaşmanın yolu budur.

Hedef kitle demişken; aslında bu bir hata. Yazının başında “müşteri güveni yatay işliyor” derken aslında kastedilen buydu. Hedef kitle, dikey; yani yukarıdan dayatılan bir tanımlamadır. Avcı – av ilişkisini çağrıştırır. Burada müşteriler, haberleri ve rızaları olmadan “hedef” haline gelip istemedikleri e-mailler, telefon mesajları ile özel alanlarının ihlal edildiğini hissederler. Halbuki esas olan, “topluluklar”dır. Topluluklar yatay şekilde oluşur, topluluğu oluşturan müşteriler katılımcıdır, paylaşımcıdır. Kotler’in, az önce anlattığım marka sohbetlerini başlatacak olan kişilerdir.

Olumlu savunuculuk ve olumsuz savunuculuk

Peki, şirketler nasıl bir atmosfer yaratmalı ki bu topluluklar kendiliğinden, doğal bir şekilde oluşsun? İşte size 4 ilke:

1- Çekiciliği artırmak: Günümüzde markayı çekici yapan, markanın insanlaştırılmasıdır. Müşteriler gün geçtikçe insan merkezli markaları daha çok arıyorlar; yani karakterleri insanların karakterlerine benzeyen ve müşterilerle eşit arkadaşlar olarak etkileşime girebilen markalar istiyorlar.

2- Merakı en uygun hale getirmek: Pazarlamada merakın kaynağı, müşterilere, aşırıya kaçmadan çekici bilgiler verilmesidir. Dolayısıyla merak yaratmak, içerik pazarlaması olarak bilinen bir yaklaşım gerektirir (bu konuya daha sonra değineceğiz).

3- Yükümlülüğü artırmak: Kısa tanımıyla bu, müşterinin satın alma kararı verdikten sonra satın alma kolaylığı sağlayan kanalların doğru belirlenmesidir. Yani örneğin bir ürünle karşılaşıp, onun hakkında bilgi edinip satın alma aşamasına geldiğinizde, mağaza yokluğu nedeniyle satın alma sürecinin bloklanmaması gerekir. Markaların, online ve offline araçların bütünüyle, müşteriye pürüzsüz bir satış süreci deneyi yaşatmaları gerekir.

4- Duygusal yakınlığı artırmak: Müşterinin yaşadığı deneyim, beklentilerini aşıyorsa burada bir duygusal yakınlık gelişecek ve marka sadakati, dolayısıyla da marka savunuculuğu da beraberinde gelecektir.

5- Oyunlaştırma (Gamification): Oyunlaştırma, müşterilerin markayla ilişkisini artırmak için oyun tekniklerinin kullanılmasıdır. Oyunlar eğlenceli, rekabet duygularını tetikleyici ve elbette ki ödüllendirici oyunlardır, dolayısıyla müşteri ve marka arasında güçlü bir duygusal etkileşim yaratır.

gamification.jpg

İyi bir olumlu savunucu olmak için markanın sıkı bir hayranı olmak gerekir, fakat olumsuz savunucu olmak için küçük bir hayal kırıklığı yetiyor. Yine de olumsuz savunucuları “öcü” olarak görmemek lazım, çünkü onlar sayesinde olumlu savunucular öne çıkıp kendilerini ifade edebiliyorlar ve markaya ellerinden gelen değeri katabiliyorlar. Bu nedenle, markalar bu 5 ilkeyi benimseyip müşteri topluluklarının (artık hedef kitle demiyorum) kendilerine doğru yaklaşmasını sağlamalılar.

Pazarlama_4_0_K2

Ben bu kitapta gerçekten birçok konu içinden kendime bir tutam konu seçtim ve onlardan bahsettim size. Aslında o kadar detaylı, kapsamlı konular, yeni konseptler var ki… Burada yazmaya kalksam kitabın mini bir versiyonu olabilir. O nedenle tüm bu keşifleri size bırakıyorum.

Fakat… bir kısım var ki orayı yazmadan asla geçmem.

İçerik kraldır! (Content is the king)

İşte başlıyoruz! Pazarlamada, özellikle B2B pazarlamada takdir edilen en meşhur motto: İçerik kraldır! Peki içerik nedir? Ve neden bu kadar önemli görünüyor? Aslında cevabı basit: İçerik pazarlaması, yeni reklam haline geldi ve sosyal medyada içerik dağıtımı için kullanılan etiketler (hashtag) artık geleneksel reklam sloganlarına eşdeğer hale geldi. İçerik, aslında bakarsanız yazının ilk kısımlarında bahsettiğimiz “yataylaşma” sayesinde önem kazandı; artık yukarıdan bize “ittirilen” reklamların inandırıcılığından emin olmadığımız için, gerçekten bize iletilen katma değere, değerli bilgiye bakar olduk. Sosyal medya sayesinde, istediğimiz türde içeriğe ulaşıp bundan faydalanabiliyoruz. İçerik bize yukarıdaki birileri tarafından ittirilmiyor.

content-marketıng.jpg

Gelelim buradaki hassas noktaya: İçerik, reklamın uzunu değildir.

En basitinden, Facebook’u, LinkedIn’i açarsanız göreceksiniz: Birçok marka, içerik kisvesi altında uzun reklam yapıyor aslında. Ve bu yanlış. İçerikte önemli bir değişiklik yapmadan, sadece reklamların sosyal medyaya aktarılması ile yapılan reklam… hmm, adı üstünde “reklam” olmaktan öteye gidemiyor. Halbuki içerik üretiminde aslolan, müşterinin kendi kişisel ya da mesleki hedeflerini gerçekleştirmek için kullanmak istedikleri bilgilerin yer almasıdır.

Son söz: Omnichannel

Pazarlama ve teknoloji ile birazcık ilgiliyseniz, ortalığın birkaç yıldır omnichannel diye inim inim inlediğini zaten farketmişsinizdir. Onnichannel, en kısa haliyle, pazarlama kanalları arasında gezinen müşterinin deneyiminin pürüzsüz şekilde devam edebilmesi şeklinde tanımlanabilir. Bunu sadece ayakkabı satın alma örneği olarak düşünmeyin; omnichannel şu anda devlet sektöründe, sağlıkta, finansal hizmetlerde ve telekom sektöründe yoğunlukla kullanılıyor. İçinde bulunduğumuz dijital çağda, müşteriler satın almaya giderken o kadar çok temas noktasından geçiyor ki. Az önce kaçındığım ayakkabı örneğinden gidecek olursak: Telefonumda Instagram’da gezinirken bir ayakkabı beğendim, link için yukarı kaydır dediler kaydırdım, ayakkabının web sitesine düştüm, orada ayakkabının fiyatına ve renklerine baktım. Ertesi gün işte birden ayakkabılar aklıma geldi ve desktop bilgisayarımdan online alışveriş sitesine girip aynı ayakkabıyı buldum ve fiyatları karşılaştırdım. Ayakkabıyı denemeden almak benim için riskli olduğundan bir hafta sonra alışveriş merkezine gittim ve mağazada ayakkabıyı buldum ve denedim. Bu satın alma sürecinde online’da mobil temas, desktop teması ve ayrıca offline temas vardı.

Peki omnichannel pazarlamayı nasıl yapacağız? Omnichannel pazarlama stratejisi, müşteri yolculuğunda her bir temas noktasının belirlenmesi ve en popüler kanallara özellikle odaklanması üzerine inşa edilmelidir. Özetle, müşteriler bir kanaldan diğerine atlayıp pürüzsüz ve tutarlı bir deneyim beklentisi içinde olurlar. Pazarlama uzmanları da bu gerçeğe hitap edebilmek için online ve offline kanalları bütünleştirerek satın almaya giden yol boyunca müşterileri teşvik etmeye çalışıyorlar. Pazarlamacılar aynı zamanda online kanalların çabukluğu ile offline kanalların içtenliğini de birleştirmeliler.

marketoonist.com.jpg

marketoonist.com Tim Fishburne

Kendimle çelişmesem olmaz 🙂 İşte Omnichannel’ı hunharca eleştiren bir karikatür: Arkadaşımız ayakkabı mağazasının altını üstüne getirdikten sonra nihayet bulduğu harika ayakkabıyı bir an önce internetten ucuza almak için görevliye wifi şifresini soruyor 🙂

Evet, arkadaşlar, 89 sayfadan beklenmeyecek kadar yoğun bilgilerle dolu bu kitabın içeriğinin galiba yüzde birini size aktarmayı başardım. Kalan yüzde 99’luk kısım için hemen kitabı almanızı ve sadece kitabı da okumakla yetinmemenizi, Pazarlama 4.0 ile ilgili sürekli bir araştırma içinde olmanızı hararetle öneriyorum! Şimdi almak için burayı tıklayabilirsiniz.

 

Keyifli keşifler!

Irmak Parlat

 

 

 

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Irmak Parlat blog yazıları, Optimist, Satış ve Pazarlama, Yönetim - Liderlik

Pazarlama 4.0

Pazarlama_4_0_K2.jpg

“Teknoloji dünyası bugün o kadar hızlı ilerliyor ki, her bir değişim bir sonrakini daha da hızlandırıyor. Böyle bir ortamda ileriye doğru giderken pazarlama uzmanlarının yollarını bulmalarına yardımcı olacak bir temele ve referans noktasına sahip olmaları son derece önemlidir. Bu yönde yeni bir bilimsel temel atan Pazarlama 4.0 kitabı, dijital ve mobil geleceği icat etmeye ve anlamaya çalışan herkes için bir başlangıç noktası ve paha biçilmez bir kaynak olacaktır.”

 

 

—Howard Tullman, CEO, Chicagoland Entrepreneurial Center/1871

“İnternet ve IT, pazarlamayı kökünden değiştiriyor. Bu kitap yeni dönemde pazarlama konusunda çok önemli bilgiler veriyor.”

—Hermann Simon, Kurucu ve Başkan, Simon-Kucher&Partners

“Kotler ve arkadaşları bugünün dijital, interaktif pazarı ile pazarlamanın yeni rolünü çok güzel bir şekilde sentezlemişler.”

—Don Schultz, (Aktif Emekli) Bütünsel Pazarlama İletişimi Profesörü, Medill Gazetecilik, Medya, Bütünsel Pazarlama İletişimi Fakültesi, Northwestern Üniversitesi

“Bugün pazarlama alanında geçekleşmekte olan devasa değişimleri belgeleme konusunda hiç kimse pazarlamanın babası Philip Kotler’den daha nitelikli değildir. Pazarlamanın geleceği dijitaldir ve bu kitap da rehberiniz.”

—Al Ries, Positioning: The Battle for Your Mind yazarı

Philip Kotler, Northwestern Üniversitesi İş Yönetimi Akademisinde Profesör unvanıyla görev yapmaktadır. Modern Pazarlamanın Babası olarak kabul edilir. Wall Street Journal tarafından iş dünyasının en etkili altı düşünürü arasında gösterilmiştir. Kitapları yaklaşık 25 dile çevrilmiştir ve düzenli olarak uluslararası çevrelerde konuşmalar yapmaktadır.

Hermawan Kartajaya MarkPlus Inc. danışmanlık şirketinin kurucusu ve İcra Kurulu başkanıdır. İngiltere merkezli Chartered Institute of Marketing adlı eğitim amaçlı mesleki birliğe göre “Pazarlamanın Geleceğini Şekillendirmiş Olan 50 Guru”dan biridir.

Iwan Setiawan MarkPlus’ta (www.markplusinc.com) COO olarak görev yapmakta ve orada şirketlerin pazarlama stratejilerinin tasarımlarına yardımcı olmaktadır. Ayrıca sık sık yazarlık ve konuşmacılık yapan Iwan, Marketeers sitesinin (www.marketeers.com) baş editörüdür.

● Sektörünüzde daha yatay, kapsayıcı ve sosyal bir iş ortamına dönüşümün göstergesi olan trendler nelerdir?

●  Pazardaki bu dönüşümlere ayak uydurmak için planlarınız nelerdir?

● Sektörünüzde bağlantılı müşterilerin çelişkili doğasını gösteren durumların bazıları nelerdir?

● Şirketiniz, gençlerin erken benimseyici ve trend belirleyiciler olarak oynadığı rollerden yararlanarak daha büyük bir fikir payı nasıl elde edebilir?

●  Şirketiniz, kadınların evdeki etkisinden yararlanarak pazar payını nasıl büyütebilir?

●  Şirketiniz, daha büyük bir gönül payı elde etmek için netandaşları nasıl saptayabilir ve onlardan nasıl yararlanabilir?

● Markanız dijital dünyada insandan insana bir dokunuşa dayalı güçlü bir farklılaşmayı nasıl geliştirebilir?

●  Şirketiniz ortak yaratımı benimseyip döviz kuru benzeri fiyatlandırmadan yararlanarak ve topluluğu harekete geçirip sohbetleri teşvik ederek geleneksel dört P’den dijital dört C’ye nasıl geçiş yapabilir?

●  İşbirliğine dayalı müşteri ilişkilerini benimsemek için müşteri hizmetleri stratejinizde yapılması gereken temel değişiklikler nelerdir?

Yorum bırakın

Filed under Optimist, Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Strateji, Yönetim - Liderlik, İş - Yönetim

Satış Sanatı okura ne anlatıyor?

Philip Delves Broughton Satış Sanatı kitabını anlatıyor

Karşımızdakini bir şeye ikna ederken, işe girerken, sevgilimizi etkilemeye çalışırken ya da bir çocuğa brokoli yedirmeye çalışırken aslında satış yapıyoruz. Ve hepimizin ancak satış yaparak sahip olabileceğimiz isteklerimiz var. Kendimizi ve ailemizi doyurmak istiyoruz. Finansal garanti istiyoruz. Dolu dolu yaşamak, tutkularımızın peşinden gitmek ve bu arada beş parasız kalmamak istiyoruz.

Fakat pek çoğumuz bundan korkuyoruz. Çünkü satış, reddedilme ve kabullenilmenin en saf insani sınavından başka bir şey değil. Peki, bu büyüleyici mesleğin paradoksları ve zorluklarına dair bilgece ve dostane bir tavır geliştirilemez mi?

Kitap hakkında detaylı bilgi için:  Satış Sanatı

1 Yorum

Filed under Optimist

Şirket Kütüphaneniz Yeterince Zengin Değil mi?

Şirket Kütüphanesi

Hızla değişen ve gittikçe karmaşıklaşan iş dünyasında, tam da ihtiyacınız olan bilgiye zamanında ulaşabilmek hayati bir önem taşıyor. Yeni dünya dinamiklerini anlamak, yeni ekonomiyi, rekabeti, değişimi, liderliği, yönetim anlayışlarını kavramak her zamankinden daha acil bir sorun haline geldi.

Hem yöneticilerin hem de çalışanların hızla değişen bu dünyaya ayak uydurmalarına yardımcı olacak kitaplar yayınlıyoruz. Çağımızın fikirsel alt yapısını oluşturan temel kaynakların yanı sıra pratik meseleleri hızla kavramanızı sağlayacak kitaplarla iş hayatındaki veriminizi artırıyoruz. Yönetim biliminin kurucularından dünyanın en ünlü inovasyon gurularına kadar dünyaya yön veren isimlerin eserlerini Türkçeye kazandırıyoruz.

İş dünyasıyla ilgili tüm ihtiyaçlarınızı karşılamaya yönelik kitaplarımızla şirket kütüphanenizi zenginleştirebilir, uzmanlar tarafından özenle hazırlanan kitap setlerimizle yeni çağın trendlerine hâkim olabilirsiniz.

* Şirket Kütüphanesi kitap listelerini aşağıdaki linklerden bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Şirket Kütüphanesi
Diğer Setler
 
 * Kütüphane projesi hakkında detaylı bilgi için:
Deniz Bektaş Çelik
Satış ve Pazarlama Müdürü
0.216.412 72 13 / 125
deniz@optimistkitap.com

2 Yorum

Filed under Optimist, Peter Drucker 100. Yıl Kitaplığı, Reklam ve Pazarlama, Satış ve Pazarlama, Strateji, Yönetim - Liderlik, Şirket İçi Eğitim, İş - Yönetim

Sosyal Medyadayım, Varım!

İnternette başarının sürekliliğe dayalı olduğunu dile getiren Sevinç, firmaların yanılgılarına da dikkat çekiyor. Dinamikleri anlamadan beklenti içine giren firmaların sıkıntılarına yer veriyor. 

Sosyal MedyaAmerika’nın haftalık haber dergisi Newsweek, bu ay son kez basılacak ve bundan sonra varlığını dijital ortamda sürdürecek. İstanbul’un eski mahallelerinden Suadiye’de yeni açılacak bir hediyelik eşya dükkânının sahibi, bu haberin kendisini hiç ilgilendirmediğini zannediyor olabilir. Oysa bu dükkânın potansiyel müşterileri şu anda Facebook’ta oyun oynuyor, Twitter’dan haberleri takip ediyor ya da arkadaşlarının paylaşmış olduğu bir bağlantı üzerinden yılbaşı hediyelerine göz atıyor olabilir. Newsweek’in geleneksel medya içindeki 80 yıllık rolünü sonlandırarak, yeni medyada yoluna devam etme kararı; söz konusu girişimcinin yatırımının kârlılığı açısından dikkat kesilmesi gereken bir gelişme. Salih Seçkin Sevinç’in Optimist Yayınları’ndan çıkan ‘Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya’ isimli kitabıysa bu gelişmeyi doğru okumak isteyen herkes için bir rehber niteliği taşıyor.

Salih Seçkin Sevinç işletme mezunu bir girişimci. DHL Express ve İstanbul Sanat Evi’nde çalışmış. 2009 krizi döneminde Gaziantep’e yaptığı bir iş gezisi vesilesiyle ortaya çıkan kişisel projesi Harbiyiyorum.com, O’nun pazarlama iletişimi üzerine bildiği her şeyi yerle bir edip, en baştan şekillendirmiş. Bir yıl gibi kısa bir süre içinde geleneksel medyanın da ilgisini çekerek Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde siteye yer verilmiş. Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya kitabını da ummadığı bir zamanda başlayan ve kendisini sosyal medya çalışmalarını derinleştirerek kurumlara danışmanlık ve eğitimler vermeye kadar götüren bilgilerini paylaşmak için yazmış.

Bugün internet, televizyondan sonra en önemli ve en hızlı büyüyen reklam mecrası. Bunun böyle olmasının en büyük nedeni 2004 sonlarında O’Reilly Medya tarafından ortaya atılan Web 2.0 kavramı. Web 2.0 internet kullanıcılarının ortaklaşa ve paylaşarak yarattığı sistemler şeklinde açıklanabilir. İnsanların içerik ürettikleri bu tür sitelere örnek olarak Facebook, Youtube, Twitter, WordPress, Pinterest, Linkedin, Wikipedia verilebilir.

90’ların internet forumlarıyla ortaya çıkmaya başlayan çevrimiçi fikir alışverişi alışkanlığı zaman içinde ‘Blog’ların ortaya çıkmasına vesile oldu. Sevinç  “Günümüzde bireyler artık bir ürün ya da hizmet satın almadan önce gerçek kullanıcı deneyimlerini içeren bloglardan, Facebook’tan, wikilerden, sözlüklerden bilgi alıp bu bilgileri değerlendiriyorlar” diyor. Bu interneti, özellikle de sosyal medyayı geleneksel medyadan ayıran en önemli özellik. Geleneksel medyanın ‘tüketici’ olarak konumlandırdığı kişiler, yeni medyada aynı zamanda ‘üretici’ de oldular. Bu yeni ortam haliyle kendine ait yeni kuralları da beraberinde getiriyor. Pazarlama iletişimi için de aynı şey geçerli.

Beğenme/beğenilme çılgınlığı
Sevinç hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlattığı kitabında ‘ Bundan sonra kazanacaklar geleneksel medya ile köşebaşlarını tutanlar değil, bilginin bu kadar kolay ve hızlı dağılımının bir sonucu olarak ürün ve hizmetlerini sosyal medyada en iyi şekilde sunabilenlerdir’ diyor. Bunun için ilk ve en önemli kural ise samimiyet, çünkü Sevinç’in deyimiyle “annelerimizin babalarımızın zamanında anlattıkları dürüst ticaretin, hani hep bahsedilen ‘adam gibi’ esnaflığın, her şeyden önemlisi samimiyetin ön planda olacağı bir çevrimiçi sürece doğru yol alıyoruz.” Aksi şekilde davranış sergileyecek olanlarınsa varlıklarını sürdürebilmeleri böylesine şeffaf bir ortamda pek mümkün görünmüyor.

Sevinç kitabının birinci bölümünde sosyal medya nedir, sosyal medya ekonomisi nasıl işler, hayatımıza kattığı artılar nelerdir, hayatımızı nasıl değiştirir ve konvansiyonel medya anlayışından nasıl farklılaşır sorularının yanıtlarını veriyor.  İkinci bölümse en önemli sosyal medya enstrümanlarına ayrılmış. Burada yazarın bizzat kendisi tarafından tecrübe edilmiş sosyal medya enstrümanlarının nasıl kullanılabilecekleri ve bunların bugüne kadar dijital pazarlama alanında ne kadar yol kat ettikleri ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Örneğin Facebook’ta etik yollarla nasıl beğeni artırılabileceği ve söz konusu beğenme/beğenilme çılgınlığının içinde nasıl bir yol izlenilmesi gerektiği ya da Twitter Search’ün nasıl etkili biçimde kullanılabileceği okurlarla paylaşılıyor. Yazar bu bölümde bahsedilen enstrümanların hangisinin, ne amaçla kullanılması gerektiği ve sosyal ağların derinliklerinde kaybolmadan nasıl bir sosyal medya stratejisi izlemeniz gerektiğine dair sizi bilgilendiriyor. Son bölümde ise mobil dünya ve mobil cihazların pazarlama iletişimine etkileriyle ilgili bilgiler bulabilirsiniz. Sevinç konuyla yakından ilgilenenleri düşünerek bütün bunların yanı sıra okurlarıyla dijital iletişimde güncel kalmak için takip edilmesi gereken yayınları da paylaşıyor.

Yazar dijital pazarlamanın olmazsa olmazının bir blog sayfası olduğunu savunuyor. Hiçbir işlevselliği olmayan şaşalı flash sitelerinin yerine sosyal ağlara bağlantılar veren tek bir ana sayfanın çok daha faydalı olacağını söylüyor. İçeriğin her şeyden önemli olduğuna dikkat çekiyor. Pazarlamaya ve konuşulmaya değer içerik üretilmeden yola çıkılmaması gerektiği konusunda okurlarını uyarıyor. Bu içeriklerin öncelikle Facebook ve Twitter gibi ana arterlerde paylaşılması gerektiğini ve gerekirse reklamlarla da desteklenmesi gerektiğini söylüyor. Bugüne kadar en azından benim bahsedildiğine çok sık rastlamadığım bir konu olan ‘Sosyal Ayraçlar’ın kullanım alanları konusunda da ayrıntılı bilgiler veriyor.

İnternette başarının sabır ve sürekliliğe dayalı olduğunu dile getiren Sevinç, firmaların yanılgılarına da dikkat çekiyor. Sosyal medyanın dinamiklerini anlamadan beklenti içine giren firmaların yaşadıkları sıkıntılara yer veriyor. Firmaların tanıtımı için sadece sosyal medyanın yeterli olduğu ya da Facebook ve Twitter’ın sosyal medyanın kendisi olduğu gibi yanılgılara açıklık getiriyor.

Dijital çağın gereklerine ayak uydurmayanlar için de geçerli bir kural bu. Bu nedenle ister Suadiye’de hediyelik eşya dükkânı açan bir sermayedar ya da yeni dünya düzeniyle ilgili bilgi edinmek isteyen bir üniversite öğrencisi olun, Salih Seçkin Sevinç’in anlattıklarına kulak vermenin hepimiz için verimli olacağını söyleyebilirim. Neredeyse her apartmanın kapısında ‘Pazarlamacı giremez’ yazan bir ülkede, kişilerin evlerine, en özel alanlarına girmenin yegâne yolu olan internet ve sosyal medya, firmaların kendilerini anlatabilmeleri ve ürünlerini ortaya koyabilmeleri için çok önemli bir fırsat sunuyor. Salih Seçkin Sevinç tam da hedeflediği üzere akademik dilin sıkıcılığına asla düşmeden, keyifle okunan kitabı ‘Pazarlama İletişimde Sosyal Medya’ ile bu fırsatın nasıl değerlendirilebileceğini anlatıyor.

Bahar KümbetliRadikal Kitap

1 Yorum

Filed under Optimist

“Fısıltının Gücü” (eylül’12)

Yazar: Andy Sernovitz

Satacak Bir Şeyi Olan Herkes İçin!

Akıllı Şirketler Ağızdan Ağıza Pazarlamayı Nasıl Kullanıyor?

Ağızdan ağıza pazarlama sadece devasa pazarlama bütçelerine sahip çokuluslu şirketlere yönelik bir teknik değildir. İsabetli öneriler ve nitelikli fikirler, bir Fortune 500 şirketi için olduğu kadar bir kuru temizlemeci, restoran sahibi veya bir hastane için de işe yarar.

Özel indirimler, sadakat programları, çılgın promosyonlar, e-postalar, festival sponsorluğu, bültenler, eşantiyonlar, sosyal yardımlar, bloglar, partnerlikler, müşterilerin başka tüketicileri yönlendirmesine dair programlar ve daha fazlasından haberdar olduğunuzu biliyoruz.

Peki, eksik olan ne?  Yanıt: Yeni bir pazarlama türü olan “Fısıltı”

Dünyanın her yerindeki pazarlamacı ve reklamcılar için yeni bir felsefe öneren Fısıltının Gücü, ağızdan ağıza pazarlamayı üst düzey bir pazarlama disiplini olarak konumlandırmanız için, ihtiyacınız olan tüm bilgiyi sunuyor.

Unutmayın, mutlu müşteriler en büyük reklamcılarınızdır. O halde tek seçeneğiniz var: Onların sohbetlerine katılmanın en doğru yolunu öğrenmek.

“Kimse fısıltıyı (iyisini, kötüsünü ve ölçülebilenini) Andy Sernotivz kadar iyi bilemez.”

– Peter Fader, Profesör, Wharton İşletme Okulu

“Andy’nin yaklaşımı pratik, bütçeye uygun ve hepsinden önemlisi, etik. Paranızı kitlesel pazarlamaya yatırarak çöpe atmayın: Onun yerine bu kitaba harcayın ve insanları konuşturmaya başlayın.”

– Greg SteilstraPyroMarketing’in yazarı

“Ağlarla çevrili bir dünyada pazarlama yapmanın bir yanlış bir de doğru yolu vardır. Andy etik ve etkili mesajlaşmanın basit adımlarını önümüze seriyor.”

Shawn Gold, MySpace
(Detaylı bilgi için lütfen kapak görseline tıklayınız)

Yorum bırakın

Filed under Satış ve Pazarlama

Perakendenin Sherlock’u diyor ki: “Artık müşteri kraliçe!”

Bugünün pazarlama tekniklerini belirlerken “kadın dostu” olmak neden daha önemli? Yeni dönem satın alma eğilimleri nelerdir? Şirketler için müşteri odaklılık neden artık bir zorunluluk?


Paco Underhill’in şirketi Envirosell’in Türkiye ofisinin kurucuları Burç Tutanç ve Melik Karabıyıkoğlu bu sorulara, Underhill’in çok okunan “Neden Satın Alırız?” ve “Kadınlar Neden Satın Alır?” kitaplarından yola çıkarak yanıt veriyor.

“Underhill’in danışmanlık şirketi Envirosell’in Türkiye ofisinin açılışının ardında bir girişimcilik hikayesi, masaya konan bir ayakkabı, New York havalimanında hazırlanan bir rapor ve iki genç profesyonel var. Burç Tutanç ve Melik Karabıyıkoğlu, yeni dönemin perakende trendlerini anlatırken, Paco Underhill’in yeni kitabının konusunu da açıklıyor; “Artık müşteri kral değil, kraliçe… Bunu erken farkeden kazanıyor.”

Özlem Ermiş Beyhan – Dünya Gazetesi

Yazının devamı için tıklayınız.

Yorum bırakın

Filed under Optimist